Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '11

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
570
 

Ağlatan gülünç

Ağlatan gülünç
 

Ben köyde doğdum büyüdüm... Oradan gelme bir "düz mantık" hadisesi vardır bende. "İcat"lara karşı içimden gelen "tövbe tövbe"lerim vardır, elde değil.

Mesela içimi en çok gıdıklayanlardan biri avm lerdir.

Nasıl olmasın, gezinirken gezinirken bir çift görüyorum mesela, bebekleri pusette, dolanıyorlar. Gel de katılma, gel de deli olma. O küçücük yaratığın dili olsa demez mi "beni neden burada gezdiriyorsunuz? Beni çiçeklere götürün, kırlara götürün"

Bebekten daha iricelerinin de durumu vahim aslında. Yüzlerinde gözlerinde simli boyalar falan. Bakıyorum suratlarına nakşedilen resimlerde hep doğa var. Eh o zaman bunların burada ne işi var?

Bir sürü vitrini ova manzarası gibi seyrede ede çay içmezler de, zaten hareketsiz bir mekanda abur cubura gömülmeler de zor geliyor şu köylü kafama. Anlamıyorum işin hülasası.

Ha bir de çıkıp dolaşalım diyenlerin korna sesleriyle dolu çarşıda pazarda dört dönmeleri de güldürüyor beni. Aslında ağlamaklı bir gülüş doğuyor içimde.

Bir yanda kebapçı kapısı çığırtkanları, bir yanda araba cayırtıları, egzos mu dersin, duman mı dersin... Gezenler ne kadar süslenmiş olursa olsun varolan kentsel afetler bir yerden sonra solduruyor süslerini, yüzler solmaya, ses karmaşasında buruşmaya başlıyor, kaldırım tepmekten yorulan ayaklar yavaşlıyor falan.

Gözle görünen bir hızla çirkinleşme başlıyor. Kremlere yapışan tozlar, akan rimeller, sallanan uzun topuklar, ne yana savrulacağını şaşıran saçlar...

Bu da işin çarşı pazar tarafı.

Benim aklım bunu almıyor mesela. Ben gezip dolaşmayı sağlık bulmakla bir tutarım mesela. Gerisini aklım almaz, alamaz.

Bu sebeplerden ötürü güzellik salonları da komik gelir bana. Çünkü oralarda aranan şeyin sağlıklı görüntü olduğunu bilirim.

Cildi parlak, saçları dolgun, tırnakları güçlü gösterme kaygısında değiller mi? Bütün bunları zaten doğa bolca bahşediyor ama elden ne gelir?

Reklamlara bakınız mesela. Gazoz reklamında doğa, ruj reklamında doğa, peynir reklamında doğa...

Bilenler aslında kentlinin doğa hasretini, susamışlığını pekala biliyorlar yani. (Örnek; farmville. Ne acıklıdır.)

Ama doğaya dönmenin yollarını aramak yerine "icat" çıkarmak histerisindedir kent.

En fazla, apartmanların çevresine ağaççıklar kondurmak başarısı gösteriliyor.

Yeşilin duvarlar arasında kalmış hali kime zevk verecekse.

Bana üzüntü veriyor ancak.

Geçen akşam başımı kaldırıp gökyüzüne baktım ve fark ettim ki, dokunulmamış bir tek orası var.

Acaba gökyüzü bu şekilde mi kalacak. Size söyleyeyim, hayır.

Bakarsınız günün birinde bir icat da gökyüzü için çıkıverir.

Ne bileyim reklam balonları doluşur başımızın üstüne, dev uçurtmalardan reklam afişleri sallanır.

Ya da havai fişek gösterilerinin arasına ürün tanıtımları sıkıştırılır.

Ya da minik uçaklar sefere başlarlar, bir gürültü ve karmaşa kaynağı da başımızın üzerinde peyda olur.

Bir o kalmıştı zaten, onu da yapsınlar.

Onu bunu bilmem de sıkılıyorum ben. Çok sıkılıyorum. Burnumda yanık buğday kokuları, denizden gelen rüzgarın kulağıma bırakıp gittiği uğultular, hatıramda yeşil düzlüklerin koşmaya heveslendiren açık gülümsemesi.

Üzgünüm, hem de nasıl. Hasret çekiyorum, hem de nasıl. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 410
Kayıt tarihi
: 13.01.11
 
 

Merhabalar ben bir kamu kuruluşunda görev yapmaktayım, yazmayı okumak kadar seviyorum. Ağırlıkla ger..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster