Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1483
 

Adım adım A.Ş.K !

Adım adım A.Ş.K !
 

Aşk ve sevginin ayrı kavramlar olduğu düşüncesindeyim. Aşk dediğimiz olgunun kimyasal bir süreç ve her süreç gibi değişim ve dönüşme açık olduğu kanısındayım. Biri diğerinin öncüsü olabilse de...

Ve eğer şanslıysanız aşkınız zamanla sevgiye dönüşebilir. Her ne kadar bu sürecin devamlılığı ve yaşanma biçimi kişiden kişiye, ilşkiden ilişkiye ufak tefek farklılıklar gösterse de...

Sevgi olmadan da aşk olabiliyor. Çünkü kanımca sadece çekim ve beraberinde gelişen kimyasal hal durumuna aşk denmekte. Aşkı; dört aşamada incelemek gerekiyor: Tutku, saplantı ve bağlılık ve belki de dördüncü aşama olan aşk hüsranı (nihayi son aşaması)...

Tutku aşk için gerekli olan birinci aşama: Aslında bu seks dürtüsüdür. Aşkın ilk aşamasında gözlemlenen; yüksek
dozda enfatemanin almış kişilerde de görülen benzer özelliklerin kolaylıkla görüldüğü bir süreçtir.
Kadınların aşk adına erkekelerde ki arayışlarındaki seçicilik erkekelerin kadında aradıklarından farklı değildir.
En kaliteli spermin yumurtayı dölleyebilmesi için gerekli olan fiziksel kaliteyi yakalamak adına yapılan güdüsel seçimin gereğidir bu.

Aşk için: Erkeklerin kadınlarda dikkat ettiği bilimsel olarak belirlenen 0.7 cm olan bel kalça oranıyken, kadınların tercihiyse; sert yüz hatlı, geniş omuzlu erkekler oluyor. Ve bu ise, testesteron hormonunun fazlalığına delalet etmektedir. Bunun devamında ki döneme saplantı adını verebiliriz.

Ancak aşk genel de dördüncü yılın sonunda bitiyor. Çünkü: Bu bilimsel verilere göre aşkın ömürü dört sene. Bunun nedeni ise, dört senenin, bir bebeğin kendi yaşamını sürdürebilecek hale gelene kadar gereki olan süre olması.

Tutkunun zamanla azaldığı yüzyıllar süren bir deneyimin sonucunda edinilmiş bir bilgidir. Bu nedenle de bir çok toplumda aşkdan önce evlilik gelir. Hindistan bu toplumlardan biridir. Geleneksel Hint toplumunda erkeksiz bir kadının hiç bir değeri ve hakkı nerdeyse yoktur. Daha önceleriyse kocası ölen kadın onu cenaze ateşine atılarak yakılmaktaydı. Şimdileri ise çocuk yaşta evlilikler çok sıradan sayılmaktadır.

Tayvanlı erkekler ise, evlenmek için toplu halde bir Çin'e giderek bir otel odasına toplanmış kadınlar arasından gelin adayını seçmeye çalışırlar. Ve on dakikalık süreçte bu seçimi yapan erkek, üç gün içinde evlenir.
Buna nedense Tayvanlı kadının ekonomik özgürlüğünü kazanmış olmasından dolayı Çinli kadına göre tercih edilebilir olmamasıdır.

Ekonomik özgürlük ve eğitim sahibi kadının erkekler tarafından tercih sebebi olmadığı bir kültürün seçimleri için bulduğu ilginç çözümlerden birine iyi bir örnek sanırım bu. Dayatmacı ve güçlü olan Tayvan kadını, ülke erkeklerini evlenmek için Çin'li kadını tercih etmeye yönlendiriyor. Başkaldırı içinde ki kadın erkek için tercih sebebi olmadığına göre, bazı toplumlarda erkek için kadının yetrince güçlü olması feminen bir özellik olarak algılanmamakta anlaşılan...

Evilik sonrasında durumun devamlılığı söz konusu olan örneklerdeyse; ayrılınmadığı takdirde bağlılık aşamasına geçilmiş oluyor. Bu aşamada oksitosin maddesi bol miktarda salgılanmakta. Bu ise, sakinleştirici bir kimyaya bürünmemizi sağlıyor. İlgnçtir ki, bağlılık süreceinde de ayrılık sürecinde de çiftler aynı maddeyi salgılamakta.

İkinci aşama olan bağlılık aşamasında uzun süreli beraberlik için uyum, belli ihtiyaçların karşılıklı tatmini, özveri ve sevgiyi gerekli. Seçimlerimizde belirleyici olan hormonlarımız ve güdülerimizken; devamlılığı için eğitim, sosyal çevre ve yetişme tarzımız belirleyici olmaya başlıyor. Ve bu gereksinimlerin toplamından daha fazlasını da sentezleyebilme yeterliliğine sahip olan zihnimiz devreye girdiğinde bizi yönlendiren ikinci bir unusur ilişkide ağırlığını hissetiriyor: Mantık...

Güdüler en doğru genetik seçimi yapmakla görevli olarak kendi misyonunu yerine getirme gayretindeyken, bilinç
çok daha farklı parametreleri hesap etme misyonunu sahiplenmiş olarak bazen diğerinle çelişmek bahasına bizleri
etkilemek ve yönlendirmek gayretindedir.

Doğu kültüründe önce evlilik, sonra aşk denmesine rağmen; Batı toplummunda israrla halen tutku, sevgi ve bağlılığın evlilik için öncül olarak gerekliliğine inanılmakta. Ancak bununda işe yaramadığı ortada ki, boşanmalar Batı toplumunda % 50 oranındadır.

Sözlerimi M.C.Rumi den bir kaç alıntı ile noktalamak istiyorum: "Faniye olan aşk ebedi değildir. Çünkü insan bu düzenin hükmüne, ebediliğe müsait değildir."

"Herşey sevgilidir, aşıksa bir perde; diri olan sevgilidir aşıksa bir ölü."

Gerçek şu ki; yaşamlarımızda sosyal, kültürel ve kimyasal harmanın harmonisini karşılıklı olarak yakalayabildiğimizde, belki de aşkın tutkunun ve bağlılığın sürekliliği sağlanabilecek ve aşk sevgiye döneşerek yaşamını farklı bir boyuta sürdürebilecektir...Kim bilir?


Sevgi ve ışıkla,

Ayna

Temmuz 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ayna Aşk ve sevgi, eğer sevgi varsa ilişki çok uzun sürer bir ömür gibi, diye düşünüyorum. Kendine has yorumunla ellerine sağlık, kendine iyi bak sevgi ve saygılrımla..

Mehmet EREN 
 02.07.2007 16:36
Cevap :
Sevgili Mehmet ilgi, katkı ve bu güzel bakış açını yanstığın yorumun için teşekkürler. Sevgi ve ışıkla, Ayna  02.07.2007 22:41
 

:)) bilimselligi elekten geçirip mantığınla birleştirip birazcıkta espri katarak güzel bir yazı hazırlamışsın. bilimsellik derken bilimsel çalışmalarda baz olarak kullanılabilecek satırlar var :) sevgilerimle.

erol aslan 
 02.07.2007 10:34
Cevap :
İlgi ve beğenin için teşekkür ederim sevgili Erol. Sevgi ve ışıkla, Ayna  02.07.2007 10:52
 

Güzel ve emek verilmiş seçici ve akıcı araştırmanız için öncelikle tebrikler. Aşk hep var olan bir dürtü bekar ve evlilikle hiç bir bagı yok. Yalnızca zamanını seçme şansımız yok.Yaşamımızı yolculuga benzetecek olursak ,önce gidecegimiz yeri tespit edip sonra bizi götürecek aractan yer ayırmayla süreç başlıyor.Bilet ile serüven başlıyor yerimizi ve saatini.bitmedi şöförün kalitesi gidişimizin kalitesini belirler.yolculuk süresinde ise zaman ve mekan kavramı yoktur.hedefe kazasız varıldıgında süreç te sonlanır.Hedefteki süreç yenisiyle sonlanır biletin hükmü yoktur.Sadece yolculuk esnasında geçerlidir.Aşk ta işte yeni karar verdigimiz bir sürecin bileti gibidir.İki kişinin performansı sürecin kalitesini belirler.Vardıgınız yerde bilet gibi hükmünü yitirir.geçersizdir soraki kapı sevgi baglılık ve tüm söylenenler yazılanlar geçersiz bence söylemle degil yaşamak gerekir...Başarılar...

ZEYBEK 
 01.07.2007 20:24
Cevap :
Bilimsel analizlerin bir senteziydi yazdıklarım. Farklı görüş, birikim ve değerlendirmelere her zaman açık bir konu malumunuz. "İnsan sayısı kadar aşk var " diye düşünüyorum ben de. Katkı ve paylaşımınız için teşekkürler. Sevgi ve ışıkla Ayna  01.07.2007 22:16
 

Aşkın süresiyle ilgili bir çok şey söylenmiş,bir çok süre verilmiştir.Ama bir çoğuda bunun sebebini,yani aşkın niye en fazla o kadar süreceğini açıklamamıştır.Yazında aşka en fazla dört sene ömür biçilmiş.Sebebi olarakta bir bebeğin yaşamını kendi kendine sürdüre bilmesi için gerekli zaman olduğunu belirtmişsin, ilginç geldi bana.Ama bunun aşkın süresiyle olan ilgilisini anlıyamadım..Yazını ilgiyle okudum.Teşekkür ederim :)

Kenan Soyalp 
 01.07.2007 19:37
Cevap :
Yenidoğan, annenin ekonomik üretim sürecinin dışında kalacağı dört yıl boyunca yuvada annesi ile beraber kalır ve babanın bu işlevi yerine getirmesi gereksinimi ile aşk kimyası çiftler arasında devrededir. Avcı ve toplayıcı toplumlarda mağrada çocuk büyüten dişi ava giden erkektir. Ve bu ilk dört sene bu şekilde devam eder. Dördüncü yıldan sonra çocuk anne dışında birninin ilgi ve bakımı ile annenin doğum öncesi şartlarına dönüşünü tolere edebilir hale gelir... Bilimsel açıklama olarak konu hakkında verilen bilgi bu. İlgi ve beğeniniz için teşekkür ederim. Sevgi ve ışıkla, Ayna  01.07.2007 20:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1950
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster