Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '14

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
703
 

Adıyaman'ı anlatan yazarımız Feride Bektaş'a ilişkin düşüncelerim

Adıyaman'ı anlatan yazarımız Feride Bektaş'a ilişkin düşüncelerim
 

Feride Bektaş kitap imza gününde


Adıyaman 01 Mart 1956 doğumludur. Resmi kayıtlarda böyle gözükür. Ancak kendisi doğum tarihinin 24 Aralık 1960 olduğunu belirtir. Sağlık alanında çalışmış, yüksek okul mezunudur. Sağlık konusunda Adıyaman halkına uzun yıllar hizmet etmiştir.

Meslek yaşamı boyunca sanattan kopmamış yazdığı şiirler kendisine sanat ortamında ayrıcalıklı bir yer kazandırmıştır. Bununla yetinmemiş, dergi ve gazetelerde şiirlerinin yanında yazıları da yayınlanmıştır.

BEKLEYİŞ adlı bir şiir kitabı vardır. Bu kitaptaki şiirleri, 1985 yılından 2007 yılına kadar olan zaman dilimi içinde oluşturulmuş ve 2007 yılında yayımlanmıştır.

Feride Bektaş, 2011 yılında yayımlanan "Gavur Mahallesi/Adıyaman" adlı romanını, iki yıllık yoğun bir çaba sonucunda gerçekleştirmiş. Bu yapıtında, çevresine olan ilgi ve duyarlılığını akıcı anlatımıyla ortaya koymuş, romanında anlatılan konu ve kişilerle bir dönemin yaşamına ayna tutmuş, o günlerin yaşamını gözler önüne sermiştir.
Yukarda yer alan kapak için Feride Bektaş'a da belirttiğim bir bakış açımı sizlerle de paylaşmak isterim. Kapak ilk anda Gavur Mahallesi Adıyaman anlamında algılanıyor ya da ben öyle algılıyorum. Kanımca "Adıyaman Gavur Mahallesi" biçiminde tasarım yapılması gerekirdi. Karar okuyucularındır. Ben böyle düşündüm.

"Gavur Mahallesi/Adıyaman" romanını okuduğumda ilkokul yıllarımı anımsadım. Bizim yaşadığımız olayları ve mekanları anlatıyor gibiydi. Anlatılanların bir kısmını ben de yaşamıştım. Gavur mahallesinde oturan çok arkadaşımız vardı. Bir Aralık ilkokulunda aynı sıralarda otururduk. Bayramlarında Gölbaşı caddesine değin taşan etkinliklerinde, biz de çok yumurta yutuzma (tokuşturma) yarışı yaptık. Yumurtamız kırılırsa kıran arkadaş, biz yumurtayı kırarsak o arkadaşın yumurtasını biz alırdık. Renk renk yumurtalar pişirilirdi. O renkli yumurtalar hala gözümde canlanmaktadır. El arabaları ile sepetler içinde getirilir, sokak boyunca yan yana dizilir, bizlerde renklerini beğendiğimiz arabanın etrafında yerimizi alarak yumurta seçerdik. Yumurta seçmek, en sağlamını bulmak beceri işi idi. Kimileri yumurtayı eline alır, hangi tarafının dolu olduğunu ve sağlamlığını sınamak için hafifçe dişine vururdu. Sağlam olduğuna karar verdiği yumurtaları ceplerine doldurur, gözüne kestirdiği arkadaşı ile yumurta tokuşturma yarışmasına başlardı. Bu yarışmalar sonunda bir cebinde sınık (kırılmış) yumurtalar diğer cebinde kırılmamış tokuşturmaya hazır yumurtalar olurdu. Ne değin sınık yumurta kazanmışsa akşam eve o yumurtalarla dönerdi.

Anlatılanlara yabancı değildim. Biz Eskisaray mahallesinde otururduk. Evimiz Eskisaray Polis Koarakolunun az ilerisindeydi, Gölebatmaz sokakta-şimdi cadde- otururduk. Romanda geçen olayların anlatıldığı yıllarda Adıyaman'da nerdeyse hiç beton yapı yoktu. Tüm yapılar kerpiçti. Kimileri iki katlı, çıkmalı evlerdi. Damları topraktı. Üzerlerinde loğ vardı. Kışın yağmur sonrası damlar bu loğlarla loğlanır, toprak bu loğun ağırlığıyla bastırlır, akması önlenirdi.

Kar yağdığında da damlarda biriken karlar, damdan, zaten daracık olan sokaklara kürelenirdi (tahtadan yapılmış geniş kürek ile sürüklenerek atılırdı). Sokaklar insan boyunu aşkın kar yığınları ile dolar, komşular geçecek yer zor bulurdu.

Bunları anımsamama neden olduğu için Feride Bektaş'a çok teşekkür ederim. Ellerine, gözlerine, duyarlılığına sağlık.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster