Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '18

 
Kategori
Doğal Hayat
Okunma Sayısı
134
 

Afşar Su Değirmenleri

Benim yaşımdakiler; “At arabalarının ve eşeklerin” dört çarpı dört olduğu günlerden geliyoruz. Harman sonrası, At arabalarıyla, beygirle ve eşekle değirmene gidilirdi. Köyde değirmen yoktu. Afşar su değirmenlerinin önlerinde sıra olurdu. Sıraya girip beklenirdi. Sıra, üç gün sonra ya gelirdi ya da gelmezdi. Değirmen önünde beklerdi köylüler, gece gündüz.

Birbirini, uzun süre göremeyenler, değirmen başında görüşürdü, yılda bir. Kendi köyü dışındaki başka köylerden gelenlerle arkadaş olunurdu değirmende beklenilirken. Yemekler paylaşılırdı. Köyden gelirken, peynir soğan gibi yiyecekler getirilirdi. Sarma sigaralar tellendirilirdi. ”Asker arkadaşı” olur da, “değirmen arkadaşı” olmaz mı? Her iş bilek gücüyle ve hayvan gücüyle yapılırdı. Şimdiki çocuklar bilmez, “at arabasını ve öküz kağnısını.”

“Un kokusunu” unuttuk. Hazır alıyoruz, ekmeklik unu. Köylüler bile, tam bir tüketici oldular artık. Köy evlerinde pişen yufka ekmeğin kokusu, dokuz mahalleden duyulurdu. Köy fırınlarında pişen zıhır ekmeklerinin de kokusu yok şimdi. Kullanılan un önemli. Buğdayların doğal yapısı bozulmuş, un bozulmaz mı?

Anadolu’da nerede bir akan su varsa, orada mutlaka bir değirmen vardır. Şimdi olmasa da kalıntıları vardır. Değirmenler, “zamana yenik düşüp yıkılsalar bile,” değirmen duvarları ve olukları ayakta kalabilmiş, taşları terk etmemiştir yerlerini. Afşar değirmenleri de taş duvarlar ve olukları “çok dönmüşlüğün yorgunluğu ve sarhoşluğu” ile hiç kıpırdamadan beklerler oldukları yerde.

Değirmenlerin kalbi vardır. Tık tıkı …tık tıkı… tık tıkı …tık tıkı… Biraz dikkatle dinlediğinizde, büyük bir gürültü ile çarkı döndürüp çıkan suyun sesine karışan, taşa vuran ağaç ayağın sesini duyarsınız. Çalışan bir değirmenin kalp atışlarıdır bunlar. Değirmenlerin domuzluğundan, şiddetle akan suyun sesi, dönen çarkın sesi, değirmen taşının sesi birbirine karışır giderdi.

Değirmenci, dönen taştan dökülen unun diriliğini iki parmağı ile ovalayarak kontrol ederdi. Değirmen taşının önündeki, un teknesinden, kürek kürek aldığı unları çuvallara doldururdu. Değirmenci tatlı bir telaşın içinde ak saçlı, elbiseleri apak bir adam olurdu. Böyle ağarırdı değirmencinin saçı başı. Değirmene girenin yüzü ak çıkarmış, derler ya… Bu söz sanırım bundan dolayı söylenmiş.

Elektrik çıktı, elektrik motorları çıktı. Mertlik bozuldu. Su değirmenleri, birer birer kapılarını kapattı. Birbiri ardına açılan elektrikli değirmenler, su değirmenciliğini bir anda sildi, süpürdü. İnsanların tatlı hatıraları kaldı, değirmen önlerinde. Sessizlik hüküm sürmeye başladı değirmenlerde. Değirmenlerin önlerinden, ayak izleri silindi. Dereler kurudu. Akan sular tükendi, bitti. Değirmenler de bitti. Su sesinde uykular da bitti. Değirmen önünden, avuç dolusu su içmekte bitti. Değirmen önünde, ayakları suya sokup sallamakta...

Değirmende sıra bekleyenler hoş sohbetler yapar, aç olanlar birbirlerinin azığını paylaşırdı. Değirmenci bazen isten simsiyah olmuş çaydanlıkta pişirdiği çaydan ikram ederdi. Yarısı yanık ekmeklerin, tadı kaldı damağımızda. Mısır ekmeklerinin kokusu bitti, yitti. Kepekli un bitti. Değirmenler bitti, değirmenciler de yok artık.

Un yaptırılan buğdaylar, köye getirildi mi, “yufka, çörek, börek, katmer” yapılırdı. Değirmenden çuval dolusu unla dönülen evlerde tatlı bir telaş içinde, bir şölen başlardı. Yeni undan, yapılırdı, “yufkalar.” Harman sonu, “bereketli olsun, Allah bereketimizi artırsın” diye yufka yapılıp dağıtılırdı gelip geçenlere. Evin anası, kızları ‘bi gocca tekne hamır’ kararlar saç üzerinde pişen yufkanın içine tereyağı sürülüp, dürüm yapılır yoldan geçenlere verilirdi.

Yoldan kim geçerse, durdurulup eline tutuşturulurdu. Pişirme işini kadınlar, dağıtma işini çocuklar yapardı. Yastağacın üstünde dönen oklava takırtısına mahallenin bütün tavuğu, kedisi, köpeği toplanırdı. Elimdeki yağlı ekmeği, kapmak isteyen köpekleri bile özlüyorum. Özlemek hakkım değil mi?

Onbeş gün önce Salda gölünü giderken gördüm Afşar değirmenlerinin son halini.

-‘Afşar değirmenleri’ dedim. O değirmenler değirmenlikten çıkalı yıllar oluyor tabi. Sadece adı kalmıştı.

Yolun solunda kalan bu değirmenler, yıllar önce önünde at arabalarının eşeklerin kaynaştığı değirmenin yukarısında bomboş sallanıp duran su oluğu sanki yıllar öncesinin selamını veriyor gibiydi. Gerçekten bu harabe halindeki değirmenin değirmen olduğu yıllarda bu oluktan su gürül gürül akan suyuyla taşı döndürülen değirmenin etrafında kaynaşan hayvan ve insanıyla fıkır fıkır bir yaşamın en güzel örneklerini yaşatırdı gören gözle bakana.

Değirmelerin önünden geçerken aklımda şunlar çağrıştı. Küçüklüğümüzde değirmenleri gezerdik bazen. Değirmeni bitişik değirmenci odasında omuz hizasında bir raf, rafın üzerinde bir gaz feneri. Duvarda tüyleri yıpranmış koyun postları. Değirmenin içinde gözlere ayrılmış değirmen hakkının konduğu küçük bir tahta ambar. Ambarın üzerinde boş tenekeler. Tavandaki boşluklardan içeri girip, tane yemeye çalışan küçük kuşlar. Değirmenin önünde sürekli dolaşan tavuk, horoz ve kediler. Uzaklardan gelen köpek ve tüfek sesleri. Önde oluşan su birikintisinde ördekler vardı. Burnunuza mis gibi kokan un kokusu, tavandaki ağaç dilmelerindeki bembeyaz olmuş örümcek ağları geldi aklıma.

O yıllarda yaşayan hemen herkesin az veya çok bu değirmenlere un öğütmek için gittiği o çağlayan suyun ve inim inim inleyen değirmen taşının sesiyle çağrışan bir anısı mutlaka vardır. Biz çocuklar, yüz de yüz üretimin içinde yer alırdık. Bende çocukluğumda çift çubukla büyüdüğüm için o yıllarda bu değirmenlere çok gitmiştim! Soğuk bizi tanırdı. Sıcak bizden korkardı.

Afşar değirmenleri de bu bölgenin en ünlü değirmenleriydi… “Osmanlı Döneminde 19.yy. ortalarında Acıpayam’daki değirmenler, Temettuat Defteri kayıtlarında geçmektedir. Bu kayıtlar da Acıpayam ve çevresinde kırk iki tane değirmen bulunduğu kayıtlıdır”.

Benim yeniyetme çağlarımda köyümüzün içinde elektrikle çalışan bir değirmen kuruldu. “Afşarlı Değirmenci Mehmet dayı”  dişçiliği bırakınca değirmenciliği başladı. Şimdi, değirmeni göçürmüşler. Yerinde yeller esiyor. Köyümün dışında yeni elektrik enerjisiyle çalışan bir değirmen kurulmuş.

Su değirmenlerin yöreği, (taşı) ağır döndüğünden gerek mısır ununun gerekse buğday ununun kalitesini artırmaktadır. Halk arasında su değirmeninde öğütülmüş tahıl unundan yapılan ekmeğin, burcu-burcu koktuğu ve tatlı olduğu söylenmektedir. Elektrikle çalışan değirmenlerde ise değirmen taşının hızlı dönmesi sebebiyle unun kalitesi düşmekte olup, halk arasında unun yandığı bunun sonucunda ekmeğin lezzetinin olmadığı, yufkanın ise iyi yazılmadığını köylüler söylüyor.

Bir zamanlar insanların hayat damarı olan ve temel ihtiyacını karşılayan yüzlerce su değirmenlerinin çarkı günümüzde durmuş, vadilerde su şamarlamasıyla, taş uğuntusunun birleştiği, koro sesini andıran tabiat şarkıları duyulmaz olmuştur. Bunun sonucunda kadim dostluklara dönüşen değirmen dostlukları sona ermiş, yol hikâyeleri, değirmenci hikâyeleri anlatılmaz olmuştur.

Koskoca Anadolu’da kaç su değirmeni kaldı?

Suyla gelen mirasımız da yok olmakta, "suyla gelen kültürümüzde" elimizden kayıp gitmekte.

Haberiniz var mı?

Dereler kurudu. Çaylar kurudu. Çeşmeler kurudu.

Toprak kurudu. Sular kesildi. Sular bitti susuz kaldık.

Bilenlere…

Recep ASLAN

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 158
Kayıt tarihi
: 18.01.18
 
 

Denizli Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden emekli. Denizli'de Merkezde Yaşıyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster