Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '11

 
Kategori
Sağlık
Okunma Sayısı
267
 

Adamın biri ...

Ankara İbn-i Sina hastanesinde Parkinson kontrolü için yatıyorum. Bugün 3. günüm. Radyonun kulaklığı kulağımda, bir sohbet programı dinliyorum. Konu ilgimi çekti. Konuşan Dr. Ahmet Rasim Küçükusta. Yazdığı bir kitap hakkında konuşuyor. Bu ilginç konuşma bu yazıya başlamamı sağladı. Çünkü şu an konunun içinde olmam ve bugün başarılı bir tedavinin olumlu sonuçlarını görmem radyoda konuşan Dr. ile fikirlerimin örtüşmesine neden oldu.

Dr. Küçükusta yazdığı kitabı anlatırken önemli bir noktaya değiniyor. Bir ülke düşünün ki yanlış tedavi sonucu yılda bir buçuk milyon insan hayatını kaybediyor, bir ülke düşününki yanlış ilaç kullanmaktan binlerce kişi etkileniyor ve milyarlarca dolar çöpe gidiyor. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta örneklerini çoğaltıyor, çoğalttıkça şaşırtıcı sonuçlar veriyor. Doktoru dinledikçe ülkemizde böyle şeyler normal, burası Türkiye şeklinde düşünmekten insan kendini alamıyor. Dr.Ahmet Rasim Küçükusta örneklerinin sonunda bu ülkenin ABD olduğunu yazınca, bu kez şaşkınlığınız bir kat daha artıyor. Nasıl olabilir? Bir süper devlet, dolar bazındaki bütçesi trilyonla bahsedilen koskoca Amerika’da nasıl olabilir böyle bir şey? Ama maalesef öyle. Maalesef diyorum çünkü, sivilcesi büyümekte olan yada- çok özür dileyerek - kıçındaki kıl dönmesini tedavi için Amerika’yı tercih eden, dünyanın bir çok ülkesinden, özellikle ülkemizden giden hasta adına maalesef. Amerika bugün teknoloji açısından zengin olan ama insan faktörü açısından yani sağlık sektörü tabiri ile yetenekli doktor açısından acınacak bir durumda. Aslında her konuda öyle değimli dir? Varlığı emperyalizme bağlı olan ABD gözüne kestirdiği ülkeye saldırmaktan çekinmemiş, silah teknolojisinin üstünlüğü sayesinde sadece birkaç günde o ülkeyi yada bölgeyi yerle bir edebilmeyi başarmıştır. Bunun son örneğini Irak’ta vermiştir. Oysa en teknolojik savaşta bile sonuca varmak için askeri tabirle ancak kara harekatı denilen ve askerin, yani insanın fiziksel başarısının zorunlu olduğu bilinmektedir. Amerika bugüne kadar Dünyanın birçok yerinde bu nedenle yenilgiye uğramış, bugün ise Irakta durum ortadadır. Olanlar ise zavallı Meksika göçmeni, fakir paralı askerlere olmuş, yine garibin anası ağlamıştır. Amerika önümüzdeki yıllarda ya da on yıllarda yada yüzyıllarda söz konusu örnekleri çoğaltacaktır. Çünkü işi budur. Yaşamı bu sisteme bağlıdır. Emperyalizmin acımasızlığına en iyi örnek ve en başarılı uygulayıcısı olduğu için bugün Amerika, Amerika’dır. Sağlık konusunda benzer durum sözkonusu değilmi dir? ABD de tedavi olmak, birçok ülke üst sınıf vatandaşın tercihi olması, milyon dolarların bu ülke pazarına akıtılması, Amerika’nın pasif reklam başarısından başka bir şey değildir. Ayrıca şunu biliyoruz ki, Amerika tıbbının ilerlemesinde Türk doktorların başarısı inkar edilemez.. Ülkemiz beyin göçünü engellemediği durumda bu işin kaymağını yiyen yine ABD olacaktır.


Dr. Küçükusta kitabında, ülkemizde bir ameliyat sırasında doktor hatasından ölen veya sakat kalan bir vatandaş hakkındaki haber günlerce basında ve halk arsında gündemden düşmez. Bence doğru olan budur. O yüzdendir ki ülkemizdeki doktorlar alacağı ağır cezayı bildiği için hata payını asgariye indirmiştir, diyor. Oysa hiç duydunuz mu Amerika da Dr. Ahmet bey’i kine benzer bir haberi? İstatistik bilgilerini araştırmaz iseniz duymanız mümkün değildir. İşte sözü edilen pasif reklam bu. Amerika halkı dünyanın en milliyetçi halkıdır diyebilirim. Kol kırılmış, yen içinde kalmıştır. Özellikle milyar dolarların kaynağı olan sağlık sektörünün olumsuz yanlarını ve dr. Ahmet beyin yaptığı gibi istatistik bilgilerini gizlemek Amerikan devlet politikasıdır. Halk ise bu politikanın destekçisidir. Öyle ya her yıl ülkemizden tedaviye giden hastaların Türkiye’de belki bir sağlık ocağında yapılabilecek bir tedaviye milyon dolarlar ödemesine sekte olabilecek kadar anti-milliyetçimidir Amerikalı? Değildir. Tam tersine, ABD’nin kuruluşu ve bu günlere geliş dünyanın var oluş tarihi ile kıyaslandığında dün gibidir. Okyanus aşırı bir ülkenin bu duruma gelmesi Avrupa’da ki uyanık , girimci ve cesur kişilerin bir yolunu bulup gemilerin yük ambarında saklanarak yeni dünyanın bakir piyasasına bir şekilde kendini atan ve kendi çıkarı için çalışarak ülkenin kalkınmasına yararı olan insanlar sayesinde olmadı mı?

Kuruluş hikayelerini bile Holywood piyasasının en çok para getiren filmleri haline getirmiş, geçmişini anlatmayı dahi paraya dönüştürmeyi başarmış bir uyanık halktan oluşan ülke. Eski Amerika’da ülkenin haraç ve uyuşturucu piyasasını paylaşım ve bölgesel üstünlüğü ele geçirme çatışmalarından kaçınmayan çetelerle ilgili filmler gişe rekorları kırmadı mı? Bugünde aynı tutumu ülke politikası haline getiren Amerika, dolar gelecek yerden ne esirger ki. İddia ediyorum ki bilim adamı , doktor , profesör gibi bir kimliğiniz yoksa, koyun cebinize bir milyon doları, kimlik bile taşımanıza gerek olmadan , pijamalarınızla ABD’ girip, aynı gün vatandaşlık alma şansına sahip olursunuz. Amerika için mademki her şeyin başı para, olması gerekende o. Emperyalizmin tarifi gereği birkaç başlık vardır. Amerika’nın kısacık tarihinde bu konuda birçok örneği , en azından denemesi vardır Bö l- yönet - sömür veya bahane bul, saldır-yönet -sömür. Sonuç değişmez ve nihai amaç sömürmektir. Yıllarca komünizmle savaşmayı kendine misyon edinmiş, mütteikleri tarafından desteklenmek zorunda bırakılarak başka ülkelerin tazecik gençlerini de maşa gibi kullanmadı mı. Buna en iyi örnek komünizmle savaşarak ülkeyi kurtardığını iddia eden ve miliyetçilik adına Amerika'nın uşaklığını yapan ülkücü kardeşlerimiz değilmidir.

Kore’ye Afganistan’a, en son olarak Irak’a saldıran Amerikan politikası ile o dönemdeki Portekizli, İspanyol veya İngiliz uyanık göçmenlerinin ekonomi politikasından farksızdır. Günümüzde başkaca sığınacak dalı olmayan Amerika demokrasi savunmacısı ve yerleştiricisi misyonu ile ortaya çıkmış, üstelik bu misyonu kendi kendine vermiştir. Kıbrıs harekatında Türkiye’yi garantörlük hakkına rağmen yıllarca ambargo altında inleten, hala KKTC’yi işgalci gören bir devlet politikası bundan birkaç on yıl sonra okyanus ötesi bir ülkeye demokrasi getirmek adına(!) saldırıyor, bugün bile devam etmekte olan bir işgalci rolünü hiçte çekinmenden ve dünyayı bir tarafına dahi takmadan devam ettiriyor. Hem de dolar ve onu sağlayıcısı petrole sahip olma uğruna.

Şimdi soru şu: Türkiye dahil olmak üzere hangi kapitalist veya yarı kapitalist ülke ABD’nin yerinde olmayı istemez? Vatandaş mantığı ile düşünecek olsak bile, buna kimse hayır demez.

En başta Türkiye olmak üzere Dünya'da ki tüm ülkeler ABD gibi olmayı, o güce sahip olmayı istemez mi? Yada hangi vatandaş güçlü olmayı, ama her konuda güçlü olmayı istemez. Üstelik slogan da hazır: Kahrolsun emperyalizm, yaşasın Amerika gibi olmak. Bakın yine zenginin malı züğürtün çenesini yordu. Oysa yine zengine hiçbir şey olmadı.

Hatırlayınız geçen yıl İngiltere’ den hasta ithal ettik. Aslında ithal değil ihraç sayılır. Sağlık ihraç ettik. Türk Doktorlar konularında daha uzman. Çünkü, İletişim çağı sayesinde Dünya'nın herhangi bir ucundaki tıbbi gelişmenin takibi mümkün. Ayrıca ve en önemlisi tamircinin iyisi, çok araba tamir edendir. En kalabalık yerlerden biridir hastaneler. Özel hastanelerin devreye sokulması ile dağılım bir ölçüde olumlu gerçekleşse de sonuç şu ki hastalıklı bir toplumuz. Bu sayede doktorlarımıza yardımcı olmaktan, onları uzmanlaştırmaktan gurur duymalıyız. Amerika'NIN doktorlarından şikayet mi ediyoruz. Dr. Ahmet bey’in iddiası –ki bence de doğru- o halde doktorlarımızın reklam kampanyasını neden başlatmıyoruz. Alın size yeni bir ihracat kalemi. Üstelik sloganımız bile hazır. Ne demiş önderimiz, ''Beni Türk Doktorlara emanet ediniz''

Ben bir Parkinson hastası olarak üzerime düşen yapmaya karar verdim. Bugün bu konudaki reklam kampanyamı başlatıyorum. Reklama konu doktor ameliyatımı yapan ve beynime iki adet kazık çakan(!) , bu kazıklara bağladığı jeneratörle beynime elektrik vererek beni yaşama döndüren biri. Prof. Dr. Ali SAVAŞ..

Bu arada Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın kitabının adı : ADAMIN BİRİ DOKTORA GİTMİŞ, GİDİŞ O GİDİŞ.. Ben de okumadım. Birlikte okuyalım. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 355
Kayıt tarihi
: 10.07.11
 
 

54 yaşındayım. Lise mezunuyum. 35 yıldan beri inşaat sektörünün içindeyim. Uzun yıllar altyapı mütea..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster