Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
409
 

Adı günbatımı

Hava sıcaktı. Temmuzun bildik yakıcı sıcağı…

Adam, ‘’Bütün tablolarında gün batımını işliyorsun? Üstelik sonbahar. Sonra da nü… Bunun özel bir nedeni var mı?’’ diye sorduğunda, genç ressam duymazdan geldi. Dalgındı. Arada bir değiştiği fırçasıyla paletten taşıdığı renklerleri bir o yana bir bu yana sabırsız ama özenli dağıtarak tuval üzerinde bir bütünlük yaratıyordu. Belki de iç dünyasında kimselere sezinletmediği bir bütünlüktü bu.

Kısacık mesafeden bu bütünleşmeyi izleyen adamın dikkati genç ressamın kadifemsi ensesinin bitimine doğru seyrelmeye başlamış saçlarına yönelmişti. Boyun bitimi ve pırıl pırıl omuzlarına da…

Ona dokunmak istedi fakat korktu. Gizlediği heyecanıyla biraz ötede yere yakın iki kişilik bir koltuğa sessizce gitti ve oturdu.

Genç ressam, ‘’Biraz ara vermek istiyorum, ’’ deyip, kalktığında onu oturur görünce şaşırdı. ‘’ Bir şey mi oldu?’’ diye sordu. İki katlı atölyesinin üst katına çıkan basamaklarına doğru yürüdü ve üçüncüsüne ilişti. Düşünceliydi. Davranışlarında bir an için boşluk oluştu. Adama bakarak, ’’Bana biraz kitap okur musun? Sonra da şiir, ’’ dedi. O anda, onun yüzünde Liseyi yeni bitirmiş ve akademiye hazırlanan öğrencilerin heyecanını gördü adam. Kendisinde olmayan ve kavuşamadığını sandığı özlemlerini de…

İsteğini sunarken yanakları kızarmıştı genç ressamın. Bir sigara yaktı, ‘’Şarap, ’’ dedi.

Akşama yakın saatlerdi. Penceresi olmayan ve alt kattan görünmeyen gün ışığı dışarıda kalmıştı.

‘’Tablolarındaki konu ve bağlayıcı renkler atölyenin karanlığından ötürümü? Yoksa yüzüne yansıyan iç dünyan mı?’’ dediğinde, genç ressam tebessüm etti. Yeniden, ’’Şarap, ’’ diye, sorup cevap beklemeden iki kadeh doldurdu.

‘’Nü, içimdeki yalın ve saf çıplaklık… Gün batımı, hep aydınlanacakmış gibi olan ve bir türlü aydınlanmayan karanlığım, ’’ deyince, adam şaşırdı.

‘’Senin şarapla yakından bir ilişkin var, ’’ dedi, kadehi alırken. Peşinden de, ‘’Ama kıskanmam, ’’ diye ekledi.

Genç ressam, ‘’Öylemi? Bilmem ki. Sadece çok seviyorum, ’’ diyerek gülümsedi.’’Evet, şarap, günbatımı ve nü, ’’ diye ekledi.

Adam, ‘’Seni şaraptan kıskanmam, buna gerek yok, ’’ dediğinde, ‘’neden?’’ diye, sorarken biraz memnuniyet, biraz da şaşkınlık ifadesi belirdi genç ressamın yüzünde.

‘’Tablolarında her renk birbirinin zıttı gibi başlıyor ve sonra bütünlük sağlıyor. Neden?’’ diye sorduğunda, yüzünde yeniden bir gülümseme belirdi, genç ressamın.

‘’Önce bütünleşip sonra zıt hale gelmek daha mı doğru sence? Zaten hayat bu değil mi? Başlangıçta bütünleşmek için atılan, sonra farkında olmadan zıtlığa yönelen ve bir birini anlamayan ilişkiler… Sonrasında bunun pekişmesi. Ömrünün geri kalanında yeniden bütünleşmeye yönelik çabalar değil mi hayat? Bütünlüğü sürdürme uğraşısı yani… Ya da her şeyi yenip ahenk yakalama uğraşısı…’’ deyip, yeniden sessizleşti.

Bir yudum şarap içtikten sonra, ’’Bana biraz kitap okur musun? Peşinden de şiir, ’’ diye, isteğini yineledi.

Adam, onun bu çocuksu isteği karşısında ne yapacağını bilemedi. Şaşırdı. Olgunluğunun içerisine gizlenmiş, arada bir dışarıya çıkan çocuksu tavırlarının ve saflığının etkisine çoktan kaptırmıştı kendisini. Üstelik iki çocuğunun olduğunu bildiği halde…

Onun uzattığı kitaptan satırlar okumaya başladı. Arada bir baktığında içtenlikle dinlediğini gördü. ‘Mahcubiyeti, yanaklarının pembemsi hali onun kendisinde olmayan ve içerisine gizlediği özlemlerinin örtüsü, ’ diye düşündü.

Zamanın akıcılığının farkına varamadıkları bir an, genç ressam, ‘’Şarap, ’’ deyip yeniden kadehleri doldururken, tebessümle, ‘’Biraz da şiir, ’’ dedi.

Onun tavırları, çocuksu olgunluğu, sesinin huzur yayan billurumsu, akıcı, rahatlatıcı, iç gıdıklayıcı pırıl pırıl kadınsı metalik tınısına kilitlenen adam şiir okumaya başladı.

İkinci kadeh biterken, ‘’Adının anlamını biliyorum. Zaten bunun anlamı uğraşınla bütünleşmiş. Sende bunu gerektiği gibi sergiliyorsun. Ama ben sana bildik adınla seslenmek istemiyorum, ’’ deyince genç ressam çocuksu bir gülüş sergiledi.

‘’Peki, ne diyeceksin?’’

‘’Son görüşmemizden bu yana üç gün geçti. Upuzun ve hiç geçmeyecekmiş gibi gelen üç gün... Bu arada da düşündüm. Dedim ya adının anlamına yönelik bir yaşam tarzın var. Sanıyorum bu da adının etkisinde kaldığının göstergesi. Ama dediğim gibi ben sana adınla hitap etmek istemiyorum. Henüz bulduğum bir isimle seslenmek istiyorum. Yani Günbatımı. Bundan sonra senin adın Günbatımı, ’’ dediğinde, genç ressam önce şaşırdı sonra memnuniyet sergiledi.

‘’Gün batımımı canım?’’ dedi.

Adam, ’’Canım mı dedin, ’’ diye sordu. Bu ifade yüreğini delmişti.

Kısacık ama çok uzun süren bir sessizlik oluştu aralarında. Gözleriyle bir birbirlerine değdiler.

Dördüncü kadeh bitmek üzereydi ki, Konuşma boşluğu uzadıkça uzadı. Dudakları yapışıkken konuşamıyorlardı.

Adam bir ara gün batımının dudağından ayrılıp kulağına usulca, ‘’ Senin şarapla yakından bir ilişkin var / Bunu anladım ve bu kesin / Ama kıskanmam // Gün batımında / Sen ve ben / Bir kadeh kırmızı / Bir kadeh kırmızı ve sevişken bir sohbet // Affet bizi yarabbi / Ne güzel kendimizden geçişimiz / Seven sarhoşlara nispet’’ diye, fısıldadı.

Gün batımı adama sımsıkı sarıldı.Adam da Günbatımına…

Ve hala konuşamıyorlar. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 527
Kayıt tarihi
: 01.05.09
 
 

29.05.1949 Uşak doğumluyum. Lise dahil eğitimimi uşakta tamamladım. Yıldız üniversitesi inşaat bölüm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster