Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '06

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1152
 

Ah o eski evler…

Ah o eski evler…
 

Yahya Kemal ressam Melek Celal hanıma “Bir evim olmalıydı. Şöyle İngiliz evleri gibi konfortabl… Görüyor musunuz, bu yaşımda bir otel odasında kalakaldım” demiş. Türk toplumunda hemen herkesin nihai hedefi bir gün “ev sahibi” olmaktır. Çünkü ev bir güvenlik aracıdır bir yerde; geleceği güvene alan ve sığınak vazifesi gören. Evsizlik bir yerde yalnızlığa delalet ediyor.

Evsizlik, pek tavsiye edilen bir şey değildir. Şehir hayatının “doğal” sonucu olan kiracılık, asırlar boyunca bu topraklarda bilinmeyen, arzu edilmeyen bir “hâl” olagelmiştir. Atalardan tevarüs edilen bu hâlet-i ruhiyenin neticesi olsa gerek her Türk ilk fırsatta ev sahibi olmayı hayal eder. Ev-bark sahibi olmak hâla bu toplumun sarsılmaz düsturlarındandır.

“Ev” eski zamanlarda sadece bir “yaşam alanı” değil, kültürel bir mekan olarak da hayatiyetini sürdüren bir organdır. Bazı evler vardır ki buralar Orhan Okay’ın tabiri ile “mektep” vazifesi görmüştür.

“Devr-i kadim efendisi” İbnülemin Mahmud Kemal’in Mühürdar Paşa Konağı ve Tevfik Remzi Kazancıgil’in Kazancı yokuşundaki konağı bu mekteplerin yakın tarihteki en önemli temsilcilerindendir.

Zamanın şair, yazar, sanatçı ve bilim adamı taifesi haftanın belirli günlerinde bu kültür merkezlerinde toplanır, sosyal, kültürel ve nadiren de olsa siyasi meseleler üzerine konuşurlardı. Bu mekânlar herkesin giremediği, girmek için bazı özelliklere sahip olması gerektiği yerlerdir. Mesela İbnülemin’in evine girebilmek için şu dört özellikten birine sahip olmanız gerekmektedir: Söz veya saz erbabı olmak, ehibbâ-yı kadîme mensubu olmak veya bu üç gruptan biri tarafından meclis sahibinden “izin” alınarak getirilmiş olmak. Buralarda kalıcı olabilmek için, adab bilmek, tefekkür sahibi olmak, konuşmayı ve en önemlisi yeri geldiğinde susmayı bilmek gerekir.

Siz de takdir edersiniz ki Fuad Köprülü, İbnülemin, Mükrimin Halil, Mustafa Şekip, Necip Fazıl, Peyami Safa, Halid Ziya, Mehmed Emin gibi isimlerin bulunduğu bir mekan “ev”den öte bir anlam taşır. Bu mekanları modern anlamda “think-thank” merkezleri gibi çalışan yerler olarak düşünebilirsiniz. Bu gün, kimi vakıf ve derneklerde haftanın belli günlerinde bir araya gelip kurulan sohbet meclislerini bu geleneğin uzantıları olarak sayabiliriz.

50’lerle birlikte bu kültür ve irfan ocakları tek tek tarih sahnesinden çekildi. Yahya Kemal’in söylediği gibi “bütün bu güzel şeylere elveda!” demek zorunda kaldık. Geriye dönüş mümkün mü? . O eski, insan bedenini rahatlatan ve ruhuna huzur veren, evi bir “yatakhane”den ziyade canlı bir organizma olarak kabul eden “mekân” anlayışımıza dönmek mümkün mü? Belki hayır, lakin yeni nesillere eskinin zevkini, yaşama biçimini ve estetik zevkini aktarmak, nasıl bir kültürel iklimden geldiğimizi öğretmek adına bu değerleri hatırlatmak önemli.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1134
Kayıt tarihi
: 06.07.06
 
 

Memleketi ve kendini ilgilendirenler üzerine yazmayı "tutku" edinmiş bir fen bilimci, konuşmaya v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster