Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Adem Güngör/FETHİYE KÜLTÜR ETKİNLİKLERİ

http://blog.milliyet.com.tr/ademgungor

13 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
475
 

Adil bir seçime mi gidiyoruz?

Adil bir seçime mi gidiyoruz?
 

Resim: Alıntı


Geride bıraktığımız haftalar boyunca İnegöl ve Dörtyol ilçelerindeki olaylarla uğraştık. Hatay’ın Dörtyol ilçesinde dört polisin şehit edilmesi, Başbakan’ın "Kardeşlik açılımı" diye adlandırdığı ünlü açılımın kaçınılmaz yansıması olarak bir “kardeş” kavgasına dönüştü. Kapitalizmin kendi yaşamını ve erkini sürdürebilmek için dört elle sarıldığı “etnik milliyetçilik” Balkanlardan sonra Türkiye’ye de sıçramıştı. Önümüzdeki halkoylaması tarihine kadar da devam edeceğini tahmin etmek hiç de kehanet sayılmamalıdır.

Bu bağlamda üzerinde durmak istediğim konu, önümüzdeki aylarda gerçekleşecek olan iki seçimin (halkoylaması ve 2011 genel seçimi) şimdiden ortaya çıkan “adil olmaması” kuşkusudur. Mevcut iktidarın erkini sürdürülebilir kılma amacıyla çok ciddi girişimlerde bulunabileceği izlenimi vermesi bir önce değindiğim şüphenin kaynağıdır. Kampanyadan sandıklara, oradan nihai sonuçların derleneceği YSK bilgisayarlarına kadar geçecek seçim süreci şimdiden birçok olaya gebe görünmektedir. Seçim kampanyasına yönelik süreci düzenleyecek yasa değişikliği AKP’nin oyları ve de muhalefet partilerinin temele inmeyen eleştirileri ile adeta gözlerden ırak kabul edildi. Kabul edilen yasa, üstü örtülü olarak parasal güce ağırlık vermekteydi. Sanırsınız ki ABD’deki gibi kampanya destek fonları denetlenecek. Ne ki, yasa böyle bir denetimden ziyade fonları, yasayı dolanarak, arttırmanın yolunu açıyordu. Seçmenlere “eşantiyon” hediye paketleri dağıtılabilecekti. Gerçi bunların bedeli sözde sınırlanıyordu ama birkaç kez verilmesinin önü tıkanmıyordu. Ünlü öyküde olduğu gibi “parayı veren düdüğü çalacaktı”.

Önümüzdeki halkoylaması süresince bu bağlamda yeni bir olanak daha ortaya çıkacaktır: İftar ve Sahur çadırları. Bir gazete haberinin yalancısıyım, daha şimdiden, tonlarca et (ithal olabilir) bu çadırlara tahsis edilmiş durumda.

Camiler, türbeler, Kadir gecesi, kampanya için bulunmaz nimettir. Hele 9-10-11 Eylül’de ki bayram ziyaretleri kampanyaya yönelik en büyük nimettir.

Emekçilerimiz, aydınlarımız, muhalefet partilerimiz halkoyu kampanya sürecini,
bir askeri savaşım stratejisi gibi ele almak durumundadır. Günümüzün iletişim araçları insanın “özgür iradesi” kavramını sadece sözde bırakmışlardır; özde artık böyle bir kavramdan bahsedilemez.

1946’da yapılan baskın seçimin yankıları günümüze kadar uzanmıştır. Türkiye’de tek dereceli ve çok partili ilk milletvekili Seçimi Temmuz 1946’da gerçekleşmiştir. Radyo devletin elindeydi. Böylece CHP’ye önemli bir avantaj sağladı. Seçim, İçişleri Bakanlığının denetimi altında, açık oy – gizli tasnif ve çoğunluk ilkesine göre yapılıyordu. Günümüz politikacılarının pek azı o günleri bilinçli olarak idrak etmişlerdir. İktidar sandıkları gönlünce belirlemiş, seçim adaleti çiğnenmişti. Dönemin muhalefetini temsil eden Demokrat Parti, kurultayında bu yolsuzluğu ele alarak “Milli Husumet Andı” denen ilkeleri kabul etmişti.

Açık olan şudur: Türkiye 12 Eylül kamu oylamasıyla “12 Eylül”den hesap sormuyor, ondan daha da acımasız bir döneme girmenin ilk adımını atmak istiyor. “Sevgimiz millet, oyumuz Evet” sloganı ne kadar yanlışsa, ülkenin sahip olabildiği en ilerici Anayasa olan 1961 anayasası oylamasında sağ partilerin kullandığı “Hayır’da hayır vardır” belgisi de o denli yanlıştır. Gerçek ve doğru slogan “Faşizme, Talana, sömürüyle Hayır”dır.

Unutulmaması gereken küreselleşen kapitalizmin arkaladığı “Neo Faşizm”in kendini kabul ettirmesi alışveriş merkezlerinden geçmekte; cami, kilise ve havralardan aldığı icazetle mümkündür. Bir yandan ulusal borsamız indeksi 60’ı geçerek rekorlar kırarken, diğer yandan sayısal bilgileri gönlünce düzenleyen, istihdamsız büyümeye rekorlar kırdıran TUİK bile ülkemizdeki gelir dağılımı verilerinin değişmediğini, en düşük gelir dilimiyle, en yüksek gelir diliminin (%20’lik dilimler) arasında sekiz kat fark olduğunu açıklıyor. Ne ki, %10 ve %5’lik dilimlerdeki tepe ile dip farkından hiç söz etmiyor.

Özgür iradenin özünü ortadan kaldırıp sözüyle yetinenlerin fırınına kürekle oy atanların uyanması gerekiyor. Yağmaya, talana, sömürüye, işsizliğe, fukaralığı HAYIR demenin zamanı gelmedi mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İsabetli tespitler. Emeğinize sağlık. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 13.08.2010 17:18
Cevap :
İsmail bey, Yorumunuza teşekkürler. işte ülkemizin yapısı malesef bu. Saygılar...  14.08.2010 7:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 320
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1686
Kayıt tarihi
: 16.04.09
 
 

Muğla Fethiye doğumluyum. Sanat okulu elektrik bölümü mezunuyum. Tarih ve Kültüre çok önem veriyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster