Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '09

 
Kategori
Trafik
Okunma Sayısı
1460
 

Ah şu trafik, ah bu kör gözlerimiz !

Ah şu trafik, ah bu kör gözlerimiz !
 

 

“Nihayet yaz geliyor.” dedirten birkaç sıcak günden sonra bugün de “yaz gelmeyecek galiba.” dediğimiz soğuk ve yağışlı bir İstanbul günüydü. TEM'den Ümraniye'ye doğru düşük bir hızla yol almaktayken aklıma bir şey geldi, gülümsedim. Sizlerle paylaşayım istedim. 12 milyonluk İstanbul’un, günde 750 yeni ruhsatlı aracın trafiğe girdiği sokaklarına arabamla dahil olmaktan mümkün olduğunca kaçınıyorum. Peki, ne mi yapıyorum? Mesela Avrupa yakasına geçmek için iki yol izliyorum.

Birincisi, arabamı Kadıköy Deniz Otobüsü İskelesi yanındaki İspark’a park ediyorum. 24 saati sadece 5 lira. Sonra da Deniz Otobüsü ile istediğim yere gidip gidiyorum. Bakırköy 20 dk.

İkincisi ise, arabamı Söğütlüçeşme Tren İstasyonu yakınındaki bir sokağa park ediyorum. Mustafa ile ilgili blog’umu okuyanlar nereden bahsettiğimi anlarlar. Neyse, o çıkmaz sokak müsait ve gün boyu arabam orada kalabiliyor. Ben de Söğütlüçeşme kalkış noktasından Metrobüs’e binip sadece 15 dakikada Zincirlikuyu’ya, 45 dakikada İncirli’ye gidebiliyorum. Ne trafik var ne de stres! Marmaray da geliyor yakında, seviniyorum. Güzel İstanbul’uma getirilen bu hizmetleri ayakta alkışlıyorum. 2 saatte Münih'den gelebilirken, 3.5 saatte Havaalanından Göztepe’deki evime gidemediğim günleri unutmuyorum! Trafik derdini kökünden çözmekte kararlı yerel yöneticilerimizi de kutluyorum.

Neyse, benim işlemek istediğim konu Deniz Otobüsü ya da Metrobüs kolaylığı değil. Bir komik araç filosundan bahsetmek istiyorum sizlere. Ama öncelikle itiraf etmeliyim ki bu komik filonun bir üyesi de benim. Yani çuvaldızı önce kendime batırıyorum.

Bir Kahire trafiğine girdiğinizde yollarda gördüğünüz araçların yüzde doksanı benzer markalarda ve aynı kalitededir. Hemen hepsinin de çarpık bir yanı vardır. O korkunç trafiğin bir bedelidir bu. Bizim trafiğimizde ise son derece lüks ve yeni araçlar durmaktadır. Dikkat edin, “seyretmektedir.” demiyorum, “durmaktadır.” diyorum. Çünkü, sabah 07:00 ile 10:00 arası iki yaka arasında yola düşmüşseniz, direksiyon başında günlük gazeteleri okuyabilir, yanınızdaki arabanın şöförü ile gündemi konuşabilir, arkadan tamponunuza dokunan dalgın şoförle biraz tartışabilir, telefon konuşmalarınızı yapabilir, varsa DVD izleyebilirsiniz. Köprünün üzerinde camınızı açarsanız, temiz boğaz havası eşliğinde salıncakta gibi sallanırsınız da. Bilmem kaç yüz bin euro vererek satın aldığınız aracınızın yanında durmakta olan rot-balans ayarı kaçmış, egzosu bağıran, aynası kırık birkaç bin liralık araçla da şartlarınız aynıdır!

“O komik filonun üyelerinden biriyim.” demiştim. Evet, 210hp güç ve 300nm tork değerli arabamla ben de o filonun bir üyesiyim. Yok yok, öyle birkaç yüz bin euro’luk bir arabam yok, benimki mütevazı bir VW ama trafikteki devasa güç ve lüks sembolü arabaları gördükçe düşünmeye başladım. Ortalama süratin 50 km olduğu, sabah ve akşam saatlerinde neredeyse duran İstanbul trafiğinde bu güç makinaları ne işe yaramaktadır ? Söyleyeyim: Ya trafik canavarları ya da üzgün insanlar yaratmaktadır.

- Harcadıkları onca paraya rağmen altlarındaki gücü bir türlü kullanamıyor olmanın, önündeki arabaya “Üfff bee, şuna bak.” dedirtemiyor olmanın hırsıyla o korkunç trafikte slalom yapan çılgınlar görebilmektesiniz.

- Ya da harcadıkları onca paraya rağmen, duran trafikte bir-iki bin liralık arabalarla komşu olmanın üzüntüsünü yaşamaktadırlar. Yumuşacık, ısıtmalı deri koltuklardan başka bir farkları yoktur!

En azından ben o trafik canavarlarına, “Üfff bee, şuna bak.” demiyorum. Öte yandan, hiçbir zaman kullanılamayacak beygir sayılarının yanında, salt duran lükse verilen paraya da acıyorum. Bildiğim kadarıyla Vehbi Koç Anadol ve Murat'a binerdi. "Neden daha lüks bir arabaya binmiyorsunuz? " diye sorulduğunda da, "bu, ayağımı yerden kesiyor ya." derdi.

Evet, sorum şu: İte kalka ilerleyen İstanbul trafiğinde bu lüks ve güçlü arabalar ne işe yaramaktadır ? Benim cevabım hazır: Koskoca bir hiç ve israf!! İstanbul ve kendim için ideal arabayı tarif edeyim size.

- Kesinlikle küçük.

- Maksimum 1400 cc ve max 90 hp dizel motor.

- Mutlaka otomatik.

Bu tanıma uygun öyle çok araba var ki ülkemizde. En ucuzu 12.000, en pahalısı da 35.000 lira. Tüketimi az, park etmesi kolay, vergisi düşük, yoğun trafikte otomatik vites kolaylığı ve en önemlisi, yanınızda duran, motoru gürleyen lüks bir otomobile ya da jipe (mutlaka siyahtır) bıyık altından gülme şansı. Kazasız seyirler, pardon duraklamalar dilerim.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Lükse merakım olmamıştır hiç, hele ki lüks arabalara asla ! Sanırım o aşırı lüks arabalara sahip olmanın, insanların egosuna önemli katkıları olsa gerek; küçük dağları ben yarattım havaları gibi (elbette bu grubun dışında kalanlar da vardır) Asıl amaç sanırım çevreye hava atmak, "güç" ün kimde olduğunu göstermek ! O da nasıl bir mantıksa ! Tespitleriniz ne kadar doğru, akla yatkın.. Sevgilerimle..

Mor Okyanus 
 31.08.2010 11:11
Cevap :
Bir İngiliz atasözü: "Bir insanın nasıl kazandığını anlamak istiyorsan, nasıl harcadığına bak." der. Ne kadar doğru bir söz! Ben dünyada, bizim kadar tüketim açı, olduğundan farklı görünme merakı olan insan topluluğu görmedim! Teşekkürler Sibel, sevgiler.  31.08.2010 11:19
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8314
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1124
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster