Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '07

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
6333
 

Aileme mektup

Aileme mektup
 

Yaşamak istiyorum… Ama yapamam…

Sevgili Anneciğim, Babacığım,

Biliyorum beni ne kadar sevdiğinizi… Geleceğim için kaygılandığınızı, yaşamımın nasıl şekilleneceği ile ilgili endişeleriniz olduğunu… Hepsini anlıyorum. En başarılı, en mutlu, en gıpta edilen, en zengin, en sağlıklı sizin çocuğunuz olsun istiyorsunuz. Tüm çabanız, uykusuz geceleriniz, toplantılarınız, seyahatleriniz, kavgalarınız, heveslerinizden vazgeçişleriniz benim için, geleceğim için…

Hepsinin farkındayım. Bunun altında eziliyorum. Geceleri uyuyamıyorum. Hep ilerde hangi mesleği seçersem sizi daha çok mutlu ederim diye düşünüyorum. Hayallerimde hep mutlu, gülen yüzlü, benimle gurur duyan bir anne ve baba var. Sizin istediğiniz liseye girmişim örneğin… Herkese anlatıyorsunuz heyecanla. Babam gururdan kabarmış. Siyaset konuşurken bile benden bahsetmeye başlıyor ister istemez. Ya sen anne? Sen neredeyse yemeden içmeden kesildin ben sınava girmeden önce. Geceleri ben uyurken başıma geldiğini, sessiz sedasız dualar okuyarak yüzüme üflediğini, sıcak nefesin yüzümü yaladığında hissediyordum. Sen odadan çıkınca başucu lambamı yakıp bir iki soru çözmek için yeniden masaya geçiyordum. Ne kadar çok çalışırsam, o kadar çok duaların kabul olacak diye… Sonra başımı dik tutamaz hale geldiğimde, göz kapaklarımın üstüne mandalar oturduğunda, artık yatağa yatıyor ama yine de bir türlü uykuya dalamıyordum. Hep “en mutlu anne, baba” hayalleri uykuya geçmemi engelliyordu. En iyi üniversiteyi kazanmış bir evlât ve yanında zaferleriyle gözleri kamaşmış, kısık bir mutlulukla fotoğraf karesinde donmuş gülümsemeler…

En iyi lise, en muhteşem üniversite, üstün başarı bursları, takdirnameler… Ülkenin en iyi holdinglerinden birinde en üst düzeyde, en yüksek maaşla işe kabul edilişim. Ama bir dakika… Bu benim istediğim bir şey… Sanırım yanlışlıkla karıştı hayallerime. Babamın onca yıl emek harcayarak kurduğu bir işi var. Üniversiteyi, masteri, doktorayı bitirip şirketimizde çalışmaya başlamam gerek. Ben babamın da, babamın kurduğu şirketin de geleceğiyim. Ben olmazsam nasıl devam edecek o şirket? Zaten babam durmadan yorulduğunu, beni beklediğini, ben okullarımı bitirir bitirmez emekliye ayrılacağını söylemiyor mu hep? Benimki de iş işte…

Baba, seni çok seviyorum…

Bütün bu beklentileri karşılayıp babamın iç huzuruyla emekliye ayrılabilmesi, bebeğini, şirketini emin ellere bırakıp dinlenebilmesi için birkaç test daha çözmeliyim. Yine gözlerim açıldı faltaşı gibi. Ellerim titriyor ama kafam çalışıyor hâlâ. Bak, eskisinden daha hızlı çözdüm bu problemi. En az 5 saniye kazandırdı bana bu. 5 saniye 2 soru daha fazla demektir. 2 soru da çok daha iyi ve burslu bir kolej…

Ben annemi, babamı çok seviyorum. Onların mutlu olması için elimden gelen her şeyi yapmalıyım. Yüzlerini güldürecek tek kişi benim. Çocukları, gelecekleri. Hepsi ben’im…

Henüz ergenlik çağımın başlarındayım. İçimde kaynayan bir çaydanlık var sanki. Bazen insanların yüzlerini bile tam seçemiyorum, bakışlarımın dünyayı dolaşma hızından. Sokaktan çocuk kahkahaları geliyor. Geçenlerde şöyle bir perdeyi aralayıp baktım. Alt komşumuzun çocukları bisiklete biniyorlar. Benden daha küçükler. Aslında maddi durumları da bizim kadar iyi değil. Benim de bisikletim var ama hiçbir zaman binecek zamanım olmaz. Benim çok önemli görevlerim var. Ders çalışmalıyım, iyi beslenmeli ve iyi uyumalıyım. Kendime çok iyi bakmalıyım. Ben hastalanırsam onlar benden daha çok acı çekiyorlar. Bunu biliyorum. Ya tam sınav öncesi bisikletten düşer, bir yerimi kırarsam? Ya ateşlenir, sınava giremezsem? Aman Allahım!!! Evet, sokağa çıkıp gezemiyorum. Yan sokakta pembe evde oturan, bizim okuldaki kızın kapısının önünde bisiklete binemiyorum ama ben annemi ve babamı çok seviyorum. Onlar da beni, hiçbir anne babanın evladını sevmediği kadar seviyorlar. Yoksa umursamazlardı, öyle diyor annem. Boşver, ne hali varsa görsün, hayatı boyunca sürünsün, derlermiş aksi halde. Demiyorlar. Çünkü beni önemsiyorlar…

Evlendiğimi düşlüyorum, çocuklarım olduğunu. Anne ve babamın çok sevdikleri, inanılmaz güzel ve akıllı bir kızla evlendiğimi. Çok güzel bir çocuğum olduğunu. İnanılmaz güzel bir evde oturduğumuzu. Annemin, babamın akşam bize yemeğe geldiklerini. Karım nefis yemekler yapmış, çocuğum çok mutlu; dedesinin, babaannesinin kucağında oyunlar oynuyor. Çok para kazanamazsam, çok başarılı olmazsam, hiçbir akıllı ve güzel bir kızın benimle evlenmek istemeyeceğini söylüyor bizimkiler. Ayrıca kötü bir evlilik yaparsam çok mutsuz olurlar. O zaman başarılı olmam gerekiyor. Ben bu hafta dersanede etüde kalsam çok iyi olacak. Gece 11’de geliyorum eve o zaman ama olsun, annem eve girdiğimde mutlu mutlu gülümsüyor, yanaklarımı okşuyor, sıcak bir süt getiriyor içine bal karıştırıp… Kafam daha iyi çalışsın diye…

Annemi çok seviyorum ben…

Sokaklarda oynamak, bisiklete binmek, onlarla bağıra çağıra sessiz sinema oynamak, arkadaşlarımla buluşup monopoli oynamak, paten kaymak, yan sokaktaki pembe evde oturan bizim okuldaki kızın evinin önünde futbol maçı yapıp goller atmak, arada sırada kızın penceresine bakmak da istiyorum. Evet, bunları istiyorum. Yaşamak istiyorum, nefes almak… İçimde kaynayan çaydanlığa azıcık soğuk su katmak… Bunun için saçlarımı birazcık da olsun uzatmak, yerleri süpüren kargo pantolonlar giymek, arkadaşlarımla sinemaya, hamburger yemeye gitmek… Arada sırada dersaneden kaçmak bile belki… Sırf heyecan olsun diye, anneme babama, “Ben bugün dersaneye gitmeyeceğim, biraz eğlenmek istiyorum, ” diyerek ama. Okulda bir sınavdan kötü not alıp hırslanarak bir sonrakine iyi çalışmak… İstediğim üniversiteye gidip, istediğim, güzel olmayan, bana göre akıllı, biraz şirin, yaşamı ve dans etmeyi seven, banyoda şarkı söyleyen bir kızla evlenmek… Annemin istediği gibi bir değil, iki çocuk sahibi olmak. Onları çok sevmek, öpmek, koklamak, onlarla oyunlar oynamak… Bir de, bir de trompet çalmak…

En matematiksel solfej üzerine çizilmiş, en fiziksel notalara bakıp en sosyal ortamlarda, en Türkçe melodileri, en Özgür nefesimle çalmak…

Ama yapamam…

Çünkü…

Annemi, babamı çok seviyorum…

Onlar da beni…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 61
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

1968 yılında Ankara’da doğdum. Klasik Arkeoloji okudum ve Sosyal Antropoloji masteri yaptım. Çevirme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster