Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
386
 

Adalet Hanımın ölümü

Adalet Hanımın ölümü
 

Ölen Adalet Hanım


Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Herkes bilir ki çağdaş dünyada Adalet kavramı temelde hukuk kurallarına uygunluğu içerir. İnsanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir ve tarih boyunca da en önemli tartışmalı bir alan olmuştur. Eski çağlardan beri düşünürler adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur. Eski Yunanlı düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır.

18. yüzyılda Aydınlanma Çağı düşünürleri adalet kavramını daha dar biçimde tanımlamışlardı. Onlara göre hukuka ve hukuksal eşitliğe uygunluk adalet için yeterlidir. Ne var ki, hukuk düzeni her zaman adil olmayabilir. Çünkü hukuk yasaların her durumda aynı biçimde uygulanmasını gerektirir.

Günümüzde adalet kavramı sosyal adaleti de kapsamaktadır. Sosyal adalet, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini, toplumdaki zayıf ve güçsüzlere devletçe yardım edilmesini içerir.

Bir anlamda, adalet, kılı kırka yararak ortaya konulan hükmün adıdır. Adalet, devletin en zirvesindeki insanla, bir çoban arasında fark gözetilmeden alınan karardır. Kanun hükmünden zerrece sapmadan, anlama, yorumlama ve uygulama pratiğinde kanuna en uygun sonucu ortaya koyabilmektir. Adaleti sembolize eden, elinde doğruları ve hakkaniyeti tartan terazinin bulunduğu kadının gözleri bağlanarak, adalet hanıma, taciz ve tecavüz edilerek hatta öldürülerek kişiye göre adalet dağıtılamaz.

Adalet deyince akla çok sözler gelir. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Adalet mülkün temelidir.” diyerek adaletin önemine vurgu yapmıştır. "Adaletin kestiği parmak acımaz", "Hazreti Süleyman'ın Adaleti" ve de "Allah hekime, hâkime muhtaç etmesin" gibi.

Ve başka özdeyişler: "Kılıcın yapamadığını adalet yapar", "Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir", "Kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir", "Adaletin kuvvetli, kuvvetlerin de adaletli olmaları gerekir", "Adaletin hâkim olduğu yerde, silahın yeri yoktur", "Devletlerin sarsılmayan temelini adalet teşkil eder" ve "Geç kalan adalet adaletsizliktir", “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır”!

Adalet aslında evrensel bir kavramdır. İnsanlık her uygarlık düzeyinde adaleti aramış ve adalet şöyle veya böyle devletin temeli olmuştur. Temel sarsılınca da o "medeniyetler" çökmüştür. Alman Atasözünde de bu kavram şöyle ifade edilir. “Bir memleket yalnız adaletle ebedileşir, adaletsizlikle yıkılır.” Adalet olmayınca, o yerde huzur olmaz, huzur olmayan yerde, hayatın tadı ve mutluluğu, güven duygusu kalmaz.

Bir toplumda adalet yoksa o toplumda düzenden bahsetmek mümkün değildir. Bir toplumda suç varsa da, orada adalet yoktur. Adaletin hedef ve amacı, eşitliği ve düzeni sağlamaktır. Hak kaybolunca toplumun tüm kesimleri kendi kendinin adaletini aramaya başlar, kargaşa, anarşi ve kaos ortamı doğar. Adaletin olmadığı yerde, ahlaktan bahsedilemez ve adil olmayan bir ulus, özgürde değildir. Bir rejimde; halkın adalete inanmaz bir hale gelince, o rejim çöker. Toplumun huzuru, birliği, dirliği, düzenliği için adalet şarttır. Adalet olmayınca bütün kötülükler baş gösterir. Toplumsal barış oluşmaz, insanlar arası iyi ilişkiler kurulamaz. Sonuçta herkes hakkını kendisi aramaya çalışır ya da mahkemelerde aramak zorunda kalır. Böylece adliyelerde baş edilemeyecek oranda dosyalar çoğalır.

Adaletin egemen olduğu toplumlarda, silahın yeri yoktur. Adaletin kestiği parmak acımaz. En yıkıcı yara, haksızlık yarasıdır.  Adalet önce devletten gelir ve yasalar bir toplumun düzenidir. Adaleti kanunlar sağlar ve kanunların bittiği yerde zulüm başlar. İyi kanunlar, vicdanın yazmış olduğu şekillerden ibarettir.

Toplumun düzenini sağlamak için, kanunların herkese aynı şekilde uygulanması gerekir. Suçluyu affetmek, mazluma zulmetmektir. Kanunların değeri, onu uygulayanların değeri ile ölçülür. Suçluların aklandığı, suçsuzların cezalandırıldığı yerlerde yargıçlar hüküm giyer.

Yapılan kanunların birilerinin (güçlülerin, iktidarın) lehine uygulanması veya uygulandırılması, çok büyük devasa adalet sarayları yapılarak, örtülecek bir adaletsizlik değildir. Haklının hakkını, mazlumun ahını, adaletin kılıcını doğru sallayarak koruyabiliriz.

Hepimizin aynı duyarlılık ve hayranlıkla izlediğimiz ve bildiğimiz Hz Ömer’in adaletini talep ederiz çoğunlukla. Hz. Ömer’in, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adalet konusu idi. O, mevki, rütbe, soyluluk vb  hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır  Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında hiç bir fark olmamıştır. O, her tarafta adaletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmuş, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmeden, Hıristiyan ve Yahudilerden olan yoksullara da yardım etmiştir.

Şimdilerde, kurulan mahkemelerle Adalet mefhumu gerçekleştirmeye çalışanların verdikleri adaletsiz kararların ayyuka çıkmış halini izliyoruz hüzünle. Ülkemizde Adalet mefhumundan söz etmek yerine, öldürülmüş olan, ölen Adalet Hanımın cenazesine gidilebilir ancak.

Nizamettin BİBER

Nevzat Dağlı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bütün şu evren "Hak" üzere yaratılmıştır.Hak üzre işler. İşleyişin tüm sırrı,şu oluşun YEGANE sırrı budur. Hak ki, bir anlamda GERÇEK, bir diğer anlamda "ölçü",yani "had" demektir. Yani "gerçekte" kimin veya neyin neyi hakettiği! Ve "had" ki hak alanını ve hakların sınırını belirler. Dolayısıyla GERÇEKTE HAKKIN HAKETTİĞİ YERE OTURTULMASI, yani hakkın tesis edilmesi de "Adalet" kavramını oluşturur. Bunu yeterince başaramayanlar ise henüz yeterince akıllı olamamış yani "İNSAN olamamış" oluyor,keza toplumlar için de aynı şekilde. Sosyolojik anlamda da aynı kural,aynı ölçü geçerli; Adaleti layıkıyla tesis edemeyen toplumlar "toplum" olamamış oluyor, yeterince gelişmiş olamıyor. Düşünmeli ki, "Yaratıcı"ya, Yaradan'a da "Hakk" diyoruz. Allah'ın en birincil adlarından biri de yine "Hak"! İşte insanoğlu bu "gerçek(ler)liğin" üzerinde çoook düşünmeli. Düşünmeli ki gerçekten "sırrı" da kavraya! Sizin de "adalet" üzerine derlenmiş çok güzel bir yazınızı okumuş oldum, zihninize sağlık. Sevgiler...

Filiz Alev 
 09.08.2013 14:22
Cevap :
Yaşamın merkezi var oluş nedeni adalet ve hak üzerinde olduğu gerçekliği tüm çıplaklığı ile ortadadır. Tüm ekonomik sosyal ideolojilerin erkezinde teolojik düşün kodlarında adalet kavramı vardır. Üzerine milyonlar yazı yazılmış düşünülmüş konuşulmuş bu kavramın sembolu adalet hanımın öldürülmesine içtenlikle üzülüyor insan. Kocaman adliyeler inşa edilerek yapılıyor hem bu. Teşekkür ediyorum selam ve sevgilerimi sunuyorum Filiz Hanım.   12.08.2013 16:52
 

Adalet'in hali içler acısı... İnsanın içi kararıyor. Mübarek bayramın Adalet'in ıslahına da vesile olması dileklerimle, bayramınız mübarek olsun. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 08.08.2013 18:34
Cevap :
Merhaba, insanın ve kurumların hatta ulusların en değerli varlığı onsuz bir yaşamın eksik olduğu ortada. Dolayısı ile bu konu ile uygulamalar insanın içini acıtıyor. Bense sizin bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor selam ediyorum.  08.08.2013 23:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3742
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2573
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster