Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
9494
 

Adamotu sökmeye gittik

Adamotu sökmeye gittik
 

Latince adı mandragora olan adamotu, marula benzer ve gövdesi çok kısa olduğu için yerle bir gibidir. Geniş, uzun, oval, ucu sivri, kenarları kesik, sert yeşil yapraklarının yüzeyi pütürlü olup toprak hizasında yan yana dizilerek bir daire oluşturur. Çayırlık yerlerde, ekinlerin arasında yetişir. Sahilde şubat başlarında beyaz ya da mor beş yapraklı çiçek açar. Bitkinin üç dört cm. çapına varan yeşil malta eriği şeklindeki meyveleri, nisan başında sararır ve kavun kokusunu andıran bir koku saçar. Olgunlaşıp düşen meyvelerinin içerisinde bol miktarda küçük çekirdek bulunur. Bu hoş kokulu sarımsı meyveden fazla yiyenlerin sarhoş olduğu söylenir. Kökü ise insan şeklinde ve kalındır.

Adamotu, Türk kültüründe önemli bir yer tutmamasına karşın, başka kültürlerde binlerce yıldır insanoğlunu büyülemiştir. Kullanıldığı zaman adamotunun insanı hayal âlemine götürdüğünü, uyuşturucu olduğunu ve cinsel gücü arttırdığını aynı zamanda bazı rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığını bilinmektedir.

Hipokrat (M.Ö.IV.yy) adamotunu bugün adına stres denilen, melankoli, iç daralması gibi rahatsızlıkların tedavisi için önermiş ayrıca kökünün cinsellik üzerinde çok güçlü bir etkisi olduğunu belirtmiştir. Cinsellik üzerinde çok etkili olduğuna öyle inanılmış ki bitkiye aşk otu adı bile verilmiş. Araplar da adamotu meyvelerine "aşk elmaları" ya da "şeytanın elmaları" demişler. Antik Yunan’da aşk tanrısı Venüs’e (adamotunun Latince ismini anımsatan) Mandragoritis denilirmiş.

Afrodizyak etkisinin yanında, çoğu kültürlerde adamotunun yenmesi hamile kalmanın bir garantisi olarak görülmüştür: İncil'de çocuğu olmayan Hz.Yakup’un eşi Rahel’in adamotunu yediği ve sonunda hamile kaldığından söz edilir. Hz. Yakup’un Lea’dan doğma beşinci çocuğu İssakar, çocuklarına şöyle der: "Adamotu pahasına, Yakup için doğrulan beşinci erkek çocuğum. İşin gerçeği, ağabeyim Ruben tarladan adamotları ile dönerken, Rahel onunla yolda karşılaşmış ve adamotlarını elinden almış. Ruben ağlamaya başlamış. Onu duyan annem Lea, dışarı çıkmış. Rahel ihtiyacı olduğunu söyleyerek adamotlarını vermek istememiş ve ona 'Adamotlarına karşılık Yakup’u bir geceliğine sana verebilirim, ' demiş. Yakup, lea ile birlikte olmuş ve ben doğmuşum. Bu pazarlık yüzünden de adım ‘bir bedel karşılığı çocuk’ anlamına gelen İssakar olmuş. " Rahel adamotunu kullanır, hamile kalır ve bir oğlan doğurur. "Tanrı utancımı kaldırdı. RAB bana bir oğul daha versin!" diyerek çocuğa Yusuf adını verir.

Cezayir’de de çocuksuz bayanların hamile kalabilmeleri için cinsel ilişki sırasında küçük bir torbaya adamotu kökünden parçalar koyup üzerine yatarlarmış.

Günümüzden elli altmış yıl öncesine kadar, Batı kültüründe hâlâ adamotunun afrodizyak ve kısırlık giderici özellikleri yanında, sahibine şans getirdiğine, onu zengin hazinelere ulaştıracağına kısacası onun tüm dileklerini yerine getirebileceğine inanılırdı. Bu konuyla ilgili olarak, J. Bouquet, 18 Nisan 1951 yılında verdiği bir konferansta, Fransa’nın Nice kentinde bir mahkemenin sahte adamotu davasına bakmak zorunda kaldığından bahseder. «Satın alırsan, bu bitki sana Milli Piyangodan çok para çıkartacak» diyerek davacıya yüksek fiyatla adamotu satılmış. Konuşmacı ayrıca Bruxelles’de yayımlanan Sabah adlı bir astroloji dergisine, Uzman botanikçi S. G. ANDRES’in (93, av. Alph. Denis. HYERES (VAR) FRANSA) verdiği şu ilandan da söz ediyor: “ İnanca en uygun ve en eski dinî nesneyle, meşhur adamotu köküyle, tüm girişimlerinizde, BAŞARI. Botanik garantiyle teslim edilir. Dinî usule uygun olarak çıkartılmıştır. Kökten bir parça, 60 Fransız Frangı. İnsan biçimindeki tek parça kökün fiyatı ise talep üzerine bildirilecektir.( İstek halinde uluslararası cevap kuponu ekleyiniz.)

Bir zamanlar büyücüler, adamotu kökünü hazine bulacak, geleceği okuyacak, güç, zafer vs. kazandıracak canlı bir yaratığa dönüştürebildiklerini iddia etmişler. Bunun sonucu da adamotu kökünün fiyatı hızla yükselmiş. Adamotu tacirleri, başkaları kök sökmesin diye çeşitli söylentiler yaymışlar: Adamotunun kendisini söken her canlıyı öldürme gücüne sahip olduğu, sökülürken çıkardığı çok güçlü çığlığın sökeni öldürebileceği ve bu nedenle de kutsal günlerde, dini usullere göre ve bazı ilahilerin eşliğinde sökülmesi gerektiği iddia ediliyordu. Bazı kitaplarda yazılanlara göre, papazlar büyülü bir hançer ile adamotunun etrafına ortak merkezli üç çember çizip dua ederken, bir genç kız da adamotunun başında ağlarmış; bitkinin etrafındaki toprak kazılıp temizlenirmiş. Açığa çıkan köke uzun bir ip bağlar ve ipin diğer ucu da bir hafta aç bırakılmış siyah bir köpeğin boynuna geçirilirmiş. Sonra, köpeğe bir parça et koklatılır ve uzağa fırlatılırmış. Eti yemek için fırlayan köpek, kökü sökmeye çalışırmış. Bu sırada bitki kulakları sağır edecek bir çığlık atarmış. Papazlar ve ağlayan kız ise çığlıktan etkilenmemek için kulaklarını mumla tıkarlarmış. Üç deneme sonrasında köpek bitkiyi sökemezse, vazgeçilirmiş. Eğer köpek ölürse, kök kullanılabilirmiş. Sökülen kök yıkanıp suda bekletilir sonra da bir beze sarılırmış; böylece artık ebediyen sahibine sadık kalarak ona şan, şöhret ve para kazandırırmış.

Doğurganlık sembolü olarak kabul edilen adamotuna, bazı kültürlerin yazınsal yapıtlarında da rastlamak olasıdır: Fransız yazar Flaubert (1821–1880), “Hérodias” adlı öyküsünde, Salomé’nin dansıyla ilgili olarak “Siyah şalvarında adamotu desenleri vardı… Bir kelebekten daha da hafif, Salomé uçmaya hazır görünüyordu” diye yazıyor. İtalyan düşünür ve politikacı Niccoló Machiavelli (1469–1527) de “La Mandragore” adlı komedisinde adamotuna deyinir: Zengin olduğu kadar da salak olan Nicia, altı yıllık evli olmasına karşın bir türlü çocuğa sahip olamamış ve ümidini de kaybetmek üzeredir. 20 yıl Paris’te yaşadıktan sonra Floransa’ya dönen çapkın Callimaco Guadagni, Nicia’nın güzel eşi Lucrezia’nın peşine düşer. Arkadaşı Ligurio ile bir plan kurar. Ligurio, Nicia’ya Paris’ten kısırlık uzmanı bir doktorun geldiğini, adamotundan bir şurup yaptığını, bu şurubu içen kadının yüzde yüz hamile kaldığını ama ilacı içen kadınla yatacak ilk erkeğin bir hafta içinde öleceğini söyler. Ayrıca böyle bir tehlikeye maruz kalmaması için, karısının bir defalık başka erkekle yatmasına izin vermesini önerir. Saf koca da bu sözlere kanarak, hiç tereddüt etmeden, karısını yabancı bir erkeğin kollarına atar.

Bitkinin uyuşturucu özelliği de vardır. Anibal, Kartaca'nın hükümranlığına karşı çıkan Afrika ordusunu yenmek için adamotu kullanmış: Savaşta geri çekilir gibi yapmış ve terk ettiği karargâhında adamotu kökünde bekletilmiş küp küp şarap bırakmış. Düşmanları zaferlerini kutlamak için şarabı içip sızınca, Anibal da gelip hepsini ele geçirmiş.

Bir teyze de bana başından geçen bir olayı anlattı: Gençliğinde adamotu meyvesinden bir miktar yemiş, uykusu geldiğini söyleyerek yatmış. Başka hiçbir şey hatırlamıyormuş. Sabah olunca annesi "Kız, neydi o halin? Bütün gece, ana, ana! Tuz çuvalına yılan girdi diye bağırıp durdun, " demiş.

Merak ediyordum, acaba denildiği gibi kökü adama benziyor muydu? Nisan ortalarında, ağabeyim ile yanımıza bir kazma, kürek ve bel alarak adamotu sökmeye gittik. Önce dallarını kestik, sonra köke zarar vermemek için bitkinin elli cm uzağından kazmaya başladık. Açtığımız çukur gittikçe büyüyordu. Hava sıcak, toprak kuru. Güneş tepemizde, gömleği de çıkarmak zorunda kaldık. Elimize yüzümüze konan toz, terle çamura dönüşmüştü.

Elimizde ne hançer vardı, ne de adamotunun etrafına üç daire çizmiştik. Ne dua eden papazlar, ne de ağlayan bir genç kız. Aç bırakılmış kara köpeğimiz de yoktu. Korku ile karışık bir heyecan kaplamıştı beni. Ürperiyordum. Bir kurt içimi kemiriyordu. Ya yazılanlar doğruysa ya başımıza bir iş gelirse? Ağabeyim çok rahat, bense telaşlıydım.

Kökün yan taraflarından kazarak devam ettik ve sonuçta şekil tam ortaya çıktı: Boyun, gövde, kol ve bacaklar. Sonuna kadar kazacak olsaydık, herhalde akşamı ederdik. İkimiz birden asıldık; kök ne çığlık attı ne de başka bir ses çıkardı. Koparıp aldık. Aman Tanrım! Gerçekten insana benziyordu. Ölçtüm. Gövde 45 cm kollardan biri 35 cm diğeri ise 20 cm idi.

Dönüşümüzde bizi adamotuyla görenler "Hayrola, bu yaşta çamurdan adamla mı oynuyorsunuz, " dediler.

Duştan sonra terasa geçtim. Adamotu masamda, kahvemi yudumlarken, bir tenis topu gibi kültürler arasında gidip geliyordum. Günümüzde unutulmaya yüz tutan bu bitkinin çok etken olduğu bir kültürde yaşıyor olsaydım, herhalde adamotu kökü sökmeye gidemezdim.

Öte yandan da edindiğim tecrübenin mutluğunu yaşarken, bireylerin kültür yoluyla nasıl sömürüldüklerini düşünmeden edemedim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1665
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Emekli öğretim görevlisi, çevirmen, öykü yazarı, kültür ve düşün dergisi Gerçemek'in sahibi ve ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster