Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '20

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
14
 

AHMET HOCANIN ANLATTIKLARI

 

Ahmet hocamla sohbet etmeyi seviyorum. Saygılı ve mesafeli dostluğu benim için çok önemli, öyle ki insan konuşurken onu kırmaktan korkuyor. Yine bir sohbet sırasında çocukluğunu Alman patronu olan bir otelde çalışarak geçirdiğini söyleyince hemen dikkat kesildim. Acaba arada nasıl fark var diye merak ettim anlattı, ben merakla dinledim. Sizler de aynı düşüncede olabilirsiniz diye not alıyorum.

 

‘’Almanlar iş bölümüne ve disipline çok önem veriyorlar. Ben o zamanlar köyde sessiz-sakin bir çocuktum, yine bir sezon öncesi bizi topladı,

 

-Nerede çalışmak istersiniz diye sordu, ben hemen,

 

-Mutfak dedim. Çünkü yapacağım iş belli, sonra fazla kimseyle muhatap olmuyorsun, fakat o

 

-Hayır dedi, bu sene garsonluk yapacaksın, bir şey diyemedim. Sezon başlayınca beni çağırdı, elinde bir kitap vardı.

 

-Garson öyle boş bakmaz, bunu oku gel dedi. Baktım, kişisel gelişim kitabıydı, okuyup geri götürdüğümde bu sefer yenisini verdi, inanmazsınız bu şekilde o yaz hayatımda en çok kitap okuduğum zaman oldu.

 

Hep kendi aranızda bir sisteminiz olsun derdi. Çok çalışırdık ama dinlenme zamanı da dinlenirdik, keyfimizi de yapardık. Bir gün bulaşıkçının biri gelmedi, ben atıldım,

 

- Gönüllü yapabilirim dediğimde

 

-Hayır olmaz, sen kendi işini yap dedi, hemen gündelik çalışan bir bulaşıkçı bulundu.

 

-Neden dedim, boşuna masraf edelim,

 

-Önemli değil, yeter ki sisteminiz bozulmasın dedi. Sürekli ellerinde kalın bir kitapla görürdüm. Okumayı seviyorlardı. Kitabı her yerde okuyorlardı, örneğin plaja giderken bile çantalarına koyduklarını çok görmüşümdür.

 

Otelde çöpler sınıflandırılır, kağıtlar, metaller, camlar ayrı kutulara konurdu. Sezon sonunda bunları satmak istedi, olmadı, elinden çıkarmak istedi, biz belediye soralım dedik. Gelentemizlik personeli çöpleriyakıp toprağa gömdüklerini söyleyince çaresizlikten adeta yıkıldığınıgördüm. Garsonluk yaparken bir Alman ailesini gözlemledim. Yemeğe oturdular, küçük çocukları vardı, ne yiyeceksin diye sordular, köfte dedi. Beş-altı köfte bulunan tabağı önüne bıraktım. Çocuk doydum deyince kalkabilirsin dediler, tabağı alırken baktım bir buçuk köfte yemişti. Kimse çocuğa kalanları yedirmeye kalkmadı.

 

Tatilde köyüne gelmiş bir öğretmenimize kendi çocuğunu çalıştırır mısın dedi. Ülkemizdeki yabancıların çocuklarının katıldığı ayrı bir sınav vardı. Öğretmen kabul edince, sonrasını öğretmenden dinledim. Merak edip, çocuktan neler yaptınız diye fen defterini almış, bir ay boyunca şehrin hayvanat bahçesine gidip kuşları incelediklerini, resimlerini çizdiklerini, ne yediklerini, yumurtalarını bile not ettiklerini görmüş. Yani bizdeki gibi ezbere değil, gözleme dayalı bir eğitim yaptıklarını görmüş. Tabi fazla bir faydam olmadı demişti.

 

Otelimiz daha sonraki yıllarda el değiştirdi, bu defa bir Türk patronumuz oldu, biz daha çok çalıştık ama bir türlü Almanlarda olduğu kadar verim alamıyorduk. Daha çok yoruluyorduk ancak sonuç yine değişmiyordu. Bir süre sonra da önceki iş disiplinini özlemeye başladık. Herkes aynı noktada buluşmadığı zaman istenen sonuç da istenen düzeyde olmuyordu’’.

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 22
Kayıt tarihi
: 25.07.20
 
 

herkese iyi günler dilerim,Isparta doğumluyum, emekli teknik öğretmenim.Doğayı,kitap okumayı  ve ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster