Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
732
 

Ahvâl ve şeraite dair... (Mekânsal/ Bireysel/ Duygusal)

Ahvâl ve şeraite dair... (Mekânsal/ Bireysel/ Duygusal)
 

Gözlerimi kapayarak hâ  l ediyorum da; güzel ülkemizi görkemli doğa ürünü, bayındır bir bahçe, içinde yaşayan çağdaş, aydın ve yurtsever bireyler de orada -çocukların küçük elleriyle selâmladığı- zarif birer kuğu olmak ve öylesi yaşamak isterlerdi diye düşlüyorum. İyi insanlar ve güzel doğa aromasıyla sarhoş birer zarif kuğu olarak...

Düşümün bir adım ötesinde ise; kendilerini uzun bir kış sonrası 'baykuşların virane sevdiği', içinde, yıkıntılar üzerine kurulu bir panayır yeri gibi (pervasızca) yaşanan bir başka bahçede bulmuş gibi hissettiklerini duyumsuyorum aniden... Artık durmadan dönüşen, iyice belirsizleşip anlamsızlaşan (sahteleşen) kavramların diliyle konuşulan bir bahçede (*)

Her şeye rağmen dünü unutup yeni bir neşe ve umutla uyanmak istedikleri her sabah, eskisinden, bildiklerinden çok farklı, yeniden yazılan bir geçmişle, yalanlarla yüzleşe yüzleşe uyanıyor gibiler sanki... Etrafta yaşanan endişe ve ıztıraplarla sarsıla sarsıla... Gündelik çıkarlar, haz ve kâr dışında hiç ama hiçbir şeyin yeterince önemsenmediği... İyileri iyi, hak edenleri değerli yapan tüm ortamların karardığı bir noktada -tuhaf bir çekip gitme isteği otururken- burkulan yüreklere... Önce kapalı kapılar ardında, devamında da seyir teraslarında sözde huzur tangolarının telâşlı adımları sürerken...

Ah huzur ve barış! Anlamlı, onurlu ve kalıcı ise insanlığın en temel özlemlerinden...

Bahçe, uzunca bir süredir  yamaçlardan itibaren kalın, kıllı ve muhafazakâr kollarla, özenle bellenmekte, ardından o topraklara nice zamandır yabancısı olduğu tohumlar atılmakta ve (nedense sadece) Selvi ağaçları ile donatılmakta... Önemli bir kesiminde hayat, ahiretin hazırlık, ticaretin ise doktora sınıfı mahiyetinde sürüp gitmekte...

O kadar da eski olmayan eski zamanların bayındır açık alanlarında ise, hemen hepsi alevler içinde kül olan değerler asitli yağmurlarla silinip süpürülmekte...

Yine de...

Hayat, içimize, hisli yüreklerimizin en kılcal damarlarından yayılan yine de ümit var bir ezgi ya da coşkulu bir şiir düşürür mü dersiniz?

En bitik anlarda, en olmaz denilen zamanlarda direnme adına yürekleri şahlandıran yeni bir kuğu gölü ezgisi ve dansı, balesi.

Ya da çağdaşlık, aydınlanma ve hümanizma adına yeni bir direnme şiiri! (**)

Yoksa her şey için artık çok mu geç? Bahçelerdeki çiçekler plastik, dağlardakiler ise şehitler gibi... Kuşlar mekanik, sular kirli, insanların çoğu paramatik!

Ağaçlar bile ürkütücü; hangi dalına sarılsan kolların kopacak, hangi çiçeği koklasan genleşerek patlayacak gibi!  

Güzel insanların, gençlerin, güneş alınlarında, gündüzleri  ve ay dudaklarında, geceleri kururken

Kitapların yakılıp ateşlerin hatmedildiği k aranlık bir kış kara bir bela gibi geçmişken... O yüzden mi bilinmez siyah da olsalar, yine nazlı ve buruk -ve üzerlerine İpekli birer şal örtülmüş- sanki g ölündeki kuğuları...Simsiyah bu Haziran Haziran bile...

Nereye Katar? Pardon, nereye kadar? Tabi ki bütünü görene kadar!

Bunun için de "Bütün"ü (öteyi, beriyi, her şeyi, her yeri aynı anda) gören göz(ler)e gerek var! Kendi özgür eylemiyle görmeye, kurgulamaya, algılayıp yorumlamaya talimli gözlere...Dayatılmış bütünleri görmeye değil...

Yani "kuğu gözlere"...

İ. Ersin Kabaoğlu,

3 Haziran 2017, Ankara

 (*) Bir Yunus Emre deyişidir; 'baykuşlar virane sever'

(**) Bu girdaba ilişkin altı yıl önceki öncü serzenişim için bkz.:

http://blog.milliyet.com.tr/kirildigimiz-anlar---/Blog/?BlogNo=296083

Not: Bahçe tamamıyla hayâlidir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ersin Bey,güzelim bir dünya kurgulamış;ama gerçekte şeriatçı sosa bulanmış; çıkarcı,sömürücü,dolandırıcı gerçek dünyayı da çok iyi çizmişsiniz.Sağ ol.Selam,sevgilerimle.

Hüseyin Başdoğan 
 27.07.2017 12:29
Cevap :
Bu değerli yorumunuzun öznesi olan insanlar tam da Emmanuel Kant'ın "Aydınlanma" tanımına uygun düşmekte değerli söz ustası dostum. Bu tanıma göre "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır." İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür! "Kuğu" imgesi ile verilen bu durumun tersi ise; aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösterebilen insan(lar)dır. Sapere aude! "Aklını kendin kullanmak cesaretini göster!" sözü bu özgün bağlamıyla Aydınlanma'nın parolası olmuştur. Sevgi ve saygılarımla daimi esenlik içinde olunuz...  02.08.2017 11:46
 

" Ahiretin hazırlık sınıfı, ticaretin doktora sınıfı gibi " Bayılırım böyle tam 12 den vuran az ve öz cümlelere...Çok güzel bir teşbih ! Kaleminize, dimağınıza sağlık...Bana gelince her şeye rağmen her sabah umut ve neşeyle uyananlar safhasındayım. Yoksa nasıl korurum akıl ve ruh sağlığımı ? Yaşam her zaman yorar ame hep bir güzellik de görmem lazım. Bunu da en çok fotoğraf çekerken yaşıyorum.Kuğular sabırlıdır. Yavru iken çok çirkin olup, sonradan eşsiz bir zefaret ve güzellik kazanmaları da bunun ödülüdür belki de...Bekleyeceğiz :) Selam ve sevgilerle...

Çiğdem Timur 
 17.06.2017 19:06
Cevap :
Pek çok kişi, gündelik hayatın akışı içinde daha ötesiyle pek ilgilenmezler. Görünenle yetinmenin rahatlığı ve güveni içinde dört-beş yılda bir sandığa gider ve kendilerine temsil ettiğine inandıkları partilere oy verirler. Onların ülke ve dünyanın gidişatıyla ilgileri, bir sonraki seçime kadar bazen sohbetlerde ya da fiyat ve vergi artışlarına kızdıklarıyla sınırlıdır. Onun ötesini sezseler bile olan bitenin tam farkına varamazlar. İşlerini koruyup taksitlerini ödeyebildikleri, saç-başlarına çeki düzen verebildikleri, yeni mutfak robotunu ve arabayı alabildikleri sürece mutludurlar! Oysa sadece yerel değil küresel sistem -değişken çıkarları doğrultusunda- sadece sahip olduğumuz emeği ve diğer kaynakları değil tüm değerlerimizi ile RUHUMUZU DA İSTEMEKTE! İşte asıl sorun ve çirkinlik de-'kuğu' özelinde belirttiğiniz gibi- bu noktada başlamakta duyarlı ve değerli Çiğdem hanım. Ruhumuzu bu durumdan kurtardıkça da güzelleşmekteyiz! Ruhunuza sağlık duyarlı ve değerli Çiğdem hanım.   19.06.2017 17:02
 

Tebrik ederim Ersin kardeş, nitelikli bir deneme idi okurken çok keyif aldım, ideallerin gerçekleşeceği ana kadar olmalı, selamlar, sevgiler

Nizamettin BİBER 
 17.06.2017 15:03
Cevap :
Teveccühünüz değerli Nizamettin bey... Belirttiğiniz o ana kadar azimli ve sabırlı olmak gerek. Teşekkür ve selamlarımla...  19.06.2017 17:05
 

Diyor ya ozan: 'Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe' Ve hepsi içimizde. İçimiz memleket. Baykuşlarla beraber AK BABALAR yatmış pusuya. Kendi etlerinden yiyecekler. En hafif anlatımıyla Nasrettin Hoca misali bindikleri dalı kesmekteler. Bu işin sonunda bizlerin payına Hasan Tahsinler, Kubilaylar düşer dost... Bileylemek lazım artık yarınları...

yeşilsoğan 
 17.06.2017 15:02
Cevap :
Bu anlamlı Hasan Hüseyin dizelerini Selda Bağcan'dan mı dinlemiştik , Ahmet Kaya'dan mı? Yoksa her ikisinden birden mi? Ama en güzeli senin gibi üretken, yurtsever, özü-sözü bir, yüreği sevgi dolu ve hümanist bir dostun yorumunda yer almış olması! "Yarınları bileylemek" de çok hoş bir metafor. Bileyelim azim, sabır ve umutlarımızla...Hep birlikte...  19.06.2017 17:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 361
Toplam yorum
: 3335
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2333
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster