Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

perihan reyhan ALKAN

http://blog.milliyet.com.tr/pra

09 Mayıs '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
311
 

Afolunmak dileğiyle!!!

Efendim; bugüne kadar yazılarımı okumakta olanlar, Türkçenin kullanımı konusundaki hassasiyetim karşısında, ele verir talkını konumunda görüyorlardır beni ki haklılar da. Farkındayım! O nedenle çabalamaktayım ve bu çabanın cesaretiyle yazdım zaten.

Allah rahmet eylesin, dil bilgisi hocam Ali İhsan Mıhçı Bey’in ( Pek çoğunuz lisede onun dil bilgisi ders kitabını okumuşsunuzdur ) konusundaki engin bilgisinden duyduğumuz hayret ve hayranlığımızı dile getirerek, nasıl oluyor sorumuza verdiği yanıt canımızı sıkar, hiç hoşnut kalmazdık öğrenci psikolojisiyle. Bizi de çok sıkıştırır ve zorlardı bu konuda: Benim başucu kitaplarım, Türkçe sözlük ve imlâ kılavuzudur. Her gün mutlaka tekrar tekrar okurum hâlâ, aklıma takılan, yeni yeni kullanılmakta olan veya durumsadığım sözcüklerde, hiç üşenmez anında kalkar bakarım. Yabancı kaynaklıysa, bütün sözlükleri gerekirse tararım doğruyu bulana kadar derdi. Çok sıkıcı ve gereksiz gelirdi bize, bu konuda bizleri çok sıkması ise bunaltır, kızdırırdı hatta. Ne kadar haklıymış. Yaşlılar yapsaydım dermiş ya, kabul ediyorum, yaşlıyım bu konuda. Epeydir dediğini aynen yapıyorum hocamın ve her defasında da, keşke daha o yıllarda yapmaya başlasaydım diyerek. Anladık, anladık ama çok geç!

Hâlâ saklarım ve zaman zaman okuyup gülerim halime. Bütün kompozisyon sınav kâğıtlarımda, hemen hemen her kelimenin altını, kırmızı kalemle çizerdi edebiyat hocam, altlarına da üşenmeden, Türkçesini yaz diye ilâve ederdi. En sonuna da not: Güzel yazıyorsun ama ne dediğini bazen ben bile zor anlıyorum. Arkadaşlarım da konuşmam bitince aynı şeyi söylerlerdi: İyi dedin, güzel anlattın da, şimdi anlattıklarını tercüme et de, ne demek istediğini anlayalım. Kızardım niye anlayamıyor bunlar beni diye? Sonra sonra fark ettim ki adeta Osmanlıca konuşuyorum, Farsça ve Arapça, hatta Fransızca sözcükler kullanıyorum.

Babaannem Osmanlı paşasının, büyükbabam padişahın torunu; dolayısıyla babaannemin etkisi ve de zorlamasıyla, adeta Osmanlıca konuşmaktaydık daha çocukluğumuzda. Düşünsenize; bir bayram tebriki, bir uğurlanış veya bir vedada şu şekilde hitap edilen bir evde yetişmenin ne demek olduğunu: Hululüyle müşerref olduğum zat-ı şahanelerinizi, Cenabı Vacibi Vücut Hazretlerinin birliğine emanet eder, her iki cihan saadeti dilerim efendim. Arz-ı hürmetlerimi kabul buyurunuz lütfen. Refikanız hanımefendiye de hürmetlerimi iletiniz. Kerimeniz hanımefendi ile mahdumunuz beyefendinin de gözlerinden öpünüz benim için lütfen.

Kızardı, günaydın diyemezdik. Cevap vermez, biz de hatamızı (!) anlar: Af buyurunuz babaanneciğim, sabah şerifleriniz hayırlı olsun der, hayırlı sabahlar olsun evlâdım cevabıyla, elini öpüşümüzün ardından gözlerimizin yanlarından öpülürdük. Okula gitmek üzere evden çıkarken, dönüşte hep aynı seremoni.

Yıllarca uğraştım dilimi temizlemek için, hatta şimdilerde daha çok gayret sarf ediyorum, çünkü geçen yıl tanıştığım, çat pat Türkçe konuşabilen bir Fransız hanım; “ Ben Türkçe çok konuşamıyor, ama konuşanı anlıyor, sizin Türkçe çok güzel, çok başka ama ben anlamıyor, sokak Türkçe anlıyor ben. ” deyince, anladım ki tam anlamıyla başaramamışım bu temizlik işini.

Kolay olmuyor, yıllardır kullanılan sözcükleri zihinden temizlemek. Bir yandan da, Türkçelerini kullanmaya çalışıyorsunuz, karmakarışık oluyor zihniniz. İnanır mısınız, hâlâ yazılarımı defalarca gözden geçiriyorum. Farkındasız kullanıyorum zaman zaman Osmanlıca sözcükleri çünkü ve de Osmanlıcada olduğu gibi -b- harfini kullanıyorum, Türkçe haliyle -p- kullanmam gerekirken, ya da -t- olması lazımken -d- harfini. Hatta bazen bir bakıyorum, hem Osmanlıca hem Türkçesini yazmışım yan yana aynı sözcüğün. Bazılarını ise bilerek kullanıyorum. Farsça, hele ki Arapça çok zengin bir dil. Bir tek sözcük pek çok anlamı içeriyor, dolayısıyla ifade etmek istediğiniz bir duyguyu, ancak o bütünlük içeren sözcükle dile getirebiliyorsunuz. Türkçe karşılığı çok sınırlı, tek bir anlam içeren bir sözcük oluyor, duygunuzla eşitlenemiyor.( Yine TDK’na iş düşüyor, hem de çok.)

Türkçe konusunda zaman zaman dile getirdiklerinle ters düşüyorsun, sen de yapıyormuşsun aynı hataları diyeceksiniz. Yapmamak için azami gayret sarf ediyorum. Buna rağmen dikkatimden kaçanlar olduğunda, nedenini bilesiniz diye anlattım bunca şeyi. Özrüme hoşgörüyle bakabilesiniz diye.

Eski deyişle: Sürç i lisan etmekteysem zaman zaman;

Affolunmak dileğiyle efendim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 290
Toplam yorum
: 291
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 538
Kayıt tarihi
: 11.03.08
 
 

İlk ve orta öğrenimimi Gölcük/ Kocaeli, lise ve üniversite öğrenimimi Ankarada gördüm. İlk okuldan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster