Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
76
 

Ah şu yakıncıklar!

Ah şu yakıncıklar!
 

Bugün taze taze bir kitap satışa sunuldu ve hemen siparişimi verdim. Hiç tereddüt etmedim, yazarın ilk kitabı olmasına rağmen yazdıklarından hiç endişe duymadım. Tamamen samimi, tamamen isteyerek, tamamen kendi rızamla o kitabın bana ulaşmasını istedim. 
Beklemedeyim... 
Peki...
Yazarını tanıyor muyum? 
Şahsen elbette değil...
Bana katkısı olacak mı?
Çok farklı duyguların kalemiyiz.
Eh, ya ben çok tanındık biri miyim?
Yoo, hiç de tanındık biri değilim. Evli, mutlu, çocuklu ve iki romanlı bir kadınım sadece.
Ve sadece hiç tanımadığım birinin kitabını büyük bir merak ve heyecanla bekliyor oluşumu garipsedim. Aynı duyguyu bir de sevgili Gül Sunal'ın kitabını beklerken yaşamıştım. Kalemini ve hikayesini şiddetle merak ederek, çoğu insanın canına değmiş, sevgisinden ve saygısından nasiplenmiş rahmetli Kemal Sunal'ına yazdığı kitabı beklerken yaşamıştım. 
Oluyor işte...
Bazen hisler coşabiliyor bilmediğin hikayelere karşı...
Demek istediğim ekran önünde ol ya da olma... 
İlk deneyim çok kıymetlidir. İkincisi de... Sonrası biraz profesyonelce ilerliyor. Daha sonrası... Daha sonrası... Yazmayı kendine zevk bilene yazacağı hikayeler zamanla beliriyor. Ama başa dönüp de ilk kitap, ilk roman, ilk anı... Kategori ne olursa olsun o kendi emeğinden sıcak sıcak oluşan ilk kelimeler topluluğu, ilk cümleler hazinesi var ya... 
Anlatılmaz. 
Aktarılmaz. 
Aşka, ayrılık acısına, başarı kazanmaya, kaybetmeye, savaşmaya, her duyguya bir kelime bulunur da, ilk kitabın heyecanına en azından "İlk bebeğim" adını koyar yazar...
Ben de yaşadım o adı koyulamayan heyecanı...
Yer ve gök arasında dolandım, durdum uzun süre...
Sandım ki, çok yakınım var. Sandım ki, çok tanıdığım var. Ve yine sandım ki, yakınlarımın ve tanıdıklarımın da çevresi var...
Benimle heyecanlanıp, heyecanıma destek çıkacak çok İNSAN'ım var sandım ancak...
İki elin parmakları ancak çekirdek ailemi kapsadı bu konuda... Ve liseden kalma bir kaç arkadaşım. Ve sonradan hayatıma dahil olan dört güzel yürekli anne'kadın...
 
Elbette yazarlar, çevresine güvenip de düşlerini sunmuyor herkes okusun diye. Yalnızca kendine güveniyor, yazdıklarına güveniyor ki, basımı için elinden geleni yapıyor... Oysa kitap basılınca bitmiyor, bu defa da başlayan tanıtım savaşı azdıkça azıyor. Kendine yer arıyor. Tanınması için çabaların zirvesi gerekiyor. Bunun için de az çok eş, dost, akrabadan minik de olsa bir paylaşım bekliyor insan... Ama maalesef hazin bir sessizlik doğuyor kardeş gibi büyüdüğün kuzenlerin ve yeğenlerin arasında ve hiç ummadığın insanlardan gelen tebrik mesajları çağlıyor, teşekkürler havada uçuşuyor... 
 
Ben hiç bir şey beklemeden neler duydum neler... Bir de beklemiş olsaydım, işiteceklerimin derecesini tahmin edebiliyorum. 
"Takdir görmek kolay mı sanıyon sen?!" 
"Ohooo daha yolun başındasın, ver bakiyim bi imzalı şeyinden."
"Kaça satıyon?"
"Ne kadar kazandın?"
"Kaç sattın bakiimm. Affffferin sana."
"Seninki de bişey mi, ben de yazıcam, okuyup bana yardım edersin herhalde."
 
Evet, evet. Şaka gibi. Acınası belki de... Yazdığımı görmeden yerin dibine sokan, okumadan yorum yapan, almadan fiyatını hesaplayan, bedeline ağız burun eğip beni kitapevi sahibi gibi gören, kendi yazdığım emeğime kendi bütçemle ödeme yapıp ayağına getirmemi bekleyen asalaklarım çok oldu. Bunu yazmak için 2013 yılındaki ilk tecrübemden beri bekliyordum. İçimi kusarcasına dökmem lazımdı ama ikinci kitabımın bitmesini bekledim. Hadi dedim ilki korkuydu, Harry Potter tam gerçek dünyayı aktarıyordu ya bize, benim ki neydi ki, dedim. "O gerçekti bir kere, sen yalancısın" diyerek kendimi motive ettim. Ama ya şimdi ki emeğim?
 
Şiirler yazdım. Aşkı anlattım. Kapağındaki resminden yazımına, düzenine kadar alın teri döktüm. Özellikle son bir haftasında hiç uyumadım. Hatasız bir şeyler ortaya çıkarmak için didindim. Eşime, oğluma, evime de yetiştim. Sıcak yemeğim ve temiz çamaşırlarım eksik olmadı. Temizliğim sabittir, Pazartesi dip-köşe, Cuma üstünkörü mutlaka yaparım. Kimseden yardım almadım, kimseye minnet borcu bırakmadım. Gerekli yerlerle ben konuştum, gerekli kişilerle yine ben muhatap oldum. Ve tüm bunları millete hava atmak için yapmış olabilmem nasıl bir düşkün düşüncedir? Diyerek kendi içime kapandım. 
 
Ne ekran önünde ne de arkasında çalışan, sırtı sağlam, kanal, radyo, ajans veya gazeteci hiç bir tanıdığım yok. Eşimin sonsuz desteği ve yayın evimin müthiş bir katkısı, omuzlarımda hissettirdiği sıcacık ve güven dolu elleri var sadece. Bana yetiyor mu? Ziyadesiyle minnettarım onlara!... 
 
Ama gelin görün ki, hiç tanımadığım insanların ilk eserlerine ulaşmam beni bu denli heyecana boğuyorken, kendi çevremin bu derece soğuk, acıtıcı, kırıcı davranmasını anlayamıyorum. Hoş anlamak da istemiyorum artık. Tek diyebileceğim üretebilmek için uğraştım. Yine uğraşacağım. Üçüncü romanımı da bir şekilde tamamladıktan kısa bir süre sonra okuyuculara sunacağım. 
 
Kimsenin gözüne sokmak için değil, kendimi mutlu edebilmek için...
Kimseden takdir görmek için değil, kendimle gurur duyabilmek için...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 91
Kayıt tarihi
: 16.02.17
 
 

İki romanlı bir hayalci...   Elçi ve Son Demde Aşk'ın yazarı... Türk ve yeni yazarların peşinde o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster