Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '21

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
28
 

Ahtapotun Hikayesi

İnşaat mühendisi olan ve müteahhitlik yapan rahmetli babamın ömrünün büyük bölümü, evlendikten, çocuk sahibi olduktan sonra da, şehir dışında, şantiyelerde, farklı şehirlerde geçmişti.

 

Çocukluğumda babamın İstanbul’da olduğu günler benim için belki de o nedenle her zaman çok değerliydi.  İşleri nedeni ile Pazar günlerini ofiste çalışarak geçirmek zorunda kaldığı da çok olurdu.  Babamla zaman geçirebilmek aile yaşamının doğal bir parçası olmaktan çok, bana her zaman hediye gibi geldi.  Ve doğrusu, ömrüm boyunca hiçbir zaman da babam tarafından ihmal edilmiş hissetmedim.  Babam bana, yaşamda sevgiyi hissetmek için, birilerinin yaşamlarına dokunmak ve fark yaratmak için verilen zamanın miktarından çok, o zamanı nasıl yaşadığınızın ve paylaştığınızın kat kat daha önemli olduğunu kendi yaşamı ile öğretti.  

 

Hiç bir zaman geç saatlere kadar uyuyan bir çocuk olmamıştım. Doğrusu tüm ailemiz öyleydi. Ne annem, ne babam, ne de ağabeyim sabahları geç uyanırlardı.  Ailecek erkenciydik.  Hatta Pazar günleri, iki kardeş olarak erken uyanmaya belki daha da çok dikkat ederdik, çünkü apartman görevlimiz Pazar sabahları gazeteler ile birlikte Milliyet Çocuk Dergisini de kapımıza bırakırdı. Erken uyanıp dergiyi kapıdan almayı başaran ilk okuyan olacak demekti.  

 

*

 

Ama, kimi şanslı Pazar günlerinde, sabahın henüz aydınlanmadığı saatlerde babam beni uyandırır ve hazırlanmamı söylerdi. Heyecanla yataktan fırlar ve hızla giyinirdim.

 

O günler babam ile balık haline giderek balık ihalelerini seyredeceğimiz anlamına gelirdi.  Ve, belki de sonrasında, oradaki balıkçılardan birinden biraz öncesinde ihaleden satın aldığı balıklardan bazılarını alacağımız anlamına. 

 

Babamın beni uyandırdığı anda beni sarmaya başlayan heyecan, babamın büyük Amerikan arabasının arka koltuğuna oturup kemerimi bağladığımda sanki daha da kuvvetlenir, araba hale doğru ilerlerken, karanlıkta, arabanın camından o yaştaki bir çocuğun görmesi pek mümkün olmayacak bir İstanbul manzarasını merakla seyrederdim.  Hale gidiş yolculuğu sırasında konuşur muyduk yoksa arabanın kartuş çalan teybinden müzik mi dinlerdik çok hatırlamıyorum ama dönüş yolculuklarımızda balık halinde gördüklerimi, merak ettiklerimi heyecanla babama anlattığımı hatırlıyorum.  

 

 

İlkokuldaki bir çocuk için, gün doğmadan balık halinde gördüklerim, çeşit çeşit balıklar, balıkçıların yüzleri, telaşla koşuşturanlar, sakince etrafı seyredenler, sesler, bağrışmalar, renkler ve belki de daha çok kokular okumaktan hoşlandığım hikaye kitaplarının birinin içinde olduğum hissini verirdi.  Meraklı bir çocuk için verilebilecek daha büyük bir hediye yoktu belki de.

 

*

 

Babam gerçekten çok iyi bir öğretmendi.  Ve onu iyi bir öğretmen yapan özelliklerinden biri gözlemlemenize ve deneyimlemenize izin vermesiydi.  Öğretir ama daha çok sorgulatırdı.  Kendisi izler ve izlerken izlemeyi, izlerken fark etmeyi öğretirdi.  

 

O günlerde bunları bir çocuk olarak gözlemliyordum. Sonradan o günlere geri dönüp bakınca, bir kız çocuğu olarak beni kalıpların ve olağan denilebilecek deneyimlerin dışında bir şeylerle tanıştırmak, farklı bir yerlere taşımak için çalıştığını da görüyorum.  Babamla aramızda 43 yaş fark vardı.  Yani muhtemelen o günlerde, ben yedi, sekiz yaşlarındayken, babam da benim bugünkü yaşlarımda olmalıydı. 

 

Babamın o günlerin normallerine göre yaşlı denilebilecek bir baba olmasının aslında hayatımda ne kadar olumlu etkileri olacağının muhtemelen o da o günlerde farklında değildi.  Doğrusu, her zaman çok enerjik, çok çalışkan, çok azimli olan babam, yaşamının deneyimlerini, beni kuvvetlendirmek, yüreklendirmek, yaşam için heveslendirmek ve en önemlisi beni kendi yolumu açmayı öğrenmem için teşvik ederek aktarmaya çalışacaktı. 

 

O nedenle, çoğu zaman kolaylaştıran değil zorlaştıran, kolay beğenen değil, tam tersine en iyisini yapmamı bekleyen ve isteyen, çıtayı hep yükselten ama bir o kadar da sonuçtan bağımsız olarak samimi gayreti takdir ederek bunu yapan bir baba olacaktı.  

 

Babamın kıymetini bilenler için bir sihirli gücü de, karışısındaki insanın potansiyelini fark edip o kişinin o potansiyelini fark ettirip kullanmasını sağlamak için çalışmasıydı.  Sadece evlatları ya da yakınları için değil, arkadaşları, iş arkadaşları ve çalışanları için de bunu yapardı.  Siz kendinizden vazgeçseniz bile o sizden, sizde gördüğü potansiyelden vazgeçmezdi.  Tabii, kendi sınırlarımızı zorlamak her zaman o kadar da kolay değildi.

 

*

 

İşte, sabahın karanlığında İstanbul balık haline yapılan o yolculukların geri dönüşlerinde artık gün ağarmaya başlamış olurdu. Yolcuğunun o anına kadar merak ve heyecan ile çok konuşamayan Zeynep, babasına gördüğünü onlarca şey ile ilgili sorular sorumaya başlar, sorduğu her soruya yanıt alabiliyor olmasının esasında çok özel bir şey olduğunu yıllar sonra fark edecek olmasının dışında, mutluluk ve yine farklı bir heyecanla arabanın bagajında onlarla birlikte eve dönmekte olan farklı balıkları ve çoğu zaman ayrıca karidesleri babası ile birlikte mutfakta nasıl temizleyeceklerini, babasının ona balıkların hazırlanmasında neleri yaptıracağını merak etmeye başlardı.

 

Babam balık yemeyi çok severdi.  Hatta yakınında bir dere, deniz olan şantiyelerde, babamın sabah kahvaltısında bile balık yediğini söylemişlerdi.  Sonralarda, ben Japonya’ya gitmeye başladıkça, ben de Japonya’da sabah kahvaltılarında buharda pirinç ve miso çorbası ile balık yemeye başlayacaktım ama aradan otuz yıla yakın zaman geçmesi gerekecekti.

 

Çocukluğumuzda ağabeyim ve ben, balık yemeyi sevsek de, diğer deniz ürünlerini, karides, midye ve kalamar yemeyi belki daha da çok severdik. Bu listeye daha özel vesilelerle yengeç, ıstakoz ya da kerevit de eklenebiliyordu. Sadece ailecek ahtapot yediğimizi hiç hatırlamıyorum.  Annemin ahtapot yemeyi hiç sevmediğini hatırlıyorum.  Bununla birlikte özellikle ahtapot ızgara yemek için plan yapan arkadaşlarım vardır ama açıkçası benim de pek sevmediğim ve zorda kalmadıkça yemeyi pek seçmediğim bir şey olmuştur ahtapot.  Seçerek hiç sipariş etmedim sanıyorum ve ikram edildiğinde de ikram edeni kırmamak için yemeye çalışmışımdır.

 

*

 

Bugün, tüm bunlar aklıma geldi.  İstanbul’da evde otururken.  

 

Bir arkadaşımın tavsiyesi ile, Netflix’te, dokümanter bir film olan “My Octopus Teacher- Benim Ahtapot Öğretmenim” ya da filmin adının Türkçe tercümelerinde kullanıldığını gördüğüm şekli ile “Ahtapottan Öğrendiklerim”i seyrederken.  

 

 

 

2020 yılının Eylül ayında gösterime giren filmi seyrederken zaman zaman gözlerimden yaşların süzüldüğünü de hissettim.  Kalbime, ruhuma, ruhumun farkında olmadığım ya da varlığını bilmediğim farklı köşelerine dokundu bu film.  Seyrederken babam aklıma geldi.  O seyretse neler düşünürdü, diye aklımdan geçti. 


Ve bugünden sonra, benim denize bakışım aynı kalacak mı?  

 

Arnavutköy sahilde, Bebek’e ya da Kuruçeşme’ye doğru yürürken ve denize bakarken o dünyaya bakışım ve merakımda neler değişiyor olacak?   Hiç dalmamış olsam da yüzmeyi ve mümkün olsa içinde saatlerce kalmayı sevdiğim denize bakışım nasıl farklılaşacak? Ve belki Türkiye’nin sahillerinde deniz ile buluşmayı Dünya’nın heryerinden daha çok sevdiğimi düşünürken, filmde seyrettiğim Güney Afrika sahillerinin görüntüsü ile farklı denizleri keşfetmek için içimde uyanan bu yeni merak ile neler yapıyor olacağım?

 

 

Ruhumuza dokunan kitaplar, şarkılar, resimler ya da filmler bazen bizi bir anda tahmin edilemez şekilde etkileyebiliyor.  Ve bu şekilde etkilenebilmek ve meraklanabilmek, içimde o 1970’li yıllarda İstanbul’da sabahın karanlığında babası ile balık haline giden kız çocuğunun heyecanı ve keşfetme arzusu ile buluşmamı sağlıyor.

 

Sizlere de, bu filmi fırsat yaratıp seyredin, derim.   2020 yılının ruhumuzdaki etkileri, 2021 yılının ilk on gününün bile getirdiği ağırlık karşısında, adeta ayrı bir dünyaya ışınlanmak size de iyi gelebilir. 

 

Keyifli keşifleriniz bol olsun.

 

Yürekten sevgilerimle.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1077
Kayıt tarihi
: 04.11.07
 
 

Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Amerika Birleşik Devletleri'nde Cornell Üniv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster