Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1369
 

Ahilik Teşkilatı

Ahilik Teşkilatı
 

"Sulhta muallim, muharebede asker" ilk kadın teşkilatı

Ahi Evran – Baciyan-ı rumi

Bu yazı dizimde beni çok etkileyen bir kurumdan söz edeceğim. Şöyle düşünün, biraz sonra yazacaklarım bu kurumda olmazsa olmazlardan;

Ahilerin yönetmeliğine göre, ahinin üç şeyi açık olmalıydı:

Eli açık, yani cömert olmalı;

Kapısı açık, yani misafirperver olmalı;

Sofrası açık, yani aç geleni tok göndermeli.

Üç şeyi de kapalı olmalıydı:

Gözü kapalı olmalı, yani kimseye kötü nazarla bakmamalı

Kimsenin ayıbını görmemeli;

Dili bağlı olmalı, yani kimseye kötü söz söylememeli;

Beli bağlı olmalı, yani kimsenin namusuna ve şerefine göz dikmemeli.

Peki, bu neyin yönetmeliğiydi ki, bu kadar güzellikler mecburiyet haline getirilmiş olsun, yapanlar kalsın, yapmayanların yolu açık olsun ama bizimle olmasın mantığı içinde olunsun. Ben şaşırdım ve bu konuyu enine boyuna arıştırmaya karar verdim. Önce kimdi bunlar? Öğrendim.

Ahiler kimdir? Bunun resmi açıklaması aynen şöyle;

Ahilik, Ahi Evran Hazretleri tarafından Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilatıdır. Aslen Horasan Kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomigibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Ahi Evran Hazretlerine Ahi Baba da denir.

İnsanın aklı almıyor.  Nasıl bir teşkilatlanma bu diye düşünürken ayrıca diyelim ki bunları yapmayanlar var o zaman;

Ahilik mensuplarının, takdir edilmelerinin yanında cezalandırıldıkları da olurdu. Fütüvvetnamelerde, şu on sekiz şeyin, Ahiyi Ahilikten çıkarma sebebi olduğu, ayrıca Cehennemlik yapacağı yazılıdır.

1) Şarap içmek,

2) Zina yapmak,

3) Livata yapmak,

4) Dedikodu ve iftira etmek,

5) Münafıklık etmek

6) Gururlanıp kibirlenmek,

7) Sert ve merhametsiz olmak,

8) Hased etmek, kıskanmak,

9) Kin tutmak, affetmemek,

10) Sözünde durmamak,

11) Kadınlara şehvetle bakmak,

12) Yalan söylemek,

13) Hıyanet etmek,

14) Emanete riayet etmemek,

15) İnsanların aybını örtmeyip, açığa vurmak,

16) Cimrilik etmek,

17) Koğuculuk ve gıybet etmek,

18) Hırsızlık etmek.

Bu maddeleri sıralayınca; nasıl yani diyorsunuz. İnsan olarak yapılması gerekenler ama yapılmayanlar. Bunları yapanlar nasıl insanlardır diye düşünmeden edemiyorum. Bir insan bunların hepsini yaptığında, hayatı boyunca da bunların aksini yapmadığı zaman nasıl bir duygu içinde olur. Çok merak ettim doğrusu. Bu asırlarca önce halledilmiş, insanlara insan olmanın gerektirdiğini anlatmış bir teşkilat. Ahi Evren…

1.  Ahiliğin kurucusu

2.  32 çeşit esnaf ve sanatkârın lideri

3.  Türk Bektaşi filozof

Buraya kadarı okuduktan sonra biraz daha araştırma yapılmalı, biraz daha irdelemeli nedir ne değildir tam öğrenilmeli diye düşündüm. Bakın çok güzel şeyler öğrendim ve bu bir bilgi alışverişi ise hazır, buyurun okuyun.

Selçuklu Türkleri'nde, dinî ve millî birliğin muhafazasında,

Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda,

Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören içtimaî (sosyal) bir teşkilat.

Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Türklerin, esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden, sosyo-ekonomik bir Türk kurumudur.

Bakın Ahiliğe… Aşağıda yazılanları okuyunca inanın gözlerim yaşardı. Kim şimdi bunları yapıyor? Eğer yapanlar varsa onları kutlamak isterim. Tüm samimiyetimle…

Bakın Ahiliğin ilkelerine. Belki bu yazıdan sonra bizlerde hiç değilse bazılarını çok beğenir, çok tutar bundan sonra bizde böyle hareket edelim deriz. Belki de biz sebep oluruz. Haydi, hayırlısı olsun. Buyurun

Müslüman kardeşinin işini görmek,

Onun yardımında bulunmak,

Hatâ ve kusurlarını affedip,

Husumet ve düşmanlık beslememek,

Ayıp ve kusurlarını örtmek,

Kendisini başkasından üstün görmemek,

Musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek, başta gelmektedir.

Düşünsenize bunlar hazine değerinde öğütler.
Bakın Ahilerden sonra olanlara

Anadolu’da Rumlar ile Ermenilerin elinde olan sanat ve ticaret hayatına, zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başladılar.

Ayrıca Ahiler, yaptıkları zaviyelerde, Müslüman tüccar ve esnafın ahlaki terbiyesi ile de uğraştılar.

Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayıldı.

İyi ki yayılmışlar. Birde bir bayan var şimdi de onu anlatacağım.

Ahi Evran’ın eşi, hocası Evhadüddin Kirmanî’nin kızı

Fatma Bacı…

Fatma Bacı ne yapmış?

O da kadınları yetiştirmiş. Baciyan gurubunu kurmuş.

Ahi Evran teşkilatını nasıl kurmuş?

Türkistan’dan gelen bilhassa esnaf teşekküllerini bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdı.

Fütüvvetnamelerden faydalanarak, teşkilatın bir nevi yönetmeliğini yazdı.

İslam ahlâkını esas alan bu yönetmeliği, esnaf ve sanatkârlar arasında tatbik etti.

Onlar arasında İslam ahlâkına dayalı bir birlik ve kardeşlik kurdu.

Böylece ‘ahilik teşkilatı’ ortaya çıktı.

Kısaca ‘sulhta muallim, muharebede asker’ olan ve Anadolu’nun her tarafına yayılmış bulunan ahiler, bunalan insanlara, maddî ve manevî güç ve moral vererek Osmanlı Devletinin kuruluşuna kadar Anadolu’yu dinî ve millî birlik içinde tutmaya muvaffak olmuşlar.

Büyük İmparatorluk;

Ben bunları okuduğumda çok etkilendim

Bu sırada Söğüt civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliğinin emrine koşan ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular.

Doğudan bu mıntıkaya gelen Türkmenlerin erkeklerini, ahi erkekleri, kadınlarını da Fatıma Bacının yetiştirdiği bacıyan grubu terbiye etti.

Böylece, üç kıtada altı asır at koşturacak olan, istikbaldeki Osmanlı neslinin temelini attılar.

Bir anda kulağıma mehter takımının;ceddim baba, ceddim dede’ sözleri gelir gibi oldu…

Şimdi de sizlere bir ahinin nasıl yetiştiğinden söz edeceğim;

Ahiler arasında, sanatın okumakla değil, ahinin yetişmesi için, üstattan öğrenmesi şartı getirilip;

Yamaklık,

Çıraklık,

Kalfalık,

Ustalık,

Yiğitbaşılık,

Ahi babalık ve

Kethüdalık safhalarından geçmesi şartı vardı.

Gündüz işinde çalışan ahiler, akşamları kendilerine mahsus binalarda sohbetlere katılırlardı. Böylece ahilerin ahlaki terbiyesi, ihmal edilmezdi.

Ahilerin kendilerine has kıyafetleri varmış.

Ahilerin kendilerine mahsus kıyafetleri vardı. On dördüncü asır seyyahlarından İbn-i Battuta, üstlerine hırka, başlarına sarık sarılı beyaz yünden bir külah ve ayaklarına mest gibi ayakkabı giydiklerini bildirmektedir. Ahiliğe kabul edilen namzede (adaya), şeyh tarafından şedd-i bend denilen ve ahiliğin nişanı kabul edilen bir kuşak kuşatılırdı. Ahiler kuşaklarında, büyükçe bir bıçak taşırlardı.

Aslında biz bunları biliyoruz. Belki çok eskilerden babamız, ya da annemiz anlatmıştır, ya da okumuşuzdur. Ama aklımızda bölük pörçük bir şeyler kalmış. Okudukça hatırlıyoruz. Giysilerinden söz edilince biz böyle çizilmiş eski kıyafetlileri çok gördük. Okudukça; hah tamam… Diyoruz. Demek ki bütün mesele okumakta. Unutmuş olsakta bir daha okuruz. Hem bu sefer iyice aklımızın bir köşesine yerleşir.

Madem bu kadarını okuduk, bundan sonrasını da inceleyelim.

Örneğin: Ahilik teşkilatındaki mertebeler nelermiş onu öğrenelim;

1) Teşkilata yeni giren yiğitler,

 2) Ahi bölükler.

3) Halife,

4) Şeyh,

5) Şeyh-ül-meşayıh.

Bakın bu okuyacaklarınız da çok güzel;

Ahilerin idare heyeti, her sanat kolunda;

Kendi azaları arasından seçilmiş beş kişiden meydana geliyormuş.

Kendilerine, kadı tarafından, seçimden sonra resmi vesika, icazet verilip, icraatları ve neticeleri büyük meclise bildirilirmiş.

Birlik idare heyeti, her ay üç gün toplanırmış.

İdare heyeti, birliğin hazinesi mahiyetinde olan orta sandığını idare edermiş.

Ahilerin birde kendilerine has merasimleri varmış.

1. An’anevi Ahi Evren merasimleri: Senelik olup, Ahi Evren’in türbesinin bulunduğu Kırşehir’de yapılırdı.
2. Yol atası ve yol kardeşliği merasimi: Ahiliğe girmek talebinde bulunan gençlerin, birliğe kabul edilmesi mahiyetindeki bir merasim olup, zamanla çırak kabul etme merasimi halini aldı.
3. Yol sahibi olma merasimi: Çıraklık müddetini tamamlayanların, kalfalığa yükseltilmesi için yapılan merasimdi.

Şimdi onlar hakkında son öğrendiklerimi de söyleyeceğim.
Yine ahi yönetmeliği olan fütüvvetnamelere göre;

Ahi, helalinden kazanmalıdır.

Hepsinin bir sanatı olmalıdır.

Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli, cömert olmalıdır.

Âlimleri sevmeli, hoş tutmalıdır.

Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır.

Temiz, iyi kimselerle sohbet etmeli,

Namazını kazaya bırakmamalı,

Hayâ sahibi olup,

Nefsine hâkim olmalı,

Dünyaya düşkün olanlarla düşüp kalkmamalıdır.

Bunlar, asırlarca Osmanlı insanının ahlâkının temel taşı olan hasletler hâline geldi.

Şimdi de Anadolu kadınlar birliği anlamına gelen Baciyan-ı Rum’u anlatmak istiyorum. Bacı kelimesi yani kızkardeş, abla. Bacı oradan geliyor. Rum kelimesi de zaten Anadolu anlamına geliyor.

Dünyanın ilk kadın teşkilatı kuruluyor.

Ahilikte, ilme, sanata ve ahlâka çok önem veriliyormuş.

Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri varmış. Kayseri’de;
Ahiler tarafından kurulan sanayi sitesinde hanımlara mahsus çalışma yerleri de bulunurmuş. Burada bayanlar;

 El sanatlarını ve mesleklerini icra ediyorlardı. Neler yapıyorlarmış derseniz;

Çadırcılık,

Keçecilik,

Nakışçılık,

Örgücülük,

Kilim ve halı dokumacılığı,

İpek ve pamuk ipliği üretimini gerçekleştiriyorlarmış.

Bakın buradaki yazıyı da sizlere aynen aktarıyorum. Diyor ki;
Birçok batılı araştırmacı, tarihin o döneminde Anadolu'daki kadınların bir araya gelerek bugünkü anlamda bir sivil toplum örgütü kurmalarını hayretle karşılamıştır. Alman araştırmacı Franz Taeshner de bunlardan biridir. Franz Taeshner, Ahilik teşkilatı ile aynı dönemde kurulan bu teşkilatın varlığına inanamaz. Çünkü o çağlarda Türk kadınının böyle bir sivil toplum örgütünü kuracak kadar bilinçlendiğine akıl erdiremez. Alman araştırmacı o zaman akıl erdirememiş, ben şimdi bu zamanda akıl erdiremiyorum.

Öngörü ile birlikte hoş görü…

Kadının yeri..

Asırlar önce onlar meselelerini halletmişler. Güzellikler üzerine koymuşlar birçok adetlerini. Doğruyu öğretmişler, yalandan riyadan kaçın demişler. Kadınlarına kıymet vermişler. Onlara değer vermişler. Değer verilen kadınlar değerli evlatlar yetiştirmiş. Sanatkârlar arasında hala o zamandan bu zamana usta çırak ilişkisi hep devam etmiştir.

Umut ediyor ve diliyorum ki, hepimiz asırlarca önce yaşamış bu kıymetlerin düşüncelerinin, yaptıklarının hepsini yapamasak bile birçoğunu yapabilelim.

 

Nazan Şara Şatana

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1094
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2135
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Nazan Şara Şatana (d. 1957, İstanbul), Türk yazar. Eğitim hayatından sonra; Günaydın Gazetesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster