Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
716
 

Ah o son 20 dakika olmasa

Ah o son 20 dakika olmasa
 

Yıllar sonra aramıza dönen Indy beni son anda hayal kırıklığına uğrattı.


Aradan uzun yıllar geçti ve 1980’lerin kıvrık şapkalı, elinde kamçısıyla maceradan maceraya koşan Indiana Jones’u ya da kısa adıyla “ Indy” si yeniden aramızda. Ben şimdiye kadar genelde hep başka konular üzerinde görüşlerimi yazdım ama bu sefer biraz farklılık yapıp sinema dünyası hakkında da elinden geldiğine birkaç satır karalamak istiyorum.

Özellikle çocukluklarını 80’li yılların sonunda yaşamış olanların neredeyse tamamı meşhur maceraperest Arkeologumuz Indiana Jones’u yakından tanırlar. Bende küçüklüğümden bu yana Indiana Jones hayranlarından birisi olarak filmlerinin tekrar tekrar yayınlanmasına rağmen bıkmadan bu maceracı adamı izlemişimdir. Steven Spielberg’in yönetmenliğinde tüm dünya ile aynı anda 22 Mayıs tarihinde gösterime giren son Indiana Jones filmini ben bu akşam izledim. Indiana Jones dedikleri zaman aklımıza hep fantastik öğelerle süslü olağanüstü sahneler ve çözülmeyi bekleyen gizemli tehlikeli bulmacalar gelir. Şöyle bir geçmişteki filmlere baktığımızda da aklımızda kalan en can alıcı birkaç sahneyi tekrar hatırlarsak sanırım Indiana Jones’un katıldığı yemekte maymun beyni ve böceklerin yendiği sahne en akılda kalan sahnelerden biri olarak öne çıkmakta. Ayrıca gizemli görünmez yollardan yürümesi, ayak bastığı yerlerin bir anda çökmesi ve bunun gibi birçok heyecanlı sahne akıllarımızda hala dünkü lezzetini koruyor.

Bu sene gittiğim birçok filmde ne yazık ki istediğim tadı yakalayamadım. Genelde stresimi atmak için ve kısa sürede olsa beyaz perdede kaybolmak için sinemaya gitmeyi tercih ediyorum. Aksiyon filmlerinden çok büyük beklentiler içinde olmamızın çokta özel bir yanı yok. Tarihi filmler ya da yaşanmış hikâyeleri konu alan yapımları izlediğimizde ise beynimizi daha bir zorlayarak filmden sonuçlar çıkarmaya ve olayları yorumlamaya başlıyoruz. Bu benim çok hoşuma gidiyor. Aslında ben bu tür filmleri daha çok seviyorum. Bu filmlerden birkaçına örnek vermem gerekirse Goodbye Bafana, The King Of Scotland, The League of Their Own( Bu filmi kesinlikle izlemenizi öneririm) gibi filmleri sayabilirim. Çok fazla konuyu dağıtmadan Indiana Jones’un son macerasına dönmek istiyorum. Konuyu zaten basından az çok bildiğimiz için tekrar anlatmayı gereksiz buluyorum. 19 yıl aradan sonra bizlerle buluşan Indy’e hoş geldin diyorum ama filmin sonunda çokta hoş bulmadığımı söylemek istiyorum.

Kahramanımız bu sefer karşımıza epey bir yaşlanmış olarak çıktı. Gerçekten de Harrison Ford ilk sahnelerde yorgun ve yıkık bir Indiana Jones olarak karşımıza çıktı. Eee kolay değil yıllar sonra 60 küsur yaşında kamera karşısına geçmek hem de Indiana Jones olarak. Rus askerlerinin karşısına aldıkları Indy, onlara sanki bir şey yapamayacak havası verse de, eski kurnazlıklarını çok geçmeden sahnelemeye başladı. Bu sahnelerden sonra da filmin içine girmeye başlıyorsunuz zaten. Sürekli aksiyon ve Indiana Jones’un esprileri ile gayet güzel bir yolculuk yaşamadım dersen yalan olmaz. Film ilerledikçe Arkeologumuz ve yanında ki arkadaşlarını sürprizler bekliyor. Bu sahnelerin hemen hemen hepsi çok güzel çekilmiş ve eğlence ile aksiyonu bir araya getirmiş. Ben çok beğendim. Tabiî ki abartılar her zamanki gibi bolca kullanılmış ama çok üzerinde durmaya gerek yok sonuçta film aksiyon filmi ve eğlendirmeyi amaçlayan bir film. Filmde esas beklediğimiz Indiana Jones filmlerine özgü olan fantastik öğeler. Ben son sahnesine kadar çok beğendim. Bakın kadar diyorum yani son final sahnesini saymıyorum! Konusu kristal bir kafatası olan bu filmde Indiana’nın karşılaştığı tapınaklar, yerliler, gizemli tüneller ve takipler oldukça heyecanlı idi. Özellikle Indiana filmlerinde kullanılan bizleri her seferinde hayran bırakan öğelere bu sefer de asker karıncalar katılmış ki gerçekten benim çok hoşuma gitti. Peru’da geçen daha sonra Amazon ormanlarının içinde devam eden maceramızda o karıncalara yakalananların vay haline demeden edemedim. Gerçektende adamları yuvalarına taşımalarına kadar çok vahşi düşünmüşler bu canlıları.

Tüm buraya kadar film eğlendirerek çok güzel geldi. Sonlarında ki tapınağa giriş sahnesi de yine eski Indiana Jones filmleri gibi fantastik ve tehlikeli idi. 2 saat süren bu macerayı en son ana kadar çok güzel getiren film ne yazık ki son 20 dakikasında o mistiklikten koparak bilimsel bir duruma dönüştü. Ben biraz bu kısmını beğenmedim. Çok filmin sonunda ne yaşandığını yazarak izlemeyenleri etkilemek istemiyorum ama film bize o kadar sade fantastik öğeler sunduktan sonra son sahnelerinde işin bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim. Ben yine bu yaşananlara paralel olarak karşılaşacakları bir heyecanlı son bekler iken, karşımda küt saçlı bayanın garip sonu, Indiana’yı satan adamın çok sıradan yok oluşu ve filme fazla kaçmış olan bir son buldum. Bu son yerine kötülerin daha mistik şekilde cezalandırılmalarını bekliyordum açıkçası. Filmde bana karıncaların yedikleri adamlar inanın daha ilginç geldi. Film çok güzel başlamıştı. Olaylar ve kovalamacalar eski Indiana Jones tadında devam ediyordu. Yine ardı ardına çıkan gizemli efsanevi ipuçları ile filmde kendimizi kaybediyorduk. Kötü adamlar ve Indy sona doğru tehlikeleri atlata atlata gelirken son sahnede karşımızda bulduklarımıza hala anlam veremiyorum. Kız arkadaşım o sahneye kadar hep heyecanlandı ve son sahnede oda bana döndü “ Sonu iyi olmamış” dedi. Evet, ne yazık ki filmin özeti bu. Sonu iyi olmamış. Film dört dörtlük olacakken bir şeyler eksik kalmış. Bu sonu düşünmeleri bana bir Mel Gibson’un The Signs filmini hatırlattı. O filmde de her şey o kadar güzel gidiyordu ki ardından olanlar oldu ve film saçmaladı. Son Indiana Jones filmi topu getirdi getirdi ve çizgide sanki dışarı attı. Film eğer hayalimdeki gibi bitse idi bu gece çok daha tatlı bir uykuya dalacaktım. Kendimi Indy yerine koyacak ve gizemli sırların peşinde koşacaktım. Ne yazık ki, Indy beni üzdü. Ben ondan getirdiği gibi bitirmesine beklerken Aksiyon-Fantastik hikâyesi ile süslü olan film birden bilimkurguya dönüştü ve bu son da yıllardır bizleri bekleten Indiana Jones’a yakışmadı. Ne ise sonuçta yeniden Indy’i görmek ve onla bir yolculuk yapmak zevkti. Belki de sizler benden daha çok seveceksiniz. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler. Görüşmek üzere.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 180
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 4073
Kayıt tarihi
: 13.11.06
 
 

Kariyerini Uzakdoğu sahne ve televizyonlarında geliştiren  sunucu, şovmen, yazar, oyuncu Uğur Rıf..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster