Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
615
 

Ahkâm

Ahkâm
 

Aşk, üzerine ahkam kesmeyi düşündüğüm en son sözcük aslında. Her zaman iddia ettiğim bir şeydir hatta aşkın tanımsızlığı. Şiddeti, şekli ve elbette ki tanımı herkese göre değişen göreceli bir duygu çünkü aşk.

İnsanın bilinen yada bilinmeyecek kadar uzak tarihinden bu yana pek çok şair, yazar, ozan, düşünür tarafından milyon kere tarifi yapılıp ama hiçbir zaman tam olarak tanımlanamamış, benim de ömrümün büyük bir bölümünde tanımsız olduğunu düşündüğüm bir kavram. Ve sıklıkla söylediğim şu söz;
- Kim bilebilir ki tam olarak nedir…? Ya da kim iddia edebilir ki yaşanan o duygu aşk mıdır değil midir?

Aşk hakkında bu kadar muallak bir görüşe sahipken, geçen yıl ilk kez anlamsız bir yerli tv dizisine takılıp kaldığım bir akşam aklıma düştü o ilk somut tespit. Gerçi elle tutulur yada yüreğimizde, gönlümüzde ve ruhumuzda kapsadığı alan kadarını kapsayabilen bir tanımı olduğunu düşünmüyorum hala. Ama o manasız tv dizisinin manasız sahnelerinden birinde aşka dair bir tanım değilse bile bazı somut saptamalar yapabileceğimi gösteren bir tuhaf his belirdi içimde.

Çoook yıllar önce, fakülte yıllarımdan bir film karesinde aklıma atıldı, belki de bu tuhaf hissin ilk tohumları. Altan Erbulak’a çok benzeyen darmadağın kılıklı bir hocamız vardı. Sabah okula geldiğimizde, onu o darmadağın haliyle laboratuvardan çıkarken bulurduk. Hem de sıklıkla. Nasıl bir bilgiye doymazlıktı, bilginin kaynağına ulaştıkça alevlenen nasıl bir aşktı ki bu, onu laboratuvarda sabahlatır, para, zaman, sağlık ve başka birçok değerin önüne geçer, hatta okulda dolaşan dedikodulara bakılırsa ailesi ve dostlarıyla arasını açardı.

Yıllar sonra izlediğim Eşkiya filminde, filmin Keje’yi kaçırıp, ona yakın olmak uğruna arkadaşını dahi satmış olan kötü adamı, sahip olduğu birçok manevi değer yüzünden Keje’yi kaybetmiş olan Eşkıya’ya;
- Söyle bakalım şimdi, onu sen mi yoksa ben mi çok seviyoruz dediğinde de bir kurt daha düşmüştü doğrusu içime…

Ve geçen yıl o yerli dizinin o anlamsız sahnesindeki o kare, bir kadının, aklı ve mantığı isyan ettirecek boyuttaki katlandıkları, o seçimsiz mecburiyeti, akla zarar bir biçimde içimi isyan ettirirken, bir yandan da tüm manasız görüntüsüne rağmen içimde bir yerlerde kalmış olmalı. Uzun bir zamandır ilgi alanımı epey işgal eden ve söylemlerindeki yalınlığa, basitliğe rağmen, neredeyse hiçbir şairin, derinliğine, anlatımdaki sıcaklığına ve vurucu etkisine ulaşamadığı türküler bu sahneyi ve diğerlerini ardı ardına birkaç kez aklıma düşürüverdiler bu aralar sıklıkla. Ve usul usul bir saptama oluşmaya başladı bende aşka dair.

Aşk diye adlandırılan bu şey, her ne ise;
İster bir kadınla bir erkek arasında olan klasik anlamında olsun, ister tasavvufi manada olsun, isterse de meslek aşkı, bilim aşkı yada memleket aşkı gibi biraz daha mecazi bir tanımlamalarda bulunsun, her zaman bir seçimsizliği öngörüyor yada kapsıyordu sanki. Veya da bir seçimi daha da doğrusu bir tercihi…! Tek tercihi…! !

hala kabukla öğrenmeye kalkan
sen özden uzak gafiller gafili
iyi bak can içindedir sevgili
bedenin özü duygu-duygunun özüyse can
tenden-duygudan –candan geçersen bulunur sevgili

git ey akıl
hiç akıllı yok burada
sana kıl kadar yer yok
aşk güneşi var burada
ki her ışık mahkumdur karşısında yok olmaya

demiş Mevlana

Aşk şudur diye bir tanım yapmaktan çok, en azından ne değildire ulaştırıyor beni, bu son zamanlarda aklımı takmış olduğum, aşka dair söylenmiş bütün türküler şarkılar ve şiirler. Aşkınız yada gururunuz, aşkınız yada özgürlüğünüz, aşkınız yada aileniz… vb gibi, sahip olduğunuz ne kadar manevi ve hatta belki maddi değerleriniz varsa onlardan biri yada aşkınız diye bir seçim yapabiliyorsanız hala, bu olsa olsa bir aşkımsı olmalı.
Aşk başka bir şey…! Nazım’ın ellerini yakan, altın kafes içindeyken bile;


Yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden,
teper ha babam teper
paralanmaz
teper taşlı yolları.
Bir vapur geçer Varna önünden,
uy Karadeniz'in gümüş telleri,
bir vapur geçer Bogaz'a doğru.
Nazım usulcacik okşar vapuru,
yanar elleri..

Dedirten bir şey…! !

Helal kıldı maşuka, Aşık kendi kanını
Maşuk nakşından okur, Aşk eri kuranını
Yardan ayrı olunca, asılıp ölmek yeğdir
Aşık kendi bırakır boynuna urganını

Diye feryad eden Yunus’a bunları söyleten duygu olmalı Ferhat’a dağları deldirip, Mecnunu çöllere salan, yani Yunus’un yaşama, Ferhat’ın rahatına, Mecnun’un aklına tercih ettiği şey.. İhtişamı ve büyüsü karşısında aciz kaldığınız, sizin için önemli, vazgeçilmez ve hatta yaşamsal olan ne kadar “olmazsa olmaz” varsa, işte onları oldurmayıveren şey...! Kendi dışındaki her şeyi ama her şeyi ikinci, üçüncü plana attırabilen, hatta tümüyle plansızlaştıran, planlar dışı olan ve asla planlanamayan bir şey.

Yalnız bir noktada yanlış anlaşılmış olmak istemem. Aşk ille de her şeyden vazgeçmek durumunda kaldığınız bir duygudur şeklinde arabesk bir saplantım hiç yok. Ve aşk bu değerlerimizle birlikte asla yaşayamaz demiyorum. Elbette bir şeye tercih etmek durumunda kalmamış olduğumuz şekilleri de olabilir. Yani gururumuzu incitmemiş, özgürlüğümüzü kısıtlamamış, ailemize ters düşmemiş, maddi manevi değerlerimizi harcatmamış durumlarda da karşımıza çıkabilir. Biz buna çifte kavrulmuş diyoruz. Benim söylemek istediğim şey bu değil zaten. Demem odur ki; birinden birini seçmek zorunda kaldığımız zamanlarda TEK seçimimiz olan şeydir aşk. Diğerlerinden birini seçmişseniz, seçmediğiniz o ihtişamsız, küçük duygu, aşk olamayacağından, aşk adına üzülecek bir durumda yoktur hem.

Bunca çok sözün ardından hala, yaşadığım aşk mıdır diye soranlara bir yanıtım olmayacak… Çünkü bilmiyorum. Ama aşk olmayan bir şeyi buldum sanırım.. Tercih yapabildiğiniz hiçbir duygu aşk olamaz bence.. İlk sırayı işgal etmeyen hiçbir şey aşk değildir gibi sanki. Allah aşkından, meslek aşkına, memleket aşkından, yoluna ömür feda edilen sevgilinin aşkına kadar bu böyle hem de istisnasız. Özgürlüğümüz, gururumuz hatta yaşamınız dahil her şeyin önüne geçebilen tek şey aşk. Ya da biz her şeyin önüne geçebilen şeylere aşk diyoruz…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

iki insanın birbirlerine "ayna" tutmaya başladıkları an doğuyor bana kalırsa.. Sevgi tohumları geliyor sonrada..Büyümeye başlıyor vee..Hüzün olmalı aşk'da..Aşk dolu yıllara:))Sevgilerimle...

aygoz Özlem Eryoldaş 
 02.08.2007 17:29
Cevap :
Benim de birşey bildiğimden değil vallahi canımcım ya.. Öyle ahkâm keseceğim tutmuş yazmışım bir aralar işte..:)) sevgilerimle kal  02.08.2007 17:54
 

Evet, dediğin gibi aşk, herkeste farklı etkiler yaratıp farklı duygular uyandırdığından herkese göre farklı tanımlanıyor. "Bendeki tanımı şudur" diyemiyorum, yaşamadığım, bilmediğim, tatmadığım bir şeyi tanımlayamam. Şu Eros'u diyecektim ben de, oralarda yakınlarındaysa, bir ara benim bu tarafa göndersen... Aşk dolu anlar dileğimle...

habişş 
 26.07.2007 16:37
Cevap :
Benim aşka dair bir tanımım yok valla Habişcim. Ne olmadığına dair bazı tanımlarım var sadece... Artık aşkı tadasın da bir tanım sahibi olasın mı deseeem, hiç bulaşmayasın da acısını da çekmeyesin mi deseem... En iyisi ben sana sevgiler diyeyim...:))  26.07.2007 18:47
 

REALİST OLMUŞ ama gönlümden sizin şiirlerinizle yoğrulacak tahlil ve tanımlamaların daha güzel olacağı inancındayım. güzelgünler.

Nariçi 
 20.07.2007 15:13
Cevap :
Çok teşekkürler...:)) Evet manzum bişeyler de karalıyorum arada ama ne kadar şiir oldukları tartışılır... Bir MB da şiir yayınlamıyor diye biliyorum ama belki de yanılıyorumdur... sevgiyle kalın  20.07.2007 19:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 571
Toplam mesaj
: 113
Ort. okunma sayısı
: 1120
Kayıt tarihi
: 22.06.07
 
 

7 Ocak 1960... Hayatın öğrettiği herşeyi okumak ve yazmak için buradayım.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster