Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '08

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
621
 

Agresif miyim? Küfür mü ediyorum? AKP’li miyim?

Agresif miyim? Küfür mü ediyorum? AKP’li miyim?
 

Arkadaşlarım bile bana kızmaya başladı artık. Hep siyaset yazıyorsun, sert bir üslup kullanıyorsun, çok agresifsin, kendini hedef haline getiriyorsun, AKP’li değilsin ama öyle bir izlenim yaratıyorsun falan diye uyarıyorlar. Haksız değiller: “Anlattığın kadar değil, anlaşılabildiğin kadarsın”... Bu durumda üslubumun nedenini ve siyasi konumumu net bir biçimde açıklamak zorunlu hale geldi.

Siyasetle uğraşmayı da siyasi konularda blog yazmayı aslında hiç istemiyorum. Hem ben o kadar hevesli değilim hem de siyaset ya da haber kategorisinde yazmam yazılarımı takip edip okuyan birçok arkadaşımı benden uzaklaştırıyor. Kimi görüşlerime katılmadığı, kimi de siyasi konularla ilgilenmek istemediği için bu konulardaki yazılarımı açmıyor bile. Okusa da yorum yazmaktan kaçınıyor. Arada kalıyor, taraf gibi görünmek istemiyor.

Ama siyaset öyle bir şey ki, siz ondan kaçmaya çalışsanız da o sizi mutlaka bir şekilde buluyor. Çünkü siyaset alanında olan biten her şey herkesi bir şekilde ilgilendiriyor, hayatınızı bir tarafından etkiliyor. Siz karışmak istemeseniz bile biri gelip görüşünü açıklıyor, propaganda yapıyor, kendinizi yakın hissettiğiniz bir çevreye, düşünceye saldırabiliyor. Gazete köşelerine çöreklenmiş “yazar” kisvesindeki bazı adamlar ikide bir size “bidon kafalı”, “geri zekalı”, “satılmış” diye güzellemeler döşenebiliyor. Evinizde oturmuş televizyon izlerken bir hanımefendi, “dağdaki çobanla benim oyum neden eşit, o benim kadar onurlu mu?” diye sorabiliyor

(Şu, “dağdaki çoban” lafını üzerime alınmakta ve kızmakta haksız değilim. Dedelerim çobandı. Hiçbir seçimde de kimseden makarna falan almadan kendilerini hangi partiye yakın hissediyorsa gidip oylarını kullanırlardı. İkincisi, bir kere bu lafa benden önce ulusalcı Türklerin itiraz etmesi gerekiyor. Malum, bu ülkeye Orta Asya’dan gelip yerleşen Türk boylarının hepsi göçebe/çobandı. Yani eğer Türk kökenliysek hepimiz bir anlamda çobanların torunlarıyız.)

Bütün bunların üstüne de üyesi olduğunuz blogda birilerinin o “dağdaki çoban” yaklaşımını haklı bulduğunu okuyorsunuz. Beğenelim beğenmeyelim, bu ülkede seçmenlerin önemli bir çoğunluğunun oyunu alıp hükümeti kurmuş bir partinin ve onun seçmenlerinin aleyhinde aşağılayıcı nitelikte yazılar çıktığını görüyorsunuz. Öyle bir iki tane de değil... Özellikle haber kategorisini parsellemiş birkaç kişi guguklu saatin kuşunun saat başlarında kafasını uzatıp “gu-guk! gu-guk!” sesi çıkarması gibi, her saat bir blog girip bize AKP’nin ne kadar kötü olduğunu hatırlatma gereği duyuyor.

Bre insaf, iki bin küsur blog yazıyorsun bunun yarısından fazlasında bir partiyi ve ona oy verenleri konu alıyorsun, hep karalama, hep aşağılama... Durmuş saat bile günde iki defa doğru zamanı gösterir. Bu partinin beş buçuk yıldır bir tane dahi mi olumlu icraatı yok? Mesela beşikteki bebekten doksanlık ihtiyara kadar, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının cebinden en az yüz elli dolar çalınmasına neden olan İmarbank soygununa bu adamlar son vermedi mi? İmarbank’ın sahiplerinin bu soygunlarından hepsinin haberi olduğu halde AKP’den önceki hükümetlerin hangisi müdahale etme cesaretini ve basiretini gösterebildi? Yoksa hırsızlar, dolandırıcılar sizi hiç ilgilendirmiyor mu?

Onu bir yana koyalım; ülkede Cumhuriyet tarihinin en önemli polis operasyonu gerçekleşiyor. Sızan bilgiler operasyonun zamanında Sovyetler Birliği’ne karşı tüm NATO ülkelerinde kurulup sosyalist kampın çöküşünden sonra işlevini kaybettiği için tasfiye edilen “Gladio”, ya da “kontrgerilla” örgütlenmesinin Türkiye kanadına yönelik olduğuna işaret ediyor. Yine o bilgi kırıntılarından gözaltına alınan ya da daha önce tutuklanan kişilerin bazı olaylar ve kişilerle ilgili çok ilginç bağlantılarını öğreniyorsunuz. Üstelik duyduklarınız bu ülkede siyasetle ilgilenenler için yeni bir şey değil. Varlığı bilinen, karanlık eylemleri tahmin edilen ama kalın dokunulmazlık zırhı içinde çalıştığı için hakkında fazla bir şey belgelendirilip yazılamayan bir örgütlenme tarihte ilk defa ciddi bir soruşturmaya konu oluyor (Bunun ilk ayağı Susurluk’ta ortaya çıkmıştı ama o zaman üzerine gidilmedi). Ben de oturup bu konu üzerine bir şeyler yazdım. Karanlıkta kalmış bazı olayları, adları o olaylarla anılan kişileri alt alta sıralayıp bu ilginç ilişkilere dikkat çekmek istedim. Hüküm vermedim, yorum yapmadım. Soru sordum. Şu şu olayları hatırlayıp üzerinde biraz düşünelim dedim. Yazarken de MB’de kimseyi muhatap almadım. Amacım burada polemik yaratmak değildi.

Ancak o blogum yayına çıkar çıkmaz yoğun bir saldırıya uğradım. Fikirlerimi çürütmeye değil, şahsıma yönelik yorumlar, beni hedef alan karşı yazılar, o sekizinci sınıf kompozisyon ödevi kalitesindeki sakalet örneği yazılara Tanrı kelamı muamelesi yapan, her kelimesinden yağ damlayan destek yorumları, yorumlarda bana yönelik “tokat” imaları gırla gitti. Dost bildiğim, en ufak bir zararımın dokunmadığı bir blog üyesinden, “tribünlere oynuyorsun”, “fikirlerin orjinal değil”, “senin bloglarının çok okunması yüzünden benim bloglarımın değeri anlaşılmıyor” gibi dumur ötesi yorumlar aldım. Kimi beni hidayete çağırdı, kimi kendisinin yanında saf tutmaya... Kimi ders vermeye kalktı, kimi meydan okudu, kimi yüzüme bayrak salladı. Bloglarıma tarafsız yorumlar yazan bazı üyelere baskı yapıp bana gönderdikleri yorumları sildirmek için uğraşan kişiler olduğunu öğrendim. Oturup bunlara usulünce ve herkese kendi anladığı dilden cevap verince daha da sert bir tepkiyle karşılaştım.

Düşüncelerime karşı tez üretme, insanları o tezlere ikna etme çabası yok. Sadece daha güçlü naralar atma, savaş tamtamlarının ritmini daha da arttırma çabası var. Bir tek şey öne sürülüyor: “Ya bizdensin, ya onlardan”, “onları eleştirmediğine göre sen de onlardansın!”... Bu zihniyete göre her şey siyah-beyaz ve ülkede birbirini boğazlaması gereken iki düşman kamp var; olan biten her şey de bir ölüm kalım mücadelesinden ibaret... Ülke işgal edilmiş ve (acaba güçlü ordumuz ne yapıyordu o sırada?) şimdi işgalciye karşı savaşılması gerekiyor!!! Tam bir akıl tutulması tablosu*...

Bu ruh halinden rahatsız oluyorum. Dilimin döndüğünce “ortak değerler”, “genel doğrular” bildiğim şeyleri hatırlatmaya çalışıyorum. Ama bu toplumun yavaş yavaş o değerlerden uzaklaştığını görüyorum. Mesela en yakın arkadaşlarımdan birinin habire “dağdaki çobanın oyu neden benimkiyle eşit?” gafını yapan hatun kişiyi savunmaya çalıştığını görüyorum. Sanki Aysun Hanımın kendini savunacak koskoca bir tv programı yokmuş, sanki o çobanların hepsinin birer tv kanalı, birer gazetesi varmış gibi... Sövülene değil, sövene sahip çıkma, ezilenin değil ezenin yanında yer alma çabası...

Bunları gördükçe bu ülkede yaşayan insanların ayaklarının altındaki ortak zeminin kaymaya başladığını, kimsenin kimseyle konuşabilecek bir şeyinin kalmadığını hissediyorum. Bu durum beni hem endişelendiriyor hem de hayatım boyunca bu ülkede benzeri kısır çekişmeleri yaşamanın yıpratıcı etkisiyle zaman zaman ben de asabileşiyorum. Üslubumun sertliğinde bu bıktırıcı “deja vu” duygusunun etkisi büyük... Ama kimseye küfür/hakaret etmiyorum. Bazen sivri kelimeler seçiyorum o kadar...

....

Not: Yazı uzadı ve AKP’li olup olmadığımı ya da zaman zaman niçin onu savunur duruma düştüğümü anlatmaya yer kalmadı. Onu da sonraki blogumda anlatıp şu siyaset konusundan biraz uzaklaşayım.

* Bu ruh halinin tasviri için Serdar Turgut’un aşağıdaki linkteki yazısını okumanızı önemle rica ederim. Yazıda benim burada anlatmaya çalıştığım şeylerin güzel bir özetini göreceksiniz. Fikirlerimin orijinal olup olmadığını merak edenler Serdar Turgut’un yazısıyla benim yazılarımın tarihlerini karşılaştırabilirler.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=113647,10,104

Resim: http://switchbladeserenade.deviantart.com/art/The-Horror-60600574

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yukardaki yazıyı okumuş değilim, çünkü zahmet gelecek biliyorum. Neden derseniz, çünkü kendiniz hakkınızdaki gözleminiz doğrudur, ayrıca sıkıcı da buluyorum. Önceki okuduğum bir kaç blogunuz öyleydi. Ama Akepeli misiniz onu bilemem.

Erdal Aydın 
 05.04.2008 20:48
Cevap :
Bilmukabele, efendim bilmukabele... Tek kelime cevabı bile hak etmeyen bir lüzumsuz laf yığını yorumunuz. Sırf okuyanlar kafa yapınızı görsünler diye yayınlıyorum.  07.04.2008 14:33
 

Bütün bir hayatı sadece kendi ideolojik penceresinden gören insanlara asla yaranamazsınız. Çünkü onlar için önemli olan gerçekler değil, kendi tasavvurlarıdır. Yani olgular onların anlayışına uyduğu zaman doğru, aksi olduğunda ise yanlıştır. Hukuk, demokrasi, insan hakları gibi kavramlara bakışları son derece subjektiftir. Bence tamamen tarafsız insan olamaz. Fakat bir tarafı yok sayacak, ona ait her değeri reddecek kadar ileri giden bir taraflılık tehlikelidir. Bugünkü yaşadıklarımızın nedeni, işte bu ideolojik ve tekil anlayışta gizlidir. Yaşadıklarımız, dünyaya kendileri gibi bakmayanlara tahammül edemeyenlerin yarattığı gerilimin soncudur. Bence bu ülkede her halükarda doğruları dile getiren insanlar olmalı. Devam ediniz. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 04.04.2008 11:33
Cevap :
Söyledikleriniz konusunda sizinle aynı fikirdeyim Hüseyin Bey, benim anlatmak istediklerimi de harika özetlemişsiniz. Yüreğinize sağlık. Selamlar, saygılar.  07.04.2008 9:42
 

görüyorum ben yazılarında. elinde bir demokrasi pusulasıyla sürekli ibrenin gösterdiği yönden şaşmayan birisin. Bu yüzden hiç bir kampa ait değilsin. bu yüzden iyi niyetin anlaşılamıyor. ve bu yüzden yalnız kalıyorsun. Gerçek bir demokrat, tarafların hiç birince sevilmez çoğu zaman. çünkü hep karşılarında bir düşman gerekir savaşmak isteyenlere. Sen herkesin ortak türkülerini herkes adına da söylerken birileri çoktan savaş tamtamları çalmaya başlamıştır. Bir demokrat her toplumda en tehlikede olandır her zaman. bu yüzden de en çok onların korunmaya ihtiyacı vardır. sevgiler dostum.

Başak ALTIN 
 04.04.2008 11:32
Cevap :
Sevgili dostum, bu sözleri senden duymak ayrıca sevindirdi beni. Aynı dediğin gibi, kimse tarafından sevilmemeyi göze alarak inandığım şeyi dile getirmeye çalışıyorum. Bu yönümüzle de epey benziyoruz galiba. Çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...  07.04.2008 9:51
 

Yazınız, üzdü beni. Aydın alabilmek için bilgi sahibi ve objektif bir bakış açısı (ya da açısız) gerekir. Zaman zaman sert anlatımlar olabilir. Sevgi ve saygıyla neden olmasın. Hem biliyor musunuz? Meyve veren ağaç taşlanır. Oysa ağaç meyvesini kimin alacağına bakmaz. Taşlanırken canı yansa da meyvesini bırakıverir. Görüyor musunuz? Sizi ağaç yaptım. Yolum düştükçe gölgenizde serinlemek çok güzel. Meyveleriniz de ... Sağlıkla ve hoşça kalın...

arz-ı alem 
 04.04.2008 11:04
Cevap :
Sevgili blogdaşım, bloga başladığım günden bu yana aldığım en güzel, benim açımdan en sevindirici yorumlardan biriydi bu. Onur verdiniz. Yüreğinize, zihninize sağlık. Sevgilerimle...  07.04.2008 10:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3678
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster