Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mayıs '20

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
99
 

Ağalık Düzeni

Sıradan kişiler gelecekle ilgili rüya görür. İşin uzmanları ise rüyaları satın alır, onu belli plan ve proje dâhilinde işe, emekle birleştirip kâra dönüştürür. Dönüştürmek zorundadır. Aksi halde varlığını devam ettiremez. Yok olur gider.

Bir köyde iki ağa varmış, hikâye bu ya köylülerin hepsi de bu ağalara borçluymuş. Sırasıyla beş kazançları varsa dördünü bunlara ödüyor, yaşayıp gidiyorlarmış. Borçlarını ödemelerine rağmen bu ağalara borçları hiç bitmiyormuş. İşin kötü tarafı sözüm ona bu ağalar birbirine rakip ve sözde azılı düşmanlarmış.

Nasıl olduysa bir gün aslında bunların düşman olmadığını anlamışlar, hatta gizlice bir araya geliyorlar ve köylüyü nasıl baskı altında tutacaklarına dair planlar kuruyorlarmış. Köylülerin buna keyfi kaçmış. Ve bir plan yapmaya ve onları yok etmeye karar vermişler. Yine gizlice bir araya geldiklerinde baskın yapacaklar ve borçlarını da bu şekilde ödemekten kurtulacaklarmış. Plan yapmışlar ve planladıkları zamanda baskını gerçekleştirmişler.

İşin kötü tarafı ağaların da karşı planı varmış, halkı iyice birbirine düşürmek ve asla bir araya gelemeyecek şekilde bölüp parçalamakmış… Köylüler anlaştıkları saatte baskını yapmışlar. Ağaları tabi bir arada bulamadıklarından iki ayrı yere baskın yapmak zorunda kalmışlar. Elbette herkes kendi borçlu olduğu ağayı tercih ettiğinden halk ortadan ikiye ayrılmış. Kapısına vardıklarında ağalar sakin bir şekilde tüm kapılar açık vaziyette köylüyü bekliyormuş. Açık kapılara baskın vermek kapalı, kilitli kapılara baskın vermekten daha zordur. Kapıya ulaştıklarında yüksek bir yerde ağanın onları beklediklerini görmüşler.

Ağa “-niye geldiğinizi biliyorum. Ancak önümüzdeki süreçte geçmiş düşünüldüğünde yedi yıl bolluk oldu, yedi yıl kıtlık olacak demektir. Eğer beni öldürseniz bir kişi eksiltmiş olacaksınız ancak kıtlık herkesi kasıp kavuracağından bu açmazdan bu şekilde kurtulmanız zor” demiş.

Meraklanan köylü kendinden emin ağaya “peki ne yapalım siz kazandığımız her şeyi alıyorsunuz. Bunları vermezsek hayatta kalabiliriz aksi takdirde sizin yüzünüzden öleceğiz” demişler.

Ağa:

“-Şimdi durun ve düşünün” demiş “siz yüz kişisiniz üretim yedi yıl boyunca yarıya düşse benim ölümüm neyi çözer? Ben yaşlı bir adamım bir tas çorba bir kuru ekmek beni doyurur. Sizinse hayatta kalmak için daha fazlasını yapmanız lazım. Hatta zorundasınız” demiş.

İyice meraklanan köylü “öneriniz nedir?”

Ağa:

“-Ben ölsem de ölmesem de birkaç yıla kalmaz birbirinizi yeseniz dahi hayatta kalamazsınız. Ancak sizin gibilerin sayılarını azaltırsanız belki hayatta kalabilirsiniz” demiş.

Köylü durmuş ve düşünmüş. “Biz kalabalığız ve bu adam tek kişi bunu istediğimiz zaman öldürebiliriz ama erken davranırsak diğer grubu öldürürsek hayatta kalma şansımız var demektir.”

Rahatlayan ağa:

“-Şimdi doğru yola geldiniz, açık kapıdan girin ve kendinize silah alın, aksi takdirde onlar sizi sizden önce haklar ve yok olursunuz” demesiyle silah deposundan silahı alıp koşan adamlar kendini meydana koşar adım bulmuş.

Elbette kalabalığın içinde ağanın casusları da yok değilmiş…

Birbirlerine saldıran halk yorulana kadar birbirlerini öldürmüş ve korkunç bir katliam yapmışlar. Daha önce bir araya gelip fikir teatisinde bulunan halk artık sadece ağalar üzerinden birbirleriyle konuşabiliyormuş. Düzen böylece sonsuza kadar sürüp gitmiş. Kimse merak edip karşı tarafa durup biz niye birbirimizi vurduk demiyor aksine ağaları ne diyecek diye onun ağzının içine bakıyormuş. Bu ağalık düzeni büyümüş, nüfus arttıkça artmış. Devlet olacak kadar kalabalıklaşmışlar ancak hala o gecenin kininden başka hatırlanan düşmanlıktan, katliamdan kahramanlık hikâyelerinden başka hatırlanan şey yokmuş.

O gece için kahramanlık hikâyeleri destanlar ağıtlar yakılmış. Köylü biraz ağasından rahatsızlık duysa hemen bir çatışma haberi, kavga yükseliyor diğer ayrıntılar hemencecik rafa kaldırılıyormuş. Devlete dönüşen bu iki halkı arada bir dere sınır olarak ayırıyor, içeride huzursuzluk çıkınca hemen karşıdan iki mermi atılınca içerideki rahatsızlık unutuluyor ve kahramanlık türküleri eşliğinde anında birbirlerine giriyorlarmış. Dövüş bitene kadar her şey bir süreliğine unutuluyor yaralar sarılıyor halk kendi kendine geçinip gidiyormuş.

Zamanla birbirlerini görmeye göremeye başka diller konuşmaya ve birbirlerini anlamamaya başlamışlar. Birbirlerini anlamamaları işin daha da karmaşık hale getirmiş. Günleri aylar, ayları yıllar yüzyıllar izlemiş. Başlangıçta aynı dili konuşan halklar birbirlerini görmeye, görmeye iyice hatırlamaz olmuşlar. Hatırladıkları tek şey düşmanlıkmış. Halklar uzunca yıllar böyle yönetilmiş. Hayat öyle böyle devam ediyormuş, başlangıçta bir olanlar önce ikiye sonra dörde, sonra on dörde en sonunda yüzlere bölünmüş. Hayat devam ediyor…

 

jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yılların değişmeyen repliği..O devasa antik tiyatro ve arenaların halkı uyutmak için halkı yönetenler tarafından inşa edilip içindeki gösterime kadar herşeye dahil olduklarını öğrendiğimden beri ve öncesi herşeyden kopuk yaşamanın sevinci ama mecburen eşlik etmenin ızdırabı içindeyim..Aktarılan anlatılan öğretilen hiç birşeye inanmıyorum...Sevgiyle

jale kasap 
 19.05.2020 10:13
Cevap :
Bir düzen devam ediyor, anlamak başka sorun, anlamamaksa başka sorun  29.05.2020 17:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1785
Toplam yorum
: 287
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 174
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster