Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '13

 
Kategori
Doğal Hayat
Okunma Sayısı
167
 

Ağaçlar Atalarımızdır

Eskiler bilirler; ağaç insan gibidir. Ağaçla olan ilişki, insan ile olan ilişki kadar değerlidir. İnsan gibi saygı gösterilir toprağına, fidanlarına, tohumlarına. Nasıl çocuklar doğunca sevinilir, ağaçlar büyüyünce de aynı coşku hissedilir. Meyve veren ağaç, bir yetenek sergileyen insanla eşdeğerdir. Ağaçlar dallanır, budaklanır. İnsanlar evlenir, çoluk çocuğa karışır. Ağacın kökünün insanın soyu ile olan bağlantısında anlam aranır. Bir ağaç kuruduğunda, bir insan öldüğünde 'canlı olma halinin' sona erdiği doğrudur. Duygu aynı duygudur. Bu böyledir. Ağaç candır, can yaşamdır, ki yaşam insansız olur ama ağaçsız olmaz. Ne hikmettir ki tabiatın doğal döngüsü ve dengesi içinde insan 'dışarıda' kalan tek canlıdır!

Yetişkin 1 (bir) Kayın ağacının ürettiği oksijen miktarının 72 (yetmiş iki) insanın tükettiği oksijen miktarına eşit olduğunu öğrendiğim zaman kafamın içinde bir resim canlanıvermişti; Hayal bu ya, 72 insan bir Kayın ağacının dallarına oturmuş. Ağaç, gökyüzüne ve yeryüzüne uzanan güzelim dallarının arasından seyretmiş onları sessizce. Sadece izlemiş. Ağaçların konuşamadığı malum. Ben, yeryüzünde birtakım insanların, hayvanlar ve bitkiler ile algısal düzeyde ortak bir anlaşma ve birbirini anlama yetenekleri olduğuna su götürmez bir biçimde inanan insanlardan biriyim. Ancak benim gördüğüm tabloda Kayın ağacının dallarına oturan 72 insandan hiçbiri, onlardan değildi!

Gelelim, ağacın dalları arasında oturmakta olan insanlara... Ağaçta oturmuşlar oturmasına da bir süre sonra bir ağaçta oturmakta olduklarını unutmuşlar. Konuşurlarken dikkatleri, konuşulanlarda değil konuşma ediminin yüzeyinde takılı kalmış. Bu sebeple de ne konuştuklarına dair bir fikirleri varmış ne de niçin ağaçta oturduklarını bildikleri! Konuşurken dalını, budağını, yaprağını kırıp attıkları yerler bir süre sonra neyi, neden, nasıl yaptıklarını bilmeyen insanların izleri ile dolmuş. Yeşil çimenlerin, rüzgarın, Kayın ağacının kokusuna insan kokusu karışmış. Ta eskilerden, yerli halklardan gelen bir söz der ki; 'yeryüzünden silinmeyen tek koku, insanın bıraktığı kokudur.' 

İnsanlar, ağaçların ve hayvanların canını 'öylesine' alabileceklerini sanıyorlar. Ölüm acısını ve korkusunu sadece kendilerinin yaşadıklarını düşünüyorlar. Öyle değil! Bir ağaç da öleceğini hisseder, bir hayvan da.. Yaşamın ve ölümün kendine has yasası her canlıda aynı şekilde çalışır; aynı duyguyla.. Hal böyleyken cansız varlıklarmışcasına onların hayatlarına son derece kişisel ve bencil nedenlerle son vermek, canlarını almak kelimenin en bariz anlamıyla şiddetin ta kendisidir! Şiddette hayır olmaz, doğruluk olmaz, şiddetin bahanesi olmaz, haklılığı olamaz! Ölüm ölümdür. Her canlı kendi vadesiyle ölmelidir. Diğer türlüsü zalimliktir.

Konuşmak demiştik! Konuşamayan şeyler yalan da söyleyemezler, riya da olmaz onlar da. Varoluşlarının hareketi, kendi bilinçlilikleri üzerinden dosdoğru, sapmadan varoluş nedeni üzerine doğrudur. Hayvan ve bitki dünyası bu konuda takdire şayandır. Önlerindeki yol tektir; varoluş amacı ve nedeni birdir. Bu da onları gözlemler isek edineceğimiz çok ama çok önemli bir bilgidir.

İnsan! Ne çok konuşur, ne çok bildiğini sanır. Ne çok düşünür. Onlardan, onların o sessiz dünyasından gelen sesleri duymaz. Kulakları vardır ama kendi kibirleri ile tıkalıdır. Omurilikleri doludur. Varoluşun ışığı giremez oraya. Bitkilerin ışıkla buluşmalarının yaşamsal önemine kapalıdır gözleri insanların. O yüzden ağaçları keserken, tarlaları yok ederken, dağları delerken, toprağı zehirlerken canlı olanı ölü olana dönüştürdüklerini bilmezler. Sadece 'yapma' edimi vardır onlar için. Ne yaptıkları meçhuldür. Yol yapmak için, odun yapmak için, park yapmak için, canları sıkıldığı için, şehirler kurmak adına, üretmeyen sadece tüketen insan profilinin ayağına her türlü hizmeti götürmek pahasına ağaçlar kesildiğinde, mangalda, kasaplarda, marketlerde tüketim zinciri için kesilen her hayvan raflardaki yerini aldığında yaşamları insanlar tarafından 'çalınmış' canlılar gören kaç insan vardır acaba aramızda?

Dünyanın dengesi, tabiat sevgisi, hayvan ve bitki dünyasının doğal bilgeliği, insanın düşünebilen ve özgür irade ile donatılmış olması asabiyle, tabiata ve onun canlılarına karşı insana bir sorumluluk yüklemektedir. Karşımızdaki devasa sorun şu ki bu 'sorumluluk' bugün için büyük bir sorumsuzluğa doğru evrilmiş durumdadır.

Dünyayı bu günkü durumuna getiren açgözlü insan tavrı, geçmişe ve geleceğe saygısı olmayan insanın tavrıdır. Geçmişten aldığı değerleri har vurup harman savurmuş, gelecek nesillere ne bırakacağını umursamamıştır. Sözün kısası bu insan, bizden değil..

İnsan evrilir. Nereye doğru evrildiği nasıl yaşadığıyla doğru orantılıdır. Benim sözünü ettiğim insan tavrı, doğal hayata saygılı, ondan öğrenen, ona asla zarar vermeyen, yaşam alanlarını koruyan, kendi ihtiyaçlarını ekosisteme zarar vermeden görebilen, maddi ve manevi dünyayı ayırmayan, her an dokunabildiği şeylere nasıl dokunacağı ile ilgili fikri, hissi, duygusu tam, gelişime açık ve tetikte, sorumluluklarını yerine getiren, erdemli insan tavrıdır. Onlar, aynı zamanda doğal hayatın koruyucusu ve yaşamın bilgeleridir. 

Ağaçlar, dağlar, ormanlar, sular atalarımızdır. Bizden önce de vardılar, bizden sonra da var olacaklar. Onları cahil yanımızdan yine bilge yanımız koruyacak.

İnsan olmanın bilge yanına saygıyla,

 

   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 499
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster