Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '10

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
422
 

Ahlak sızım

Ahlak sızım
 

İlk öğretim döneminde öğretim konusunu bir kenara koyalım. Lise dahil gençliğimiz, papağan gibi tekrar maratonuna süreklenip, mezun olduğunda bilgi küpü olarak hayata atılıyor diyelim. Neye yarar? insanı insan yapan değerlerden sebeplenememiş, ahlaki erdemlerle donanamamış, hayatı köşeyi dönmekten ibaret sayarak, bu uğurda her şey mübahtır anlayışıyla önüne bakıyorsa... İlk öğretim döneminde çocuğun gönlüne; insana, hayvana, ağaca, eşyaya sevgi ve saygı tohumları aşılayıp, kişisel gelişiminde karakterince yeşillenen olumlu fiiliyatlar zemini kurulmalı. Çocuğun duygularında ahlaki açılımlar gerçekleştirecek, sosyal hayat içinde karıncayı dahi incitmeyecek bir yürek temeli atılmalı.

Din konusu her türlü tartışmaya gebedir. Ancak ahlak dendiğinde tüm dinlerin ortak paydasına adım atmış oluruz. Zira dünya üzerindeki tüm dinlerin geliş amacı da insanı, adam gibi adam yapmak üzererine kurgulanmıştır. Düğüm ahlaktır. Aslında Türkiye ve dünyada bulunan asıl sorun da ahlak sorunudur. Küresel mali kırizlerden tutun , ülkesel bazda etnik ve ekonomik tüm sorunların dibinde; kişisel egoların şımartılıp, toplum üzerinde sömürgeci bir zihniyet inşa etmek adına ahlaksız çabaları vardır. Dinin sevgiyi öne çıkaran gücü çoğunlukla hasır altı edildiğinden ve insanlar şeriatin anlamını Afganistan'dan ve İran'dan öğrenmek zorunda kaldığından, din adı geçtiği anda ürker olduklarından , sosyal toplumun genelini din sayesinde ortak bir noktada buluşturamazsınız. Hele hele kutuplaştırılma hesaplarıyla birbirinden soğutulan, nefretle bakan gözlerin dolaştığı sokaklarda bunu başaramazsınız. O halde öne çıkan değerler , toplumu bir kılacak özellikler sunmalısınız . Bu sevgidir, ahlaktır. Samimi bakmayı başarabilen bir çift gözün gücüdür bu. Arkasında çıkar hesapları olmayan, gücünü insana duyulan sevgiden alan bir çift göz. O gözler bırakın bulaşıcı olsun , sevgi bulaştırsın insanlara, hayvandan farklı taraflarımızın olduğunu anlatsınlar.Öylesine gözler için vicdanla beslenen ahlaklı bir yürek gerek.

Sokaklara bakın, kenara çekilip insanları seyredin, Müslümanı, hıristiyanı, musevisi ateisti gözlerinde ne görüyorsunuz? Ben korku görüyorum, en delikanlıyım diyeninin cebinde çakısı, külhanbeyinin belinde silahı, korkususuz korkaklar gibi dolaşıyorlar dışarıda. Taşıdıkları aletler korkularının delilidir. Onlara; ilköğretim dönemlerinde, sol göğüslerinin altında aşka ve sevgiye ait bir yürek taşımaları gerekliliği öğretilmedi. O ahlak verilmedi. Verilseydi sineğin bile kanadının kırılmaması , saygı duyulması sağlanırdı, içinde taşıdığı canın hürmetine.

Sokakta, göz göze değdiğinde tebessüm göreniniz var mı? Bırakın tebessümü niye bana baktın diye kavgaya tutuşan bedenler görürsünüz. Sebeb bedenlerin içinde ahlaklı bir ruh olmayışındandır. Çocukken sert olmayı öğretti onlara babaları. Onlarda sert oldular kayalaştırarak kalplerini. Babaları, kendilerini savunsunlar diye karete kurslarına gönderdi onları. Sertlik gördüler ve yumuşayamadılar bir daha. Ne var ki ihtiyarlık bükene kadar bellerini kayalar dağlar taşlar gibi katı olmayı tercih ettiler. Dünya öyle istiyordu; sen çıkmazsan birilerinin sırtına, onlar çıkar senin sırtına diye fısıldıyordu her kanaldan. Dünyanın bu yarışına ters düşen bir taraf vardı içimizde, biz onu unuttuk. Aşkı sevgiyi ve ahlakı unuttuk. Unutturulmasına müsade ettik. O yüzden şimdi çocuklarımıza ahlakı anlatalım. Sevgiden, dürüstlükten, adı aklımıza gelmeyen erdemlerden bahsedelim onlara. Eğer ayak basacaklarsa uzayda yeni yerlere ve topraklara, adam gibi bassınlar. İnsan gibi yaşasınlar...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazı başlığınız oldukça anlamlı… Bir toplumda ahlak kuralları göz ardı edilmeye başladı mı, artık o toplumda “sızı”lar başar. Sızılarımız başlangıçta tek tek olsa da, zamanla toplu sızılar girer devreye… Ama düşünmeyiz ki, bu yaşadıklarımızda az çok bizim de payımız vardır. Tam tersine suçu başka adreslerde ararız. Dinin hedef davranışlarının ahlak olduğunu, din sevgi ve barışı hedeflediği halde onun için çatıştığımızı ve giderek de sızılarımızı kendi ellerimizle artırdığımızı bir türlü düşünmeyiz!.. Sızılarımız derinleşince de, ummanda boğulan insan misali bir cankurtaran simidi ararız, uzanan çaresiz ellerimizle… Kaldı ki, birbirimizin cankurtaran simidi olmalı değil miydik, bunun için ahlaki ilkeler bir çerçeve çizmemiş miydi? Peki, bu yaşadıklarımız neyin nesi? Toplumsal çözülmemizin sızıları… Umarım toplum olarak, ahlaki ilkelerle yeniden düze çıkmayı başarırız! Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…

Rıza Üsküdar 
 06.10.2010 14:20
Cevap :
Anlatmak istediğim konuyu bütünleyen yorumunuz için teşekkür ederim. Yurtta sulh cihanda sulh deyişinin mikro boyutta karşılığı , kendimizle barış , kendimize bireysel anlamda çekidüzen veriştir. Ülkemize sahip çıkacaksak eğer ,önce şu maskelerimizi bir kenara bırakıp , daha ne kadar adam oluruz, aklaki değerler çıtamızı ne kadar yükseltebiliriz sorularına samimi cevaplar ve ilerisinde uygulamalar bütünlüğü ortaya koymalıyız. Tekrar teşekkür eder saygılarımı sunarım.  06.10.2010 17:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 63
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 528
Kayıt tarihi
: 19.07.10
 
 

Bir arkeolog gözüyle dünyaya bakan, aşk gözüyle kendini kazan, can gözüyle kainatı bulan, adam gi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster