Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '13

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
2474
 

Ağaç dikmenin sevap olduğunu biliyor musunuz?

Ağaç dikmenin sevap olduğunu biliyor musunuz?
 

ağaçlar ve ev


Cenâb-ı Hak "Ağaç diken herkese ve diktiği ağaçtan çıkan meyve kadar mükâfat ve sevap takdir ve ihsan eder. "

(Tecrid-i Sarih Trc./VII, 122)

Dün araba ile Antalya’dan İstanbul’a geldik. Ben seyehatı çok severim hele araba ile yolculuk çok keyif aldığım bir seyehat türüdür.

İstediğiniz yerde durabilme şansınız vardır.

Yol boyu yemek yiyebileceğiniz hele benim gibi iki şehirde yaşayıp sık seyehat ediyorsanız yollarda yemek, kahve ve çay molaları yapacağınız yerleriniz ve alışkın olduğunuz mekânlarınız da vardır.

Nerenin nesi meşhurdur, nerede neyi yiyebileceğinizi de bildiğinizden lezzet duraklarından da eminsiniz.

Bu konuda Dilek coşkun ciddi derecede tecrübelidir.

Benim gibi iki şehirli yaşar ve araba ile seyehatı çok sever.

Tabiki Dilek gibi bir can dostla birlikte iseniz sohbetinde belini kırıyorsanız tadından yenmez misali uzun mesafeleri kısaltmış oluyorsunuz.

Gördükleriniz yerlerin hakkında mütalalarınız da bayağı zaman alıyor ve sıkça gelen telefonlarınızla vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz ve sanıyorsunuz ki; bir su içimlik müddette istanbul’da sınız…

 

Bayramın ikinci günü yollar tenhaydı.

Bayramcılar henüz tatillerini bitirmiş yollara revan olmamışlar ana yolları bize ve birkaç araca bırakmışlardı.

 

Ben ağaçların arasındaki köyleri izlemeyi çok severim.

O kadar çok severim ki bazen durur resim çekeriz bazen de bu tür molamızda köyleri gözleriz. Hayaller kurarız.

Ben senaryolarda yazdığımdan anlatacağım çok şeyler olacağından! Oradaki hayatlar için ahkâm kesmeye başlarım.

“Bakın derim mesela; işte köyün en güzel kızı Ayşe nasılda salınarak yürüyor, işte nişanlısı Ethem göz nuruna bakar gibi aygın baygın bakıyor Ayşesine…

O ne abisi İsmail onları gördü, kaç Ayşe, koş Ethem.

 

Sonra Niran nineden söz ederim, Abdullah amcadan hatta onların nasıl evlendiklerinden.

Niran teyzemin zalim babasından nasıl kaçtıklarından!

 

Köyün muhtarı Mustafa’dan söz etmeden geçmem, onun çaçanoz eşi Müesser köyün kadınlarını toplamış, eşinin yaptıklarını kaymakama gidişini, kaymakamın onu kapılarda karşıladığını ballandıra ballandıra böbürlenerek anlatışını ben anlatırım ki yanımdakiler dizi izlediklerini düşünler hatta onlarda bu senaryo yazma işine müdahil olurlarki ortaya güzel hikâyeler çıkar, eğlenerek arabamıza biner yolumuza devam ederiz…

 

Buraya kadarı güzeldir.

Buraya kadarın içinde dağların heybeti beni etkiler, tabiatın renkleri beni benden alır. Büyülenirim.

 

Sonra – sonrada benim gördüğüm başımın ağrımıza sebep olan olmazlar vardır. Her zaman görürüm üzülürüm, konuşurum, söylenirim sonunda da bağırırım…

Yeşil Türkiye’m diyemem.

Yol boyu ağaçlarla, ormanlarla kaplıydı hiç diyemem.

 

Yol boyunca şehirlerin girişlerinde yâda çıkışlardın yeni inşaatlar görürüm. Sitelerdir bazen, bazen kibrit kutusu gibi adı villa olan bir buçuk katlı evler. Bu villa adı altında anılan evler, bahçe içinde evler denilirki, şaşkınım!

Evler vardır da bahçe yâda bahçeler yoktur.

Herhalde ev alanlar yâda kiracılar taşındıktan sonra bahçeye ağaç ekecekler ve ev eskidiğinde ağaçlarda büyümüş olacak…

Yâda betonlaşmaya karşıyız ya, yeşilliği cümle âlem seviyoruz ya, birkaç şık saksıya süs bitkisi ekeriz, kapı önüne de birkaç mevsim çiçeği oldu da bitti maşallah deriz!

 

Dilek’le sorguladık, dedikki şöyle olamazmı? Yâda varsada bizim mi haberimiz yok. Bu evlere ruhsat veren belediyeler, resmi kurumlar deselerki; inşaata başladığınız zaman atıyorum her daire ya da her ev için temel atıldıktan veya su basmanı çıktıktan sonra:

O yörenin toprak ve hava şartlarına göre yetişecek olan ağaçlardan bilmem kaç tanesini de ekmek durumundasınız!

Vay maşallah…

İşte o zaman oldu da bitti maşallah olmazmı?

Beş katlı, altı ya da yedi – sekiz katlı ekseri yüksek tepemsi yerlerde kurulan bu toplu yaşanan adına apartman dediğimiz blokların yükselmesi ile birlikte ağçlarda kendilerini bulmazlarmı?

Onlarda yükselmeye başlamazlar mı?

Evsahipleri kasvetli taş yığınlarının içinde yaşarken enerjileri bu kutsal bitkilerle değişmez mi?

 

Onlara, nem getirecek, gölge getirecek en önemlisi kuş ve hayat getirecek bu ağaçları görmek istemezlermi?

Siteler ağaçlarla renklenmezmi?

Güzelleşmezmi?

 

Ağaç vazgeçilmez bir güzelliktir.

İslam’da ağacın kutsal olduğunu biliyormusunuz?

Kuran-ı Kerim’de:

 

"Yukarıdan size su indiren odur. Ondan içersiniz; koyunlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla biter." (en-Nahl, 16/10)

"Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır." (en-Nahl, 16/11)

"Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen bir kavim için bunda ibret vardır." (en-Nahl, 16/67)

"Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız." (Yasin, 36/80)

"Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi?" (en-Neml, 27/60)

"Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların bir çoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun?... " (el-Hac, 22/18)

"Bitkiler ve ağaçlar O'nun buyruğuna boyun eğerler. " (el- Vâkıa 56/6)

"Allah'ın, hoş bir sözü; dallan göğe doğru olan -Rabbi'nin izniyle her zaman meyve veren- hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor. Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer. "

(İbrahim, 14/24–26)

Ayrıca Cenâb-ı Hak; "İncir ve zeytine and olsun", (et-Tin,95/1)

Peygamber Efendimizin:

 

"Hiç bir müslüman yoktur ki, o, ağaç diksin yahut ekin eksin ve mahsûlünden insan, kuş, kurt yesin de kendisi bundan istifade etmiş olmasın. Elbette o müslüman da diktiğiyle, ektiğiyle sevap alır. " (Tecrid-i Sarih Trc. VII, 121)


"İslâm câmiasında ağaç diken bir müslümana o ağaçtan yenilen mahsul onun için sadakadır. Yine o ağaçtan çalınan meyve da onun için sadaka olur. Vahşi hayvanların yediği de o kimse hesabına bir sadaka olur. Kuşların yediği de sadakadır. Her insanın ondan yiyip eksilttiği mahsûl de onu diken müslümana âit bir sadakadır. " (Tecrîd-i Sarîh Trc. VII, 122)

"Kıyâmet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu Kıyâmet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın."(Tecrid-i Sarîh Trc.,VII, 124) (Alıntı-Osman ÇETİN)

 

Ben birilerine seslenmek istiyorum.

Ben bizlere duyumak istiyorum.

 

Kuraklıkla baş etmenin en önemli nedeni ağaç dikmektir.

Bir ağaç dikmlek bu kadar sevapsa neden hala ısrarla kuruyan dünyayı dahada kurutmak için ağaçları kesiyoruz,

Ormanları yakıyoruz.

Akciğerlerimizi yok ediyoruz.

Hem bu dünyada hem öte dünyada günah işlemiyormuyuz?

 

 

Nazan Şara Şatana


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1731
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4547
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster