Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '16

     
    Kategori
    İlişkiler
    Okunma Sayısı
    161
     

    Aferin avcısı

    Aferin avcısı
     

    Kendimizi beğendirmeye çalışmakla geçiyor yaşamımız.

    Bebeklikten başlıyor: Ay bak teyzesi kızım ne güzel yemek yiyiyor, aferin benim akıllı güzel kızıma !

    Aman amcası bak benim oğlum çişini yaparken klozet kapağını nasıl da kaldırıyor? Aslan oğlum benim!

    Minicik ağzımızda pirinç tanesi gibi tek tük dişlerimizi göstererek neşeyle çırpınıyoruz; sözcüklerin ağzımızdan dökülmeye daha yeni yeni başladığı zamanlarda.  Okula gidinceye kadar yemek yemekten tuvalet ihtiyacına, kardeşlerimizle ilişkilerimizden odamızı toplamaya giden bir sürü davranışı öğrenmek için teşvik ediliyoruz. Alkışlanıyoruz, ödüllendiriliyoruz. Doluyor aferin kumbarası. Belleğe kayıt ediyoruz aferinleri, güncel her davranışa yeni bir dosya açarak.

    Kumbarayı doldurmaya devam! . Okulda öğretmenimize, arkadaşlarımıza, hoşlandığımız erkeklere, kızlara ve her daim anne babamıza kendimizi daha da beğendirmek için çırpınıyoruz.

    Önümüze konmuş havuca koşarken tavşanları bile geride bırakacak sürate ulaşıyoruz. Aferin bağımlısı oluyoruz; küçükken ota buta aferin diye alkışlayan büyüklerimizin aslında takdir cimrisi olduğunu fark ediyoruz büyüdükçe. Alışmış kudurmuştan betermiş; bulamadıkça daha çok uğraşıyoruz. Yenileri ekleniyor, kocalar, karılar, patronlar çıkıyor sahneye.  Zaman zaman  mutluluk, zafer sarhoşluğunun bulutlarıyla taçlanıyor. Uyuşturucu kısa süreli etkisini gösteriyor.

    Kazık kadar kadınlar, adamlar oluyoruz, anaya babaya, ona buna aferin yalakalığı yapmaya devam ederken bir de bacak kadar çocuklarımıza yaranmaya çalışırken buluyoruz kendimizi. İstiyoruz ki benim bu özgüvenimin, başarımın mimarı anam babamdır desinler. Adına da şu içinde çok hesap kitap olan sözcüğü ithaf ediyoruz; fedakarlık.

    Bir yandan onlar tarafından alkışlanmak isteğiyle yanıp tutuşurken, diğer yandan da küçük prenslerimizin, prenseslerimizin ‘bizim düşlerimizdeki’ ülkelerini yaratmasına yol veriyoruz. İki topa dokunan Maradona’ya, Micheal Jordan’a dönüşürken, elini piyanoya süren Mozzart’lar, İdil Biret’ler, matematik dehası Einstein’lar, güzellikte Angelina ile yarışan Gülben’cik, Hülya’cıklar beliriyor etrafımızda. Gel zaman git zaman bizimkiler gerçekten prens ve prenses olduklarını düşünmeye başlıyorlar.

    E bize de onların erkinde aferin avcılığı yapmak düşüyor elbet. Gururlanıyoruz haliyle. Onlar bir şeyleri becerdikçe bizim koltuklar kabarıyor.

    Her ne kadar aferin bağımlısı olsak da, dönem tarzı itibarıyla özgüvenimiz oldukça sığ sularda geziniyor malum. Söz meclisten dışarı ama yeni nesil jargonunda bizim gibilere ezik deniyor.

    Bizdeki eziklik onlarda özgüven patlaması yapıyor ve genelde de o özgüven bombası  tepemizde patlıyor. Başlıyoruz düşünmeye. Hayatım kendimi ona buna beğendirmeye, sevdirmeye  çalışmakla geçti. İstedim ki çocuğum böyle yaşamasın; kendine güvensin, inansın. Başarılı ve mutlu olsun. E ne kötülük var bunda ? Anne baba daha ne ister ?

    Ama kantarın topuzu kaçıyor. En sevdiklerimiz, en acımasız eleştirmenimiz ve hatta bazen cezamız olup hayat boyu toplamaya çalıştığımız aferin sepetini boca ettiriyorlar bize. Haliyle, biz başka türlü terbiye alan, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyebilen riya nesliyiz. Gazabımızı sağa sola saçmak adetimiz değil; bir abalıya vurulacaksa bu kendimiz olmalıyız. Başlıyoruz nerde hata yaptım diye kendimizi didik didik etmeye. Kendini sevmek fıtratımızda yok!

    Paralasak parçalasak, yırtınsak bu sorunun yanıtı yok. Hata da yok hata yapan da...

    Sadece kimse bize dememiş ki bu böyle gitmez, hep nereden bulacaksın aferini. Boşver takdir edilmeye, sevilmeye uğraşmayı. Önce kendini sev; içinden , özünden beslen.  Yapmak değil, ‘olmak’tır aslolan. Varsın dönsün dünya; sen kendine dön. Kendi sesini dinle; tıka kulaklarını, kop kalabalıklardan. Annenden babandan ve hatta çocuğundan; bırak o sesi bu sesi. Senin ses ne diyor bi dinle!

     

    Keşke demiyorum; yaşadığım herşeyi, bana giden yolda ya da başkalarının yollarında zerre kadar bile olsa bir anlamı olduğunu unutmaksızın kucaklıyorum sevgiyle. Boşalttım tüm aferin kumbarasını, bıraktım aferin avcılığını, düştüm kendimin, özümün, benliğimin peşine. Egomu falan da ezmiyorum, kendisiyle barış halinde kol kolayız.  Arada kafasını uzatıyor bulduğu boşluktan, indiriyorum sünger kayayı tepesine. Kendimi dinliyorum gözlerim kapalı.

    Ben’in bana ne çok söyleyeceği varmış.....

    Bildiğin herşeyi unut diye yırtınırmış feryat figan; yeni duymaya başladım....

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 161
    Kayıt tarihi
    : 22.10.15
     
     

    İstanbul Üniversitesinde okumuş bir mühendis derviş türüdür. Yapmadığı iş, öğrenmek istemediği şe..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster