Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '08

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
3113
 

Adeta çölde bir vaha: Balıklı Göl...

Adeta çölde bir vaha: Balıklı Göl...
 

Fotoğraf kendi objektifimdendir.


"Çocuğu veren rızkını da verir mi? başlıklı yazımın devamıdır...

Sarı sıcak bir yolculuğun götürdüğü, dar ve derin sokaklarda, birbiri ile bütünleşmiş sert taş evlerin, henüz okul çağında onlarca çocuğunun bağırışları ve ilgili bakışları eşliğinde, koca ovanın ortasında yemyeşil görüntüsü ile Balıklı Göl bizi karşılıyor.

Şanlıurfa'dayız, medediyetin beşiği, dünyanın en eski şehri Urfa'dayız.

"Peygamberler Diyarı", "Evliyalar Yurdu" Urfa'dayız.

Balıklı göl sınırlarına girer girmez, asırlık ağaçların serin gölgesi, yoculuk boyunca çektiğimiz sıkıntıları bir anda unutturuyor.

Urfa Kalesi'nin eteğinde, inanan ile inanmayanın tarih boyunca birbirine karşı verdiği mücadelenin kanıtı olan bir mabet burası.

Alana girer girmez üçlü bir yol ayrımı karşılıyor sizi. Soldaki yol dergah camisine gidiyor, direk giderseniz balıklı göle ulaşıyorsunuz, sağa dönerseniz Urfa'ya özgü hediyelik eşyaları bulabileceğiniz oldukça renkli bir pazar yeri karşınıza çıkıyor.

Sol taraftan devam edelim, Dergah Camisi tarihi bir cami ve içerisinde Hz. İbrahim'in doğduğu mağarayı barındırıyor.

Bu mağara, Hz. İbrahimi'in babasının, oğlunu Nemrut'un gazabından korumak için 10 yıl boyunca sakladığı mağara ve mağara içerisindeki suyun birçok hastalığa iyi geldiğine inanılıyor.

Balıklı Göl, yaklaşık 1, 5 m derinliğinde ve taş duvarlarla çevrili bir bölüm. Göl kenarında, tarikat mensuplarının mezarları, dine hizmet etmiş evliyaların türbeleri mevcut. Aynı zamanda kaledeki mancınıktan ateşe atılan Hz. İbrahim'in düştüğü makam da göl kenarında yer alıyor.

Bu makam, yaklaşan herkesi büyülüyor. İçi su ile kaplı oan makam, aynı zamanda bir mağara ve atmosferine girdiğiniz anda, içinizi ferahlatan bir gül kokusu etrafınızı sarıyor.

Bu öyle deodorant veya parfüm kokusu gibi birşey değil, gidip hissetmeniz gerekiyor. Hava ne kadar sıcak, ne kadar bunaltıcı olursa olsun, ortama hakim olan tek koku bu. Serin ve gül kokulu.

Gölde bulunan balıklar, rivayete göre, Hz. İbrahim'in yakılmak istendiği ateşin odunları ve su da bu ateş.

Hz. İbrahim, kaleden ateşe atıldığı sırada, bir ayet iniyor: "Ey Ateş, İbrahim'in üstüne serin ve selamet ol", bunun üzerine ateş suya, odunlar da balığa dönüşüyor. Hz. İbrahim'de salimen bir gül bahçesi içerisine düşüyor.

Eskilerde, balıkları yiyen birkaç kişinin, öldüğü söyleniyor. Bu nedenle şimdilerde balıklara dokunulmuyor. Balıklara yem atmak serbest, ancak ekmek veya hamur mayası ile yapılmış herhangi bir gıdanın atılması yasak. Çünkü, balıklar maya nedeni ile şişiyor ve ölüyor. Bunun yerine, göl kenarında balıklara zarar vermeyeceği düşünülen yemler satılıyor.

Göl her an kalabalık, bir insan seli hangi tarihte olursa olsun, ziyarete geliyor, dualarını edip, mekanı geziyor.

Ziyaretçiler, hemen hemen bütün dinlerin mensuplarından oluşuyor. Herkes kendi bildiği şekilde dualarını ve iyi niyetlerini ortaya koyuyor.

Hala görmediyseniz, mutlaka zaman ayırın ve görün. Mabede girer girmez, içinizin nasıl bir heyecanla ürperdiğine inanamayacaksınız. Sizi karşılayacak olan Urfa'lı turist rehberi gençlerin anlattıkları ile, o anları yaşamış gibi olacaksınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gidip görmek gerek balıklı gölü.sevgilerle...

HATİCE GÜRBÜZ 
 02.11.2008 18:27
Cevap :
Bence de ilk fırsatta gidip görün, hatta ülkemizde görülmeğe değer o kadar çok yer var ki, çoğundan haberimiz bile yok. Yorumunuz için teşekkür ederim.  03.11.2008 9:03
 

Çocukken balıklıgölde yüzmeye giderdim kuzenimle ve her keresinde bekçi bizi kovalardı kutsal sayılan balıkları rahatsız ettiğimiz için! Sonradan sonraya Şurkav Vakfı'nın çalışmaları sayesinde o bölge yeniden düzenlenip nefis bir yere dönüştürülmüş. 20 yıl önce gittiğimde çocukluğumdaki gibiydi. Sizin başlığınızdan anlıyorum ki, yemyeşil ve ruhu okşayan bir yer olmuş. Acaba Urfalıların bugünkü durumunu gözlediniz mi? Hâlâ zubun denen o beyaz entarilerle şehir içinde dolaşıyor mu köylüler? Eşşeği bol bir kenti. Hâlâ caddelerde yük taşıyan bolca merkep görülüyor mu? Diyarbakır ve Harran yolunda modern semtler oluşmuş ve oradaki daireler Istanbul fiyatına satılıyormuş. Onları görebildiniz mi? Ulu Cami'nin minaresini, dar sokaklarına gizlenmiş iki katlı eski taş evleri görme olanağınız oldu mu? Urfa Müzesi'ndeki eski uygarlıklara ait eserleri görebildiniz mi acaba? Urfa ile Mersin'i kıyasladığınızda en büyük fark sizce ne? Bunları dipnot olarak yazarsanız, sevinirim. Teşekkürle, sevgiyle.

Mehmet Sağlam 
 29.10.2008 21:08
Cevap :
Balıklı Göl'ün insanın ruhunu okşayan bir yapı olduğunda hemfikirim. Şehir içerisinde beyaz entarilerle gezen insanları hiç görmedim, veya o kadar azlardı ki dikkatimi çekmedi. Sokaklarda merkepler de görmedim, onun yerini oldukça karmaşık bir trafik yapısı almış sanırım. İlk kazamı balıklı gölün yakınında yaptım :). Diyarbakır yoluna girmedim ancak, Karaköprü semtini kastediyorsanız, evet yeni binalar boy gösteriyor. Gaziantep tarafında da özellikle TOKİ evleri girişi biraz canlandırmış ama TOKİ'lerden sonra şehre yaklaştıkça eski tek katlı yapılar nahoş bir görüntü oluşturuyor. Balıklı Göl'e, ilk kazamdan sonra yürüyerek gitmeyi denedim. Bahsettiğiniz dar bir sokağa, kaybolmak uğruna kendimi attım ve de kayboldum. Ama sonunda bakırcılar çarşısına ulaşma ve tarihi sokaklardan geçme şansına eriştim. İzin verirseniz, Mersin'le kıyaslama yapmak istemiyorum, iki şehrinde kendine has bir mozaiği var ve bozulmasını istemiyorum. Yorumunuz için teşekkür ederim.  30.10.2008 11:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 117
Toplam yorum
: 197
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1034
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

1980 yılında Mersin'de doğdum, bütün eğitim öğrenimimi Mersin'de tamamladım. Yetmedi, işimi de Mersi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster