Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '18

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
240
 

Adil'in Kadrajından....Devran....

Adil'in Kadrajından....Devran....
 

Sanırım burcum toprak grubu olduğundan. Doğayı çok seviyorum. Dünya âlem de en sevdiğin nedir deseler…
 
Anen, Baban, çocuğun, sevgilin… Dersiniz değil mi?
Bunlardan hiç biri dersem şaşırmayın.
Evet!.. en sevdiğim Güneşli yaz günleri…
Baharda yeşerip çeşit çeşit açan çiçekler…
 
22 Marttan sonra uzamaya başlayan günler…. Taa 22 Hazirana kadar.. 22 Haziranda en uzun günü yaşarız ya işte benim en sevdiğim gün o gündür.
 
Kıştan soyunup çırılçıplak soğutucuya konmuş gibi çıkan doğadaki tüm canlılar güneşi görüp ısındıkça patlamaya başlayan pıtır pıtır dökülen tomurcuklar, doğada uçuşmaya başlayan tüm canlılar, yuvasından çıkmaya başlayan karıncalar, şavkıyarak akmaya başlayan pınarlar, yeşil çimenler çok dehşetli coşku verir bana.
 
Kuşların imece usulü yapmaya başladıkları yuvalara ağızlarında çer çöp ile uçuşları, suda yumurtalardan çıkan balık yavrusu sürüleri, kurbağaların uzun kuyruklu yavru larvaları, peşinde gurklayarak civcivleri tek sıra düzeninde gezdirmeye başlayan anaç tavuklar. Annesinin yanında çifteler savurarak zıplayarak gezen tay, Annesinin akşam gelişini dört gözle bekleyen kıvırcık kuzu, minik kuyruklarını keyifle sallayarak ritim tutan minik oğlaklar, bir batında sekiz on tane doğan minik köpek yavruları, toprağın kaymak tabakasını sanki eliyle iteleyerek çıkan insan gibi çıkmaya çalışan sebze ve meyveler coşturuyor insanı.
Kışın soğuk havalarından bıktıran kabanların, kazakların atılıp efil, efil giyilen tişörtlerin içine dolan ılık ve sıcak rüzgârı teninde hissetmek…
 
Derken tatili, köyü, bağı, bahçesi doğası…
Hele çocukların okullarının tatil olduğu o ilk günler onların sevincini izlemek ne kadar haz veriyor.
 
Derken bir bakıyorsun kısalan günler, güneşin o yakıcı sıcaklığını kaybetmesi, gün dönümünden sonra kısalmaya başlayan günler, sonbahar öncesinde ‘’oryantasyon’’ hazırlığı gibi.
 
Sararmaya başlayan yaprakların dallarından birer birer düşmeye başlaması içimde bir hüzün yaşamama sebep olur.
 
Bir taraftan doğanın organik renklerinin cümbüş yaptığı, ressamların tabloları kıvamında her rengi yakalamak mümkün oluyor. Yeşille kahverengi arasındaki o yüzlerce renk tonu insana duygu devinimleri yaşatıyor.
 
Artık sabahların erken saatinde serin havanın ürpertileri…
Kısa süreli yağan yağmur geçişleri,
Bazı zamanlarda üşüten sert poyrazlar, tişörtlerin üzerine giyilen ince trençkotlar…
Giyersen terleten çıkartırsan üşüten kararsız havalar…
Şaka desen şaka değil,
Gerçek desen kabul etmekte bir o kadar zor…
Elele tutuşup kıyı boylarında yürümeler,
Deniz kenarlarındaki kumsala oturup yakamozları izlemek,
Kumsala yatıp gökyüzündeki saman yıldızını izleyerek hayal kurarken uyumak, 
Kıyıya epil, epil ipiltilerle vuran dalgaların çoşkusu ile çoşmak,
Tuzlu denizin ve güneşin hoyratça yaktığı bronz tenini kadife gibi okşayan meltem rüzgârının tadını teninde hissetmek,
Yazlık sandalet ve şortların rahatlığına alışıp tatil dönüşü bir haftada insanların kinayeli bakışlarına hedef olmak,
 
Oooof be 
Zor be bu Eylülü geçirmek…
Artık dünyaya yan bakmaya başlayan güneşin insafına kalan hazan ve hüzün mevsimi ‘’sonbahar.’’
 
Yaz aşklarına veda buseleri, vedalaşma ritüelleri, sarıldığı zaman elleri boyunlarda asılı kalan aşıklar…
 
Banklarda, kumsallarda terennüm edilen aşk şarkıları, pembe hayaller…
Sınırsız bir özgür alandan yüz metrekare evlere, okulların gri duvarlarına hapsedilen günlerin başlangıcı,
Çalışanların kıyafet zorunluluğu, öğrencilerin formalı günleri, laboratuvarlar, kütüphaneler, kesif kokulu dairelerin banko arkasındaki yığılmış dosyalar,
İşe giderken karanlık, gelirken karanlık geçen günler…
Her akşam esir olunan kalite düzeyi düşük dizilerle algı yöneten açık oturum müdavimlerinin elmanın sapı, armudun çöpü muhabbetleri…
 
Üüüüf be içini daraltıyor daha şimdiden.
Bütün bunlar hayatın acı gerçekleri, 
Aslında her mevsimin her şeyi dengeleyen kurgusu istisna ve şüphe gerektirmeden sırayla dönüyor devran.
 
Onun için diyorum ki!...
Çıkarın anasını satayım tadını…
Yazsa yazın, sonbaharsa ‘’Eylül’’ün, kışsa karın soğuğun…
 
Hep sağ olun,
Hep var olun,
Dost olun, Dost kalın…
Sizleri seviyorum… Esen kalın….
03 Eylül 2018 Adil Bozkurt 
 
Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Muhteşem, ortaklığımız ne çokmuş meğer teşekkür ederim. Taşın, toprağın, çiçeğin, yaprağın, kuzunun, kuşun yani doğadan görsel, işitsel, rengahenk senfoniler serdiğiniz için gözlerimizin önüne, emeğinize sağlık diliyorum saygılarımla

Cemile Torun 
 04.09.2018 23:01
Cevap :
Asıl ben teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için Cemile hanım saygı ve hürmetle efendim.  05.09.2018 11:40
 

Çok güzel bir yazı elinize sağlık, bütün mevsimler sonbahar bütün aylar Eylül olsa keşke.

Kerim Korkut 
 04.09.2018 15:37
Cevap :
Bu yazım her ne kadar Eylül severler için yazıldıysa da, kış sevenlerin tepkisini çeker miyim diye de düşünmedim değil. Kış mevsimi gelince onların bam teline de bir dokunuruz olmazsa. Beğendiğinize sevindim Kerim bey selam ve hürmetlerimle.  04.09.2018 21:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 538
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster