Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
487
 

Ağzını Şişeye Götürdüğün İlk An

28.12.2009 İstanbul Birazdan dua edeceğim. Evet, bir hafta oldu. Evimde, yatağımdayım. Geçen hafta mutluluğun tarifini yapabilmiştim. Neden alışıyoruz birbirimize? Alışmak çok büyük bir hastalık… Gene alıştı sevdiklerim varlığıma. Oysaki benim içim kanıyor. Unutmak için içiyorum. Daha çok kanıyor. Geri dönmek istemiyorum. Alışmak benim bağışıklığımın olduğu bir hastalık. Alışamıyorum. İşte gene gideceğim. Bensizliğe alışacak herkes. Ben ise hiçbir şeye alışamamanın travmasını yaşayıp saçlarımdaki beyazlara bir yenisini katacağım. Daha giderken yüreğimde geri dönüşün ağırlığı vardı. Giderek yüreğimden taşıyor bu korku. Üzüntü ve öfkeye dönüşüyor. Korkuyorum. Değişmek istemiyorum. Paris’in getirmiş olduğu veya getirebileceği avantajları da acıları da istemiyorum. Ben orada çok mutsuzum. Evet, itiraf ediyorum: gitmek, geri dönmek istemiyorum. Orayı sevmiyorum. Orayı sevmiyorum. Değişim, hocalık, büyük adamlık, medar-ı iftiharlar… Bunların içimde yarattığı tek şey melankoli…

Her dakika İstanbul’da olmayı istiyorum. Oda soğuk. Oda sessiz. Oda karanlık. Yalnızlığı kaldıramıyorum. Benden beklentiler var diye kendimi kandırmak saçmalık. Aslında dünya benim etrafımda dönmüyor. Bu melankoliyi yaratının kendi kendimden beklentilerim olduğunu biliyorum. Ne istiyorum ben? Hayatın yerime ne yapacağını karar vermesini beklerken zaman geçiyor. Paris… Hep gitmek zorunda olan ben, yurtdışında kendini yalnızlığa mahkûm eden ben şimdi gene kararımdan dönmeye çalışıyorum. Maneviyatım kaldı mı? Dünyadan beklentilerim var mı? Zirvede bırakmak en iyisi midir? Gecelerim uykusuz olmak zorunda mıdır? Huzur arıyorum. Ne burada, ne orada huzuru bulamazken, iki tarafa da ait hissetmeden kendimi, huzur arayışı içinde kaybediyorum. Maddi-manevi bendekileri… İçimdekileri… Yorgunum. İçki içmek değil, içkiden bir yudum yani ilk yudumu almadan önceki o tatlı anı; ağzını şişeye götürdüğün anı seviyorum. Görüldüğüm gibi değilim. Ben toplumun, beklentilerin, kriterlerin merkezindeymiş gibi gösterirken kendimi, insanlara karşı hedef şaşırtmaya çalışıyorum. Yarattığım sonuç ise hayal kırıklığı oluyor. Bu da benim lanetim. Ezikliğim. Eksikliğim. Kendime karşı olan en büyük güvensizliğim.

Birazdan yatağıma uzanacağım. Uyuyamayacağım ama evimdeyim. Daha gitmeden İstanbul’dan, İstanbul’da uyuyamamak çok güzel… Uzaklarda uyumaktan, ruhunu paklamaktan çok daha güzel… “Homesick”le, evde yaşamak. Bu benim hayatımın özeti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 03.06.10
 
 

2011 Sorbonne Üniversitesi (Paris-IV) Modern ve Yakın Tarih Doktora •2009-2010 Sorbonne Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster