Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
374
 

AK Parti'de güç yanılması

Ardo Locan “güç, yozlaşma getirir, mutlak güç, mutlaka yozlaşma getirir” derken haklıdır. Haklıdır çünkü tarih bu mutlak gücünün farkına varıp çılgınca politikalara girişen siyasetçilerin hikayeleriyle doludur.
Gücün verdiği bu sarhoşluk çoğu zaman insanı gerçeklere karşı körleştirir. Varlığını bütün gerçekliklere önceleyerek iktidarını her şeyin merkezine koyar. Yapılan eleştirilerin farklı değerlendirmelerin mevcut gücü zayıflatmak niyetinden kaynaklandığını düşünür.
Türkiye’de seçimler yaklaşırken Ak Parti’ye aday adayların yoğun ilgisi, partinin ve dolayısıyla Başbakan’ın tam da böyle bir noktaya sürüklendiğine işaret ediyor.
Başbakan’ın son Avrupa Parlamentosu raporunu “onlar rapor yazar, biz bildiğimizi okuruz” demeci içine girdiği bu güç psikolojisini yansıtıyor.
Aşırı bir özgüvenden beslendiği açık olan bu tavır öncelikle diplomatik geleneklere uymuyor. Başbakan bu raporun yanlış, eksik ya da önyargılardan kaynaklandığını düşünüyor olabilir. Eğer gerçekten öyleyse bunun daha gerçekçi bir dille ifade edilmesi Başbakan’ın elini güçlendirmez mi? Bu tarz sert demeçlerin Avrupa coğrafyasında genellikle işe yaramadığını herhalde Başbakan da biliyordur.
Kasımpaşalılık kokan bu tavır evet Kurtlar Vadisi izleyicilerinde heyecan yaratabilir. Bir yılda 285 kadının saçma sapan gerekçelerle katledildiği ülkemizin bir çok bölgesinde “vay be, Başbakanımıza bak” havasında olumlu duygular da yaratabilir. Bu yeni “raporunu al da git” tavrı kararsız oyların devşirilmesine de yardımcı olabilir.
Ama Türkiye’de yüksek demokratik ve ekonomik standartları kurumsallaştıracağına inandığımız AB kapısının içeriye açılan koridorlarında, odalarında, geleceğimiz için hazırlanan planları olumlu etkileyecek hiçbir katkı sunmuyor.
Belirtelim, kurulduğu ilk dönemlerden itibaren devlet algısında risk olarak tanımlanan Ak Parti’ye ve dolayısıyla Başbakan’a da bu tavrın bir faydası yok. Avrupa Birliği ile ilişkileri soğutmuş, uluslar arası kuruluşların tepkisini çekmiş bir Ak Parti’nin iç politikada da çok zayıflayacağı ortadadır.
Dahası iç politik mücadelede Ak Parti’yi ve politikalarını mahkum etmeye gücü yetmemiş odakların uluslar arası alanda partiyi zaafa uğratacak bu tarz fırsatları beklediği de bilinmeli. Ama görülen o ki Başbakan ve partisi onlara gerek kalmadan bu işi kolaylaştıracak yanlışlara düşmekten kaçınmıyor.
Türkiye’nin son yıllarda farklı arayışları yansıtan politikaları olsa da nihai hedefinin AB üyeliği olduğunu biliyoruz. Buna rağmen birliğe katılımda önemli roller üstlenen, hazırladığı raporlarla birliğin politikalarına yön veren Avrupa Parlamentosu’na bu kadar sert çıkışın anlamlandırmak zor görünüyor.
Aynı tavrın Türkiye-AB ilişkilerinde yaşandığını düşünelim bir an. Avrupa’nın yaramaz çocuğu Sarkozy’nin “ne yaparsanız yapın biz bildiğimizi okuruz” tavrının yarattığı anti-patiyi gözlerimizin önüne getirelim.
Bu ve benzeri durumların bizde olduğu gibi Avrupa kamuoyunda da hoş duygular yaratmadığı ortada. Eninde sonunda Türkiye üyelik sürecinin Avrupa kamuoyunun onayıyla(referandum) olacağı bilinirken bunu yok sayan ya da Avrupa kamuoyunda olumsuz yargıların oluşmasına neden olacak politik bir dilin fayda sağlamayacağı aşikardır.
Öte yandan Başbakan yasaklı olduğu dönemlerde ve partisine kapatılma davasının açıldığı zamanlarda Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu’nun desteğini unutmuş gözüküyor.
Uluslar arası kuruluşların etkinliğini bugün yok saymak isteyen Başbakan o günlerde kendisine buradan gelen desteğin yarattığı olumlu havayı hatırlayarak özellikle Avrupa merkezli kuruluşların demokratikleşme sürecimizde oynadığı olumlu rolü hatırlamalıdır.
Ak Parti’nin iktidarı boyunca Türkiye’yi devletçi zihin dünyasının önyargılarından arındırarak demokrasinin kurumsallaştırılmasına dönük önemli adımlar attığını biliyoruz. Ama Ak Parti ve Başbakan Erdoğan Türkiye’nin tarihsel olarak modernleşme/demokratikleşme sürecinin hızlandırılmasında AB’nin lokomotif olduğunu bilmeli.
AB ve Avrupa Parlamentosu raporları bu sürecin en önemli duraklarını oluşturur. Bu duraklar genellikle gelmiş geçmiş hükümetler için yolculuğun seyrini belirler. Şimdi gelinen bu durakta Avrupa’ya çekilen rest akıllara yoksa “istenilen durağa” gelindi mi sorusunu getiriyor maalesef. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 455
Kayıt tarihi
: 26.03.11
 
 

Üniversite mezunuyum. Yerel bir gazetede çalışıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster