Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

aygoz Özlem Eryoldaş

http://blog.milliyet.com.tr/aygoz1

11 Temmuz '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
624
 

Adı blog'da saklı..

Adı blog'da saklı..
 

Hiç ummadığımız bir anda geliveren ayrılıklar. Aslında ayrılık çanları çalmaya başlamıştır ama duymazlıktan gelmişizdir hani.
Davranışlarda ki hadisendecilikler, gözlerini kaçırmalar, suskunluklar, ilgisizlikler, tek başına oturmayı vakit geçirmeyi istemeler ve buna benzer işaretler. Bunlar besbelli ayrılık müziğinin ilk notaları. Ama duyamaz olur kulaklarımız, göremez olur gözlerimiz. Bugün canı sıkılmış işyerinde, ödeme tarihi gelen faturaları düşünüyor, havalar sıcak insan da hal kalmıyor konuşmaya ! Diyerekten kendimizi avutmalar. Gereksiz kıskançlıklarını özler olur insan işte o anlarda. "Neredeydin,nereye gidiyorsun,kaçta geleceksin" gibi anlamsız gelen sorular anlam kazanmaya başlar. " Keşke yine bana o soruları sorsa da bende muzipçe kaçamak cevaplar vermeye çalışsam "diye düşünmeye başlar olur insan .

Oysa bu işaretleri bir hissedebilsek. Sorunun nerede olduğunu karşılıklı konuşabilsek keşke .
Kadın olsun erkek olsun . Sorun hiç bir zaman tek kişide olmuyor tabii ki. Erkek kadını suçlarken kadın erkeği suçlamaya başlıyor.
Üçüncü şahısı düşünmek geliyor ilk an'da insanın usuna.
" Kesin benden sıkıldı. Artık bir yenilik istiyor " ! Anlayamadığım bir cümle. Neden benden sıkılsın. Ben sıkıcımıyım. Neden ? Benim kendime özgüvenim yok mu ? diye sorabilsek keşke kendimize..
Onun sıkıntısını benmi yaratıyorum sadece ? Hiç mi başka sorunu yok ?..Sorular,sorgular zinciri sürüp giderken,
çoktan sonu gelmiş olan ayrılık müziği sessizce susmaya başlıyor.

Yine farkın da olmadan; hayali sevgililer yaratılmaya başlanıyor. Telefon dinlemeler. O güne kadar çok sevilen film ya da kitap " neden bunu dinliyor ya da okuyorsun sana birilerinimi hatırlatıyor" gibisinden saçma sorulara götürüyor insanı.

Aldatıldığını düşünmek ! Mahvediyor kadını ya da erkeği. Hele bir de bu aldatılma hikayesi sonucunda erkek ya da kadın evine geri dönerse. (ki bu dönüşler çoğu zaman erkeklerde mevcut). Kadın affettiğini düşünüyor.
O an'lık. Erkeğinin dönüşü zafer gibi geliyor o'na. Ama sonra sonra algılıyor ki bu kırık bir zafer.
Herkes duydu aldatıldığımı. Bu onur kırıcı. Ve en önemlisi de beni sevmediği için gitti,bir başkasını sevmeye.
"Ama ben yücelik yaptım,ve affettim ."
Bu yücelik mi değil mi tartışılır.
Gidenin arkasından beliren sancılı bekleyiş saatleri,günleri bir an'da gidiyormu hayatımızdan. Hiç mi yara bırakmıyor yürekte. Döndüğünde kabuk bağlayan yaranın kanaması duruyor belki ama .
Sonuçta kabuk yara kapanmadan bağlamış olmuyor mu ?

Toplum da aldatan erkeğin karısına " amaaan erkektir yapar. Elinin kiri. Sen o döndüğün de hemen affedeceksin" söylemleri dolaştığında pek de mantıklı düşünemiyor insan galiba.
Hani var ya tv lerde kurulan aile mahkemeleri. Onlar nasıl da çabuk hallediveriyorlar sorunları.
Kadın kilo aldığı için on yıllık eşininm artık kendisini beğenmediğini ve zayıf kadınlarla birlikte olmaya başaldığını söylüyor.
Çözüm olarak önerilen şu : Git sen de zayıfla !
Peki şimdi bunun çözüm olduğu kesin mi ?
Doğru çözüm bu mu ?
O erkeğin eşine yaptıının haksızlık olduğu anlatılamayacak mı ?
Şişmanlayan kadın ; " evet ben şişmanım.Kocam da beni zayıf kadınlarla aldatarak cezalandırmalı " mı diyecek.

Televizyon programlarına baktığım da öyle Psikolog varmış ki Ülkemiz de şaşırıyorum. Herkes " hımm birde olayı psikolojik yönden inceleyelim diyor. Orada bulunanlar arasında bir uzman yok. Pardon, var. Kendiside şişman olduğu için aladatılmış bir kadın !. "Ah kardeşim bende aynı dertden kocamı kaybettim. " Sonra aldatılan kadının kocası teşrif ediyor programa. Adam en az 200 kilo . Ama sorun değil. Adam zayıf kadınları seviyor. Ve aldatması affedilebilir.

Toplum olarak ayrılıkları hazmetmiş durumdayız. Aldatma olabilir, maddi sorunlar, çocuklar vs.
İletişimsizlik, birbirini anla(mama) ya çalışmak. Bunlar sorun olmakdan çıkıyor.

Bana kalırsa yapılacak tek bir şey var. KONUŞMAK .Hani insanlara özgü olan bir yetenek. Bizi diğer canlılardan ayıran özellik.

Gereksiz bahanelerle ekranlara taşınan bir kadın-erkek hikayesi beni bu yazıyı yazmaya sürükledi.
Ve yine pekala biliyorum ki bu sorunlar her yerde var.

Kısacası bu bir şehir efsanesi olmakdan çıkmış. Her kitlede mevcut olan KONUŞAMAMA nın getirdiği sancılar.

Ve lütfen bir de bu tip sorunları deşifre ederken ekranlarda; bir uzman edasına bürünmeden önce biraz düşünelim .

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bunlar çok önemli konular. Hiç kimse öneminin farkında değil ama farkınday-mış- gibi davranıyor. TV'deki programlar daLaf salatasında ibaret . İlişkilerde karşılıklı iletişim çok önemli . Ama zor olan da bu aynı zamanda. Kolay olan ne peki? Kaçamak yapmak. Aldatmak. Sonuç? Böyle bir toplum işte. Değer yargılarını kaybetmiş bir toplum. O tv programları zaten beni mahvediyor. Böylesine önemli konuları içini boşaltarak inceliyorlar çünkü. Yine önemli bir konu yakalamış benim güzel adaşım. Ellerine sağlık. Sevgiler sana. Öpüyorum çok.

Özlem Akaydın 
 12.07.2007 10:45
Cevap :
Canım arkadaşım..İnan bana dayanamıyorum o programları göremeye..Herkes uzaman :))..Teşekkür ederim..Sevgiler:))  12.07.2007 11:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 185
Toplam yorum
: 1201
Toplam mesaj
: 81
Ort. okunma sayısı
: 1477
Kayıt tarihi
: 10.03.07
 
 

Yazabilmenin özgürlüğüyle... İstanbul'un bir bahar sabahında dünyaya gelmişim. Keşfetmek, anlayabilm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster