Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
186
 

Adaletin "A"sı ve Pythagoras'un kupası mı?

Adaletin "A"sı ve Pythagoras'un kupası mı?
 

Adaletin Kupası


Dünya için gam yeme,
Hakk'tan başkayı deme,
Halkın malını yeme,
Sırat üzerinde tutar ha.
 
AHMET YESEVİ
 
        Geçen yıl kardeşim ve eşi, bana Yunanistan’dan bir armağan getirdiler. Seramik sevdiğim ve çalıştığım için, güzel, kobalt sırlı bir fincan olarak aldım ve kabul ettim. Ancak fincan güzel bir seramik ürün olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyordu. Bilim insanları da ancak bu kadar anlamlı bir andaç verebilirlerdi.
 
        Fincanın yanına iliştirilmiş dört dilde yazılmış, açıklayıcı bilgi içeren dört sayfalık bir el kitapçığı vardı. Ön yüzünde fotoğrafıyla birlikte “PYTHAGORAS 570-495 M.Ö. Matematik’in Babası Yunan Düşünürü” yazılıydı. Bu fincan (kupa) 2500 yıl önce Pythagoras’ın yaptığı ve öğrencilerinin ders aralarında şarap içmek için kullandıkları bir kupaydı. Ama kupanın çok önemli bir özelliği vardı ve o özellik bu kupanın bu adla anılmasına vesile olmuştu: Adalet Kupası (Fincanı). Ağzı yukarıya doğru  genişleyen, nerdeyse bir su bardağı yüksekliğindeki kupanın tam ortasında dibinden belli bir seviyeye kadar yükselen bir tepecik var. O seviye bir milim fazla şarap almaya izin vermiyor. Öyle bir sistemle üretilmiş ki, şarap o seviyenin üstünde doldurulursa şarabın tamamını fincanın dibinden boşaltıyor. Bu arada şarap kelimesine takılanlar istedikleri içeceği içine doldurabilirler. Yeter ki başkalarının hakkını gözeterek içsinler.
 
        Bir fincandan yola çıkarak insanın varoluşuna psikolojik ve sosyolojik açıdan bakarken bilimin kuralları, prensipleri ya da bilimlik çalışmalarla nasıl da doğru davranmaya yönlendirilebileceğini görüyoruz. İmanın geçerliliğinin ölçütü hayatın yaşanma biçimi ya da inancın davranış  biçimi haline gelmiş olmasıdır ve bunu bilimlik anlamda ölçmek ve yönetmek mümkündür ki yakın dönemde özellikle Din Psikolojisi alanındaki nitel ve nicel çalışmalar bunun göstergesi olarak  sayılabilir.
 
        İnsanın biricikliğini, en güzel şekilde yaratılmışlığını onurlandıran erdem değerlerden en önemlisidir adalet. Ancak başkasından önce insan kendisine adil olmalı diye düşünüyorum. Adalet bireyin kendisiyle ve kendisine yönelik olarak başlar. Varoluşçul açıdan incelediğimizde insanın özgürlüğü, aldığı sorumluluklar ve seçimleriyle mümkündür. Önce kendisine adil olmayı seçen insan, başkasına da adil olmayı bilecektir. İnsanın asıl doğasının din (Rum:30) olduğu bilgisinden hareket edilecek olunursa insanın kendine ve başkalarına adil ve dürüst olması ve hakkı gözetmesinin dinin ve insan olmanın gereği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bunları hayatına geçiren, yaşama biçimine dönüştüren insan ise özgürleşecektir. Bu bağlamda adaletin ve özgürlüğün olmadığı bir yerde dinden söz etmek mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda Prof. Dr. Hasan Onat Hocamızın satırlarına bir göz atalım:
 
“Varlık, adalet temelinde var kalabilmektedir. Bu bakımdan, Allah adil bilginleri kendi varlığının tanıkları olarak gösterir: “Allah, melekler ve hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri, O’ndan başka tanrı olmadığına şahitlik ederler. O’ndan başka tanrı yoktur; O kudret ve hikmet sahibidir” (Al-i İmran, 18). Allah’a eş koşmaktan kaçınmak, Tevhid bilincini diri tutmak da adaletin gereğidir. Adalet, bireysel ve toplumsal planda insanca yaşamanın da ana ilkesidir. Adaleti yaşam biçimine dönüştüremeyen, içselleştiremeyen birey ve toplumların mutlu olmaları pek mümkün değildir”
 
        İnsan yaratılmışların içinde en çok sorumluluk almayı göze alan olarak bilinir ve bu doğada yaratılmıştır. Ancak sorumluluk almayı reddettiğinden kendi içine bakmak yerine dışarıya gözünü diktiğinden kendi doğasından, Yaratıcısından kopar; yabancılaşma ile başlayan bir dizi sorunu ruhunda, bedeninde zihninde taşır ve hastalanır. Kalbini kendine kapatan her varlık yaşayacağı her sorunda asıl kendine haksızlık etmiş asıl kendine karşı adaletsiz olmuş demektir. Kendine adil olamayan birinin de başkasına adil olması beklenemez. O sadece benliğinin, çıkarlarının nefsinin isteklerine göre birilerinden adalet bekleyecek ya da tam tersine zulmedecektir. Elezer (sadist) ya da özezer (mazoist) yapılar gelişecektir.
 
        Pythagoras’ın Kupası ABC’nin ilk harfini hatırlattı bana: Adalet. Buradan yola çıkıp kendime adaleti sorguladım. Sonra da kendimde başlayan adalet bilincinin ailemde, yaşantılarımın içinde, ülkemde, kurumlarımızda yöneticilerimizde, dünyamızda yayılmasını, Hakk olanın, Hakk bilincinin yerleşmesini diledim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 122
Kayıt tarihi
: 07.01.14
 
 

Hacettepe Ü. İİBF Yüksek Lisans Ankara Ü. Din Psikolojisi Doktora Araştırmacı- Yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster