Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '11

     
    Kategori
    Dünya Şehirleri
    Okunma Sayısı
    14536
     

    Afrika'nın büyülü şehri Marakeş

    Afrika'nın büyülü şehri Marakeş
     

    Marakeş


    Marakeş’e ulaşmak için tüm birçok gezgin, direkt ucuşları tercih edebilir. Ama yine de bizim gibi Casablanca üzerinden gidiyorsanız, hele mevsimlerden bahar ise, coğrafya ve kültürdeki değişimleri adım adım izlemeniz, Marakeş’in yalnız Fas için değil, tüm Kuzey Afrika için de eşşizliğine tanık olmanız açısından isabetli olacaktır.

    Çoğunlukla Fas’ın bir çöl ülkesi olduğunu zannedilir. Oysa  bu ülkenin kıyı kesimleriyle, Atlas dağları boyunca uzanan iç bölgeleri oldukça verimli arazilere ve ormanlara ev sahipliği yapıyor. Çöl atmosferini yaşamak isteyenler güneydeki Sahra bölgesine ya da Ourzazate ötesine geçmek zorundalar. Marakeş tam da ülkenin ortasında, tüm bu iklim geçişlerinin kavşağında kalıyor.

    Marakeş’e akşam saatlerinde varıyoruz. Birbirinden bakımlı ve ışıklandırılmış caddeleri, cıvıl cıvıl kafeleriyle yaşayan bir şehir olduğunu daha ilk andan itibaren hissetmeye başlıyoruz. Eşyalarımızı otele atar atmaz şehri keşfetmeye çıkıyoruz. İlk rotamız dillere destan Jama El Fna meydanı. Yılan oynatıcıları mı istersiniz, fal bakanlar mı, dans edenler mi, cambazlar mı... Ne isterseniz var. Hatta ne istemesseniz diye söylemek lazım. Bu keşmekeşliğin zirve yaptığı meydan akşam saatlerinde mobil lokantalara ev sahipliği yapıyor. Yüzlerce tezgahta pişen, kavrulan ve hemen orada servis edilen binlerce tat, koku bir sarmal halinde birbirine karışıp şehrin her tarafına yayılıyor. Hava akşam saatlerinde serin. Yolculuğun da verdiği yorgunlukla otelimize dönüp ertesi güne kadar dinlenmeyi tercih ediyoruz.

    Sabah alelacele yaptığımız kahvaltının ardından şehrin merkezi olarak kabul edilen Koutubia Camiine doğru geniş bir bulvarın üzerinde yürüyoruz. 67 metrelik minaresiyle şehirde kendisinden daha yüksek bir yapı bulunmayan minaresi 800 yıldır Marakeş caddelerini selamlıyor. Artık tüm çevremizi saran kızıl renkli binalar denizi içinde Marakeş’in kendine has tonlarını görmeye başlıyoruz. Marakeş ne Avrupa kentlerine, ne Afrika kentlerine benziyor. Onda var olan herşey, ya kendine has, ya da kendi özgünlüğüne entegre olmuş. Kızılın tüm tonlarında hakim mimariyi, adım başı parklar ve botanik bahçeleri tamamlıyor. Yanımdakilere hayretle durmadan aynı şeyi tekrarlıyorum. “Ben bu kadar bitki çeşidi barındıran botanik bahçesini  hiç bir yerde görmedim”

    Fas mimarisi, bugün Endülüs kültür mirasını da yaratmış, köklü  bir geçmişe sahip. Mağribi ekolün zaman içinde rafine edilerek meydana getirdiği bütünsel mimari, bugün tüm dünyada hayranlıkla izleniyor. Marakeş’te bir yapı daha girişte, geniş ve işlemeli kapısıyla size merhaba derken, tüm tavan detayları, oyma işçiliğin bütün hünerlerinin sergilendiği iç dekoru ve mutlaka küçük bir havuzu ve peyzajı düşünülmüş bahçe düzenlemeleriyle sizi küçük bir cennetin içine sokup bir daha da bırakmıyor.

    Eski şehrin içine adımlarımızı attığımızda Marakeş’in gerçek atmosferini her adımda yaşamak mümkün oluyor. Souk denilen daracık yollar boyunca birbiri ardına dizilmiş dükkanlar, labirenti andıran sokaklar, hepsinden daha fazlası da Marakeş’in rengarenk insanları keşfedilmeyi bekliyor. Eski şehrin içinde elimizde haritamızla dolaşıyoruz. Ancak rehbersiz gezilmesi pek tavsiye edilmeyen bu bölgede kaybolmamak mümkün değil tabi. Aslında çok ta fazla kafaya takmıyoruz. Çünkü neredeyse her köşe başında bizi hayrete düşüren sahnelerle karşılaşıyoruz. Gösterişsiz bir kapının arkasından dillere destan bir bahçe, yüzlerce yıllık sütünlu bir yapının kapılarına yaslanmış yerel giysileriyle Ortaçağ cüzzamlılarını andıran dilenciler, çok az turistin ulaşabildiği unutulmuş bir köşede, tarihi en az Marakeş kadar eski türbeler, duvarların arkasından gelen yüzlerini göremediğimiz insanların Berberi dilindeki otantik ezgileri gibi.

    Eski şehrin surları içinde Yahudi mahallesi olarak bilinen Mellah da görülmeye değer yerlerden biri. Şehrin halen aktif olan sinagogu İsrailli turistlerle dolu. Ancak Marakeş’in gevşetici havası onları da içine almış ki, din görevlisi duayı idare etmeye çalışırken onlar gürültülü bir şekilde kendi aralarında sohbet etmeye devam ediyorlar. Bu arada Israil’in kurulması aşamasında en büyük göç veren ülkelerden birinin Fas olduğunu öğreniyoruz. Fas’ın tüm kentlerinde tarihi Yahudi mahalleleri “Mellah” var.

    Gizemli Şehrin Seçkin Müdavimleri

    Marakeş sokakları içindeki keşfimiz devam ediyor. Sağımızdan solumuzdan geçen motosikletliler ve gürültücü çocuklar artık dinlenme vaktinin geldiğini hatırlatıyor bize.

    Biraz da yol yardımı alarak kendimizi Majorelle bahçesinin kapısında buluyoruz.

    Fransız bir ressam olan Jacques Majorelle tarafından  yapılmış bu bahçe, ressamın ölümünden çok sonra Yves Saint Laurent tarafından satın alınarak düzenlenmiş ve bugünkü görünümüne kavuşmuş. Harika bahçe ve havuz düzenlemeleri ve tasarımcının hayat görüşünü yansıtan dekoruyla, birçok bitki türüne ev sahipliği yapan bu bahçeler komleksi seyahatimiz esnasında en huzurlu anları yaşadığımız yerlerden biri oluyor. Bir an düşünmeden edemiyoruz. Yves Saint Laurent, Orsen Welles, Madonna ve Elton John gibi ünlülerin bu coğrafyaya olan  ilgilerinin kaynağının ne olduğunu? Güzel iklimi, otantizmi ya da olağanüstü yerel tatları birçok ülkede bulabilirsiniz. Ama galiba kendine özgülük, Marakeş gibi çok az sayıda dünya şehrine nasip olan bir özellik...

    Kendimizi birşeyler atıştırmak için tekrar sokaklarda bulduğumuzda etrafımızı hiç kesilmeyen “Bonjour” sesleriyle küçük çocuklar sarıyor. Fransızca tüm Kuzey Afrika’da olduğu gibi burada da ikinci dil ve yediden yetmişe herkes tarafından akıcı bir şekilde konuşuluyor. Tabelaların ve reklam panolarının büyük bir kısmı Fransızca. Baskın bir Fransız kültürü her yere hakim. Bu, ülkenin mutfağına da yansımış derken bir McDonalds ile karşılaşıyoruz. Yerel tatlar konusundaki merakımızı, bu akşam katılacağımız Chez Ali gecesindeki zengin yerel menüye saklarken, vakitten tasarruf edebilmek adına bu öğünümüzü hafif bir şeyler yiyerek geçiştiriyoruz.

    Portakal ağaçlarıyla süslenmiş şık bulvarlar bizi şehrin yeni kesimine ulaştırıyor. Birbirinden güzel kafeler yol boyunca grubumuza eşlik ediyor. Şehrin oteller bölgesi olarak adlandırılan kısmında olağanüstü güzel opera binasını ve akıllara zarar Marakeş istasyon binasını fotoğraflamayı ihmal etmiyoruz. Marakeş’te nerede olursa olsun kendine has sıradışı mimariyi, hemen her yerde pitoresk bir çevre düzenlemesi destekliyor. Eskiyle yeninin büyüleyici uyumundan dolayı Marakeş şehrinin “Ağa Han Mimarlık ödülü” sahibi olduğunu da hatırlatmakta fayda var.

    Şehir halkının yarıdan fazlasını Berberiler oluşturuyor. Araplar ile aralarındaki kültür farkını anlamak çok kolay olmasa da daha açık tenli olduklarını gözlemliyoruz. Diğer Afrika ülkelerine yakınlığı dolayısıyla ciddi bir zenci nüfus ta şehrin sakinleri arasında. Dükkanların önemli bir kısmında deri ürünlerinin satıldığına tanık oluyoruz. Deve derisinden yapılan çanta, ayakkabı ve benzeri deri ürünleri burada çok revaçta. 

    Ertesi günü Marakeş’in ünlü simgelerinden biri olan Menara bahçelerine doğru yola çıkıyoruz. Şehrin batı kısmında kalan Menara bahçeleri, Atlas dağlarının enfes manzarasına sahip. İçindeki birçok yapı 12. yy tarihleniyor. İsmini aldığı yeşil piramit çatılı köşk ise 16.yy da Saadi döneminden kalma. Yanında da bir gölet bulunuyor. Fas’la ilgili birçok kitapçıkta bu ikilinin oluşturduğu kareyi görmek mümkün.  Bulunduğumuz yer, şehir merkezine biraz uzak. Gerçi geniş bulvarlar ve düz bir alana yayılan coğrafi yapısıyla, merkezi simgeleyen Koutubiye minaresini buradan da görebiliyoruz. Ama taksiye atlayıp hızlıca ulaşmak mantıklı görünüyor.  Bu arada ilginç birkaç olay yaşıyoruz. İlki buradan kız almaya gelen bir Türk ailesine rastlamamız (Yine kız istemeye gelen başka bir Türk ailesine Casablanca’da da rastlayacağız) Diğeri  de Türk olduğumuzu anlayıp yanımıza gelen Beşiktaş sevdalısı  Fas’lı Hamed. Ne mutlu ona ki karşılaştığı kişiler de Beşiktaşlı.. Taksiye binip meşhur Jama el Fna yakınlarındaki bir lokantaya giriyoruz. Çoktandır methini duyduğumuz kuskusu denemek istiyoruz. Kuzey Afrika ülkelerinde kuskus, aslında ince bulgurdan yapılan et ve sebzeyle servis edilen milli bir yemek. Çok beğendiğimi söyeleyemem ama “Tajin” adlı yemeği herkese önerebilirim. En azından farklı malzemelerle her zevke hitap eder diye düşünüyorum. Toprak kaplarda kırmızı ya da beyaz etle beraber pişirilen sebze ve baharatların uyumlu bir sunumu damağımızda kalan lezzetlerden biri oluyor.

    Marakeş’te ne trafiğin gürültüsü var. Ne de teknolojinin kontrolden çıkmış dinamizmi. Eğer vaktiniz bizim gibi bolsa, her yeri yürüyerek keşfetmeye çalışın. Her sokakta sizi karşılamaya hazır sürprizlere hazırlıklı olun. Marakeş her türlü zevke hitap etmeye o kadar hazır ki. Dileyene otantizm, dileyene çağdaş olanaklar. İsteyene ortaçağ çarşılarının kaosu, isteyene postmodern botanik bahçelerinin huzuru. Hatta geceleri, konuklarını hayal dünyalarına taşımaya hazır, mağribi atmosferinde uçan halı gösterileriyle binbir gece masallarını aratmayan gösteriler ya da şansını denemek isteyenler için muhteşem dekorlara sahip kumarhaneleri. Sabahlara kadar eğlencenin devam ettiği diskolar, oryantal şovlar. Daha neler neler.....

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
     
     

    Gizemli şehirdir... Hele akşam Jama El Fena değil mi? Bir kaç kez bulunduım sırt çantalı gezilerimle oralarda. Fotoğrafından Hindistan'a da bir seyahay taptığın anlaşılıyor. Oralarla ilgili bir yazı hoş olur biz gezginler adına..

    Hakan ERSAVAŞTI 
     20.10.2011 13:39
    Cevap :
    Ne demek Hakan bey. Hemen ekliyorum. Sağlıcakla kalın...  21.10.2011 0:39
     
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 1
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 14536
    Kayıt tarihi
    : 13.09.11
     
     

    Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü mezunuyum. Kültür gezileri, Arkeoloji ve Sanat Tarihi..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster