Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '19

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
190
 

Ah Şu Bağnazlık!

                İlkokul birinci sınıfa kayıtsız devam edip hiç karne almadan ikinci sınıfa başlamış kaç kişi var şu ülkede? Başkasını bilmem de, ben öyle bir öğrenciydim işte!

                Eloğlu neleri neleriyle övünürken, benimki de laf mı şimdi! Ne biçim övünme bu Tanrı aşkına!

                Şaka bir yana, gelelim biz 1949 yılının eylül ayına… Dört ayı aşan uzun bir tatilden sonra açıldı okulumuz yine. O da ne!

                Bayrak töreni için sıraya girdiğimizde, İhsan Özel öğretmenimizin yanında yine O’nun gibi güzel giyinmiş bir bey daha duruyordu. Aa… Hiç de yabancı değil, köylümüz Ali Öğretmen değil miydi O? Evet, evet…  O olmasına O da, niçin burada?

                Bayrak töreninden sonra sınıflara girince anladık gerçeği. İlk üç sınıfa Ali Öğretmen, dördüncü ve beşinci sınıflara İhsan Öğretmen girecekti bundan sonra. Ve ben, gerçekten ikinci sınıf öğrencisiydim!

                İkinci sınıfın yoklaması yapılırken,  “106 Hüseyin Erkan” diye adımı ve numaramı da okudu öğretmen. Oh be, hiçbir korkum, hiçbir endişem yoktu artık.

                Ali Uyar öğretmenimiz de İhsan Özel öğretmenimiz gibi Aksu Köy Enstitüsü mezunu idi. Yaklaşık on gün önceki telefon görüşmemizde öğrendim ki, İhsan Öğretmen’imden iki yıl sonra bitirmiş Aksu’yu. İlk görev yeri, komşu köy Akşahap’mış.

                “Sizi, Aksu Köy Enstitüsü’ne gitmeye kim teşvik etti?” diye sordum. Anlattı:  “Erkan, bilirsin, köyümüzde Hamit Usta vardı; Hamit Koçak…”   “Evet, sevgili öğretmenim; çok iyi bilirim.” O bir gün Akseki’de Belediye Başkanı Gani Satıroğlu ile konuşurken, Hamit Usta’nın ilkokulu yeni bitirmiş bir oğlu olduğunu öğrenince, ‘Aksu Köy Enstitüsü’ne gönder O’nu. Okusun; öğretmen olsun. Bu konuda yardımcı olurum sana.’  demiş.”  “Evet, sevgili öğretmenim.”    “Hamit Usta köye dönünce, anlatmış oğlu Hasan’a bu meseleyi ve ‘Ne dersin?’ diye sormuş. Hasan da ‘Sütkardeşim Ali de gelirse giderim.’ demiş. Ve işte benim Aksu Köy Enstitüsü’ne gidişim böyle oldu Erkan.” “Demek ki, sizi çok seviyormuş; sütkardeşimiz.”  “Evet, gerçekten çok severdik birbirimizi. Bilirsin, birkaç yıl önce kaybettik O’nu.”  “Maalesef, erken gidenler kervanına katıldı O da…”

                Akşam vakti idi. Daha fazla yormamak için öğretmenimi, kısa kestim bu söyleşiyi.       Telefonu kapattıktan sonra, köyüm canlandı gözümde yine. Demek ki, evimizin önündeki eski okulda 2. ve 3. sınıftaki ilkokul öğretmenim Ali Uyar ile sütkardeşi Hasan Koçak’ın Aksu Köy Enstitüsü’nde okumaları, o günlerde Akseki Belediye Başkanı olan Gani Bey sayesinde olmuş.

                Gani Bey’i tanımadım ben ama çocukluk yıllarımda çok sık duydum adını. Demek ki halka yakın bir yönetici ve iyi bir insanmış. Bugün bana, “Gani Bey’den başka, Akseki’de Belediye Başkanlığı yapmış ikinci bir isim söyle” deseniz, söyleyemem.

                Aynı O’nun gibi, Akseki’de kaymakamlık yapmış Fikret Nazillioğlu dışında da ikinci bir isim yok belleğimde. 65 yılı geçtiği halde, neden mi yalnızca bu ismi anımsıyorum?

                Çünkü Fikret Bey, Akseki’de 1950’lerin ilk yıllarında, büyük bir aşkla dağı taşı yararak yol yapıp köyümüz Gödene ve annemin köyü Menerge’ye ilk motorlu taşıtı getiren kaymakam…

                Köyümüzde Aksu Köy Enstitüsü mezunu İhsan Özel, Ali Uyar ve Hasan Koçak dışında başka öğretmenler de vardı: Sözgelişi, Dilber Teyze’nin oğlu Faik Ergün…

                1950’li yıllarda, Köy Enstitüleri ve Öğretmen Okullarının son sınıf öğrencileri, 5’er 6’şar kişilik gruplarla iki değişik köy okulunda birer ay staj yaparlardı. 1958 – 1959 öğretim yılında Aksu Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisiydim.

                Ben de dört arkadaşımla birlikte Aksu bucağına bağlı Mandırlar köyüne gitmiştim; ilk olarak. Bir de ne göreyim? O köyün öğretmeni, Faik Ergün değil mi?

                Bir ay staj yaptık o köyde. Faik Öğretmen’i ve eşi Aksekili Fatma Hanım’ı ilk kez yakından tanımış oldum böylece. Sağ olsunlar, ilgi ve sevgilerini esirgemediler; benden ve arkadaşlarımdan.

                İkinci staj yerimiz, Antalya – Burdur yolu üzerindeki Yeniköy’dü.

                Aksu Öğretmen Okulu’nun hemen yanında, 1940’lı yılların başlarında, Aksu’nun ilk mezunları olan öğrencilerin yaptığı bir “uygulama ilkokulu”  davardı. Yapımında Ali Uyar öğretmenim de duvarcı ve marangoz yardımcısı olarak çalışmış.

                Meslek derslerimize giren Şenay Can ve Rıfkı Can öğretmenlerimiz, bu okulda “yaparak ve yaşatarak öğrettiler”  öğretmenliği bize.

                1959’da uygulama ilkokulu müdürlüğüne Ârif Öztemel atanmıştı.  Ârif Bey de bizim köylü ve Aksu mezunuydu. Neden bilmem, bir gün olsun, odasına gidip de, “Ben falancayım” deyip kendimi tanıtmadım. 

                Köyümüzün çocuğu olan birçok öğretmen yaz tatilinde köye uğrar, yakınlarını ziyaret ederlerdi. Onlarla görüşür, konuşurduk. Ârif Öğretmen’i köyde görmemiştim hiç.

                Komşumuz Kâmil Hoca’nın oğlu öğretmen Kemal Şenoğlu yazın mutlaka gelirdi köye. Soyadı gibi güler yüzlü, konuşkan ve şen bir insandı. Ayrıca güzel cümbüş çalar; kardeşi Hayati Âbi ile şarkı da söylerdi. Pek çok türkü ve şarkıyı ilk kez onların ağzından duydum ben.

                Öğretmen Ramazan Karakılınç ve Mustafa Ulukaya ile kardeşi Hasan Ulukaya da Aksu mezunu idiler. Aynı kuşaktı onlar. Birer ikişer yıl fark vardı aralarında.

                Hasan UlukayaAksu’da altı yıl aynı sınıfta birlikte okuduğum Manavgat’ın Uzunlar köyünden Mustafa Söyler arkadaşımın ilkokul öğretmeniydi. Mustafa, sevgiyle söz ederdi hep O’ndan. Çok iyi bir müzik kulağı vardı Mustafa’nın. Mandolini konuştururdu âdeta!

                Hasan Öğretmen, babamın çok sevip saydığı Mesude Teyze‘mizin kızı Ganime Abla ile evliydi. İhsan Öğretmen ve Ali Öğretmen’den sonra köyümüzde görev yaptı. Maalesef, erken göçüp gidenlerdendir O da. Antalya’da yaşayan eşi Ganime Abla ve oğlu Çıt Çıt Tuhafiye’nin sahibi Mehmet Ulukaya ile haberleşiriz hâlâ.

                1953’ün sonbaharında Aksu Köy Enstitüsü’nün birinci sınıf öğrencisi iken, köylüm Tevfik Saim Öztemel de 5. sınıfta okuyordu. Üstte adı geçen Ârif Öztemel öğretmenin kardeşi… Aynı köyden, dahası aynı mahalledendik ama iki yıl aynı okulda bulunmamıza karşın, ne O bana bir yakınlık gösteri, ne de ben O’na… Öğretmenlik yıllarında da birbirimizi arayıp sormadık hiç.

                 Anlaşılıyor ki, bizim köyden benimle birlikte 11 öğretmen mezun olmuş Aksu’dan. İyi, güzel de neden hepsi erkek? Neden bir tek bayan yok aramızda?

                Ah şu bağnazlık, ah şu bağnazlık!..

                Gök bilgini Kandilli Rasathanesi’nin kurucusu Fatin Gökmen’in köyü Gödene’den bir cesur aile, bir cesur kız evlat çıkmamış; çıkamamış ne yazık ki!

 

                               KÖY ENSTİTÜLÜ SENATÖR NİYAZİ ÜNSAL

            “Bugün ‘ak’ dediğinize -hiçbir gerekçe göstermeden- yarın ‘kara’ diyemiyorsanız, sakın siyasete soyunmayın” diye başlayan bir yazım yayınlanmıştı; iki yıl önce. (19 Haziran 2017, Önder gazetesi)  Konusu ne miydi bu yazının?  Doğudan batıya ülkemizin birçok ilçesinde kaymakamlık yapan Turan Eren’in Antalya Vali Yardımcılığı’ndan emekli olduktan sonra yazdığı “Üç Dilek” adlı kitapta anlattığı bir anı…  Kaymakam Eren, Erzincan’ın Kemah ilçesinde görevliyken, Erzincan Senatörü Niyazi Ünsal’la tartışır bir konuda. Bilirsiniz; bizde tartışmalar tehdit ve hakarete dönüşüverir hemen. Ne yazık ki, yazarın anlattığına göre, bu tartışma da öyle sonuçlanmış.

Bir hafta önce, (18 Kasım 2019) cep telefonum çaldı. Arayan 1970’li yılların ünlü senatörü Niyazi Ünsal’ın oğlu Sercan Bey’di: “Hüseyin Bey, telefon etmeden önce sizi sordum, soruşturdum. Köy Enstitüleri üzerine çok olumlu yazılarınız yayınlanmış. Memnun oldum. Çünkü ben de bir Köy Enstitülünün oğluyum. Babam, Pamukpınar Köy Enstitüsü mezunu CHP Senatörü Niyazi Ünsal…  “İki yıl önce yazdığınız, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ adlı 119 nolu makalede babamı yanlış tanıtmışsınız.  Bunu öğrenince ben de üzüldüm, yakınlarım da… Babam kesinlikle öyle bir insan değildi. O, tanıdığım pek çok Enstitülü meslektaşı gibi yurdunu, ulusunu çok seven nazik bir insandı.” deyip bu konuda bir düzeltme beklediğini söyledi; çok kibar bir ifadeyle. 

Bir babayı oğlundan daha iyi kim tanıyabilir? İnanıyorum ki, Senatör Niyazi Ünsal, tartıştığı Kaymakam Turan Erenin yazdığı gibi değil, oğlu Sercan Ünsal’ın anlattığı gibi bir insandı.  İki yıl önce yayımlanan o yazımla üzdüğümü öğrendiğim herkesten içtenlikle özür dilerim.

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 294
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster