Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
492
 

Ağaç

Ağaç
 

Döşenişine usta emeği karışmış özel taşlar, ilk zamanki renk ve albenilerinden soyunmuş, mat bir sadeliğe bürünmüşler. Toz zerrelerini bir allık gibi sürünmüş zeminde, nice yorgun adımların izleri saklı. Rengi atmış asfalt, kaldırımın kıyısında bir nehir yatağı gibi uzayıp gitmekte. Yol genişliğince durmaksızın akan arabaların alt perdeden biteviye homurdanan motorları. Egzoz oluklarından boşalan sinsi, kirli soluklar...


Durak kabininin koyu renkli şeffaf tavanı, altında bekleyen insanları bu yakıcı haziran güneşinden koruyamıyor. Hafif perdelenip biraz koyulaşsa da, hararetli ışınlar oturanları ve ayakta bekleyenleri bunaltacak derecede… Oradakilerden bir delikanlı, duraktan ayrılıp daha ileriye, kaldırımın asfalta bitiştiği yere doğru ilerliyor. Sağ tarafında yol, sol tarafında ise yan yana uzayıp giden, ticari hayatın yoğun, karmaşık, bunaltıcı nabzını dışarıdan hissettirmeyen bir ketumlukla içlerine kapanmış iş hanları, banka şubesi ve dükkânlar var. Yol kenarında belli aralıklarla dikilmiş ağaçlar sıralı. Hepsi aynı cinsten ince ve düzgün gövdeli, koyu ve sert yapraklılar. Dallarının gelişimi yanlara değil, yukarıya doğru dar bir kavisle açılmakta. Delikanlı, konumunu bu duruma ayarlayıp, dar bir alana serpilen gölgeye sığınıyor…


Buraya gelişinin üstünden on dakika kadar bir süre geçmişti ki, altında durduğu ağaç gövdesinin öbür yanında yaşlı bir adam peyda oluverdi. Oraya daha ilk varışında başı yukarılarda, bir şeyler araştırmaktaydı. Kalın camlı gözlüklerinin arkasından, ufalmış görünen gözleriyle çok dikkatli bakıyor, aralanan ağzının üst damağında bebeklerinkini andıran, eriyip küçülmüş tek bir diş, dikkat çekiyordu. Onun bu halini sevimli bulmakla beraber, delikanlı, bu ısrarlı arayışın ne olduğunu merak etmiyor da değildi. Kendisi de biraz baktı. Ama sık yaprakların neyi gizlediğini göremiyordu. Adam, her ne kadar dikkat etmemiş görünse de, delikanlının da bu durumla ilgilendiğinin farkındaydı. Ağacın altına doğru biraz daha sokuldu. Belli ki, tasarladığı eyleme, onu da katmaya niyetlenmişti. Zaten fazla da beklemedi. Eliyle işaret ederek,


“Delikanlı, şu dalı aşağıya çekebilir misin? “


İstenmesi kolay, yapması zor bir şeydi. Kastedilen dal, kolay erişilebilecek yerde değildi. Görünüşe göre, aranan şey daha da üstlerde olmalıydı.


“Hangisi? Bu mu?”


“Hayır, değil. Onun üstündeki”


Delikanlı, ancak ayak parmaklarının ucunda yükselerek parmak uçlarıyla dokunabildiği dalı, yaptığı ataklarla yakalamaya çalışıyordu. Karın, göğüs ve koltuk altı adaleleri zorlanıp, son hadde kadar geriliyordu. İkinci ve üçüncü denemesinden de bir sonuç alamadı. Ancak dördüncüsünde, başarılı olabildi. O anı bekleyen adam, hemen bu dalı kavrayarak aşağı doğru çekiverdi.


Delikanlı telaşla,


“Aman amca, dal kırılmasın!”

Adam yatıştırıcı bir ses tonuyla teminat verdi,


“Yok, abi, kırar mıyım hiç”


Az sonra, sık yaprakların arasında gizlenmiş şeye artık ulaşmıştı.


“İşte, burada”


Delikanlı, iyice eğdirilmiş dalın ucunda, geniş taç yaprakları açık sarıyla bezenmiş çiçeği ancak o an görebildi. Henüz açılmaya duran zarif bir nilüfer gibiydi. Onun biraz ötesinde bir diğeri, daha açılmamış iri bir laleye benzemekteydi. Adam, ilk uzandığı çiçeği koparıp aldı. Bıraktığı dal, bir yay dinginliğiyle eski yerine savruldu.


Adam, amacına ulaşmanın huzuruna ermişti. Yardımcılığını yapan gence, çiçeği göstererek memnun bir edayla,


“Odaya koyacağım. İçeriyi güzel kokutacak” dedi.


Delikanlı, bu çiçeğin nasıl koktuğunu merak etmişti. Adamın eline doğru yüzünü yaklaştırıyordu ki, o, kıskanç bir aşığın sakınışıyla çiçeği ondan uzaklaştırarak,


“Koklayınca soluyor, abi” dedi.


Delikanlı, anlam veremediği bu davranış karşısında, biraz afallamıştı.


Yaşlı adam ise, kaşla göz arasında, kendisi için en uygun şeyi yapıp, oradan aceleyle sıvışıverdi.


Kısa ama zorlu bir uğraşının yorgunluk ve hafif sızılarıyla bir başına kaldığında, dal ve yapraklara bu kez, daha dikkatle baktı. Güneş ışığı huzmesinin sızdığı küçücük bir aralıktan, ucunu uzatmış başka bir çiçek daha gördü. Sanki sır perdesi onun için artık aralanmıştı. Daha başkaları da, açılmış ya da gonca halleriyle hayat serüvenlerini sürdürürken artık gizlenmeyecekler gibi geldi ona.


Yine de içinde bir boşluk…


“Keşke” diye mırıldandı,


“Keşke o adama, bu ağacın adını sormayı akıl edebilseydim”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 587
Kayıt tarihi
: 28.07.08
 
 

1952 yılı Şanlıurfa doğumluyum. Edebiyat ve Türk Sanat Müziği yapabildiğimce- uğraştığım sanat dalla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster