Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
40
 

Ailede Ölülerin Yeri

Yaşamın akışında bir insan doğuyor, diğeri ölüyor. Bir devir var ve devreden. Yerini bırakan ve yeri alan başka biri... Büyük ölçekte baktığımız zaman bu böyle. Kulağa doğal geliyor ya da bir başkasında tanık olduğumuzda doğuma özellikle de ölüme, çok da üzerinde durmuyoruz ve etkilenmiyoruz. Ancak konu kendi ailemiz olunca duygular birden değişiyor, kişiselleşiyor, doğum ve ölüm çok başka bir basınçla etkiliyor bizi.

Ailemizden biri öldüğünde ise onunla olan ilişkimiz yeni bir bakış açısı kazanır. Hayattayken kaçırdığımız, es geçtiğimiz, düşüncesizlik ettiğimiz durumların yanında öznel anlamda onunla aramızdaki ilişkinin içeriği sanki yolun sonuna gelmişiz de gidecek başka bir yer kalmamış gibi bir hesaplaşmaya iter bizi. Ancak durum öyle değil. Ölüler, özellikle yakınlık derecesine bağlı olarak hiç ölmemişler gibi yaşam boyu 'etki' bağlamında haleti ruhiyemizde canlı olarak yaşamaya devam ediyorlar. Onlarla duygusal anlamda etkileşimimiz devam ediyor gibi görünüyor. En azından nehrin bu yakasında olan,yaşamaya devam edenlerimiz için... Belki, iç dünyamızda yaşıyordur bu etki, yalnızca ve tek taraflı... Belki diğer yakada ölmüş olanın artık bu tarafla bir ilgisi kalmamıştır. Kimbilir! Doğrusu bilmiyorum. 

Bildiğim birşey var ki, o da karşılıklı ve adil bir anlayışın doğamamış olduğu durumlarda, daha söylenecek, daha kendimizi ifade etmeye ihtiyaç duyduğumuz durumlar kalmışsa hesap kapanmıyor içerde, çok içerlerde bir yerlerde...

Aile diziminin şifa vermesi de bu yüzdendir belki. Ölmüş olanı temsil eden birine, içinde kalmış olanları ifade edebilmek.. Hiçbir şey için geç kalmamış olduğunu görmek. İkinci bir şans gibi.. Şimdinin, geçmişe de geleceğe de uzandığını biliyoruz, belki zihinsel olarak biliyor bunu bazılarımız, daha çok, akıl düzleminde.  Ancak bazı anlar var ki minik, tadımlık bir bilgi kendini gösteriyor bize. Mevzu, içimizde birşeylerin değişmesi, dönüşmesi.. Artık farklı bir bakış açısıyla, daha engin, daha sevgi ve şefkat dolu bir bakış açısıyla duyumsayabilmek.. Ki Hellinger, bunun diğer taraftaki yaşamın nefesini artık taşımayana ulaştığına inanıyor. Karşılıklı bir iyileşme, etkileşme ve şifalanmanın mümkün olduğuna.. Doğrusu bu kulağa da, gönüle de iyi geliyor.

Bert Hellinger, aile diziminde, danışan ailesini dizerken, çekirdek ailede daha önce ölmüş olan yakınlarının da dahil edilmesinin önemine işaret ediyor. Danışanın huzur bulması için çok önemli bir katılım bu. Ölüler de, aileye olan aidiyet haklarını geri alıyor böylelikle.

Aşağıda, Hellinger'in bu konudaki gözlem, tespit ve düşüncelerine yer verdim. Okuyucunun zihnini açması dileğiyle,
 
                                                                                   *
'Olmak, yaşamın ötesindedir. Daha derin olan herşeyin arkasındaki güç yaşamın ötesinde. Olmaya kıyasla yaşam daha küçük ve gelip geçici birşey. Bu açıdan bakıldığında erken ölen bir çocuğun kaçırdığı hiçbirşey yoktur. ''Zavallı çocuk ne kadar da erken öldü dedesi ise doksanına vardı deriz.'' Peki ama dede öldüğünde onu bir günlük çocuktan ayıran nedir? İkise de unutmaya, tasavvurumuzun ötesindeki o oluşa gitmiştir. Fark kalmamıştır arada.

Rilke, erken ölenlerin yasını tuttuğumuzda, onları gitmeye bırakmak yerine, yüklerini ağırlaştırdığımıza inanırdı. Onları gitmeye bırakabiliriz. Çünkü, bizim de oraya gideceğimizi biliyoruz.

Ölümle ilişkimiz korku dolu. Bu da yaşamı, yalıtılmış bir biçimde sürdüğü müddetçe koruyacağım ve sonuna kadar kullanacağım kişisel bir mülkiyet olarak algılamamla ilgili. Oysa tam tersi olarak görmek daha rahatlatıcı ve işlevsel; beni hayata getiren, orada tutan ve sonra yeniden bırakan bir güç var. Bu bakış gerçeğe daha yakın geliyor.

Psikoterapist olarak sözgelimi aile dizimlerinde ölüleri, kabul görmeleri için yeniden oyuna sokuyorum. Bizde kimileri sistemden çıkarıldığı için onca insan hastalanıyor ya da rahatsızlanıyor. Yeniden içeri alındıklarında diğerleri yeniden özgürleşiyor. Terapide ölülerle dayanışma içinde olmamızı sağlayacak, bu şekilde de haddimizi aşmaksızın almamızı sağlayacak bir deyiş kullanıyorum; ' sen ölüsün, bense biraz daha yaşayacağım. Sonra ben de öleceğim.' Böylece ölüler de bakışa dahil ediliyor ve yaşam, ölümden ayrı, olağanüstü birşey olmaktan çıkıyor.
 
Büyük anababalar, hatta kimi zaman onların da büyük anababalarına dek anımsanan herkes oradaymışcasına etkisini gösteriyor. Özellikle unutulanlar ya da dışlanmış olanlar. Hayaletler, onlara aidiyet tanınması reddedilen yaratıklardır. Kendilerine yer verilene dek kapıyı çalmaya devam ederler. Bu yeri aldıklarında da insanları rahat bırakırlar. Dışarıda bırakılanlar, kendisinden korkulanlar yerlerini bulduğunda onlardan iyilik ve iyileştiricilik gelir. Etkileri rahatsız edici olmaz. Kabul gördüklerinde geri dönüp giderler. Aileyi rahat bırakır, hayatta onlara güç verirler. Ölü için bir mum yakıldığında, ölü bu mumda mevcuttur. Bir yeri olduğunda barış içindedir ve olumlu bir güç olarak deneyimlenir.

İnsan, kendini bütüne kattığında taşıyıcı güç gibi birşey deneyimliyor. Ama aynı zamanda bu acıyı da beraberinde getiriyor. Dünyayı ilerleten bizim talihimiz değil, bambaşka birşey. Biz bunun için görevlendiriliyoruz. Buna katılmak zorundayız. Öyle birden belirmiyoruz. Doğrusunu isterseniz insan hayata anababasından değil, anababası aracılığıyla geliyor. Yaşam çok uzaklardan bilmediğimiz bir yerden geliyor. Onların içinden daha büyük bir şeyin içinde yatan birşey birleşerek akıyor ve bize can veriyor. Öldüğümüzde de kaybolmuyoruz. Gerçi hayatta olanlara görünmez oluyoruz. Ama nasıl kaybolabiliriz ki?

Yaşam elimde kalandır. Daha iyi ya da daha kötü olduğu için değil ama biliyorum; herşeyin ona doğru aktığı aslolan yaşamın ötesinde. Ölümün de ötesinde. Ruh, çağın anlayışından farklı yasaları izler. Böyle bakıldığında yaşam ve ölüm iki varoluş biçimi. Birbirini etkileyen iki alan. Ölülerin etkisi bu nedenle yaşamımıza ulaşıyor. Kim bilir belki bizim ölüler üzerindeki etkimiz de-sözgelimi onları serbest bırakarak- ...'*
 
 
*Kabul Etmenin Özgürlüğü/Bert Hellinger

 

Abdülkadir Güler, Nesrin Öz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 465
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster