Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '09

 
Kategori
Doğal Hayat
Okunma Sayısı
1960
 

Affluenza

Affluenza
 

Şayet ekonomi çok iyi gidiyorsa biz neden daha mutlu olmuyoruz?


İnsanın anlayamadığı, bilmediği (aslında bilipte dillendiremediği) kavramı pat diye karşısında görmesinden büyük sürpriz olduğunu sanmıyorum.

Thomas Friedman’ın “Sıcak, Düz ve Kalabalık” kitabını (Boyner Yayınları) okumaya başladığımda, karşıma böyle bir sürpriz çıkacağını elbette bilmiyordum.

Çevremde gözlemlediğim ama adını bir türlü koyamadığım kavram şuydu; İnsanlara bakıyorum, çalışıyorlar. Kazanıyorlar. Ama mutlu değiller. Öte yandan adam çalışmıyor, kazanmıyor, o da mutsuz.

Hadi çalışmayıp, kazanamayanı ve dolaysıyla da mutsuz olanı anlamak mümkün…

Ama çalışan ve kazanan, lüks evi, arabası, limitsiz harcamaları olan biri nasıl mutsuz olabilirdi?

Bunu bir türlü anlayıp, dillendiremiyordum.

Nihayet cevabını buldum.

O bir, Affluenza hastası.

Nedir bu affluenza? diye hemen düştüm peşine tabi.

Affluenza tüketim kültürü eleştirmenleri tarafından üretilen ve kullanılan bir terim. Refah, zenginlik (affluence) ve grip (influenza) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş. Bu terim şöyle tanımlıyorlar:
Affluenza: 1- Acı veren, bulaşıcı, sosyal olarak geçen ve daha fazlasını ısrarla istemeye sebep olan israf, kaygı, borç ve fazla çalışma hastalığı. 2- Çevresine ayak uydurma gayretinin sonucu oluşan şişkin, tembel ve doyurulmamış duygulardır. 3- Amerikan Rüyası’nı inatla izleme sonucu oluşan borçluluk, israf, çok çalışma ve stres salgını. 4- Ekonomik büyüme bağımlılığı.

Hani günlük hayatta deriz ya; “Parayla saadet olmaz.” İşte öyle bir şey.

Mutluluk, duygusal ve ekonomik dengeyi kaybettirecek şekilde geri tepiyor.

Sizin çevrenizde de aşağıdaki belirtileri gösteren varsa –ki mutlaka vardır- bilin ki, o kişi affluenza hastası.

Eğer; bireysel ve profesyonel verimi azalmışsa,
Eğer; gelecek ile ilgili motivasyonu düşmüşse,
Eğer; zevklerini erteleyemiyorsa,
Eğer; yetkilerini yanlış kullandığını düşünüyorsa,
Eğer; özbenliği düşükse ve özgüveni azalmışsa,
Eğer; dış etkenlerle çok uğraşıyorsa,
Eğer; gereğinden fazla işkolikse
Eğer; sınır tanımaz materyalizm ve tüketicilik içindeyse, yardım isteme tereddütleri içinde acı çekiyor.

“Daha çok kazan, daha çok harca, daha çok iste” olan affluenzalının tedavisi hem hastanın kendi bireysel mutluluğu, hem de topluma bulaştırma tehlikesinin yüksekliğinden dolayı çok büyük önem ve aciliyet arzetmekte. Zira bireyler bireyleri etkileyerek hastalığı bulaştırmakta ve kısa zamanda toplumsal hale getirmekte.


Son zamanlarda, alışveriş merkezlerindeki çocuklara dikkat ettiyseniz neden bahsettiğimi biliyorsunuzdur. Bugünün çocukları gerçekten eşyaların içinde yüzüyorlar. Milyon dolarlık pazarlama kampanyalarının hedef kitlesi olarak çocuklar her açıdan aynı mesajın bombardımanı altındalar: “Daha çok al, daha çok harca, daha çok şeye sahip ol

Son yıllardaki ekonomik patlamalar sayesinde bugünün aileleri, daha önce hiç olmadığı kadar daha çok para kazanıyorlar ve biz her ne kadar çok geniş evlerde oturmasak ve çok lüks arabalar kullanmasak da çocuklarımızı önceki hiç bir neslin yapmadığı kadar şımartıyoruz. Biz şımartmasak büyükanneleri, büyükbabaları ya da yakın akrabalarımız bunu seve seve yapıyorlar.

Ancak bir soru, büyük bir soru işaretiyle kalıyoruz: Çocuklarımıza istekleriyle, ihtiyaçları arasındaki farkı nasıl öğreteceğiz?

Ve onlar, bütün bu materyalistik etki ile çevrilmişken, - bizim onları- güzel ve dengeli insanlar olarak yetiştirmemiz mümkün olabilecek mi?

Affluenza terimini, 2005 yılında Clive Hamilton ve Richard Denniss tarafından yazılan aynı isimli kitapta geçiyor

Hamilton ve Denniss kitaplarında şu soruyu soruyor; “ <ı>Şayet ekonomi çok iyi gidiyorsa biz neden daha mutlu olmuyoruz?”.


Yazarlar düşüncelerini şöyle özetliyorlar: “ <ı>1990’ların başlarından beri Avustralya, affluenza mikrobunu yani para ve meta ile ilgili sağlıksız ve büyüyen bir zihin meşgalesi hastalığını kapmıştır. Bu hastalık düzenli olarak kendini sosyal ve bireysel düzeyde kuvvetlendirmektedir. Bizi de tüketimimizle kendimize kimlik oluşturacağımızı ve dünyadaki yerimizi belirleyeceğimiz düşüncesine zorlamaktadır. <ı>Fazla tüketim, lüks hastalığı, tüketici borçları, çok çalışma, israf ve çevreye zarara sebep oluyor. Bu baskılar da “psikolojik bozulmalara ve yabancılaşmaya ve acıya götürüyor.”

Kaynak : www.fussilet.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 272
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 722
Kayıt tarihi
: 13.10.07
 
 

1959 Sinop Bektaşağa Köyü doğumluyum. Yaşamda, anlaşılacak bir şeyi olanlara ve bunu öğreti yapan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster