Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
438
 

AK Parti'de varoluş krizi

Sultan Abdülhamit şüpheciliğiyle meşhurdur. Bu kuşkuculuğu Hafiye Teşkilatı’nı etkinleştirmesine yol açar. Hafiye Teşkilat’ı imparatorluğun her köşesinde Abdülhamit’in gözü kulağı olur. 

Basın üzerinde müthiş bir sansür toplumsal hayatta endişe hakim olur. Çünkü Osmanlının zihin dünyasında hala “Tanzimat Sendromu’nun” yarattığı izler durmakta ve Abdülhamit’inde tahtını koruma kaygısı bulunmaktadır. Yani Abdülhamit derin bir var oluş krizi yaşamaktadır. 

Abdülhamit’in tüm engellemelerine rağmen korktuğu başa gelecek ve muhalif güçler bir gün sarayına gelerek yönetime el koyacaktır. 

Cumhuriyet döneminin devletçi-seçkincilerinde ise Sevr Sendromuyla karıştırılmış “irtica” ile bozulmuş cumhuriyet saplantısı meşhurdur. ”Dahili ve harici bedhahların” her an harekete geçerek ülkeyi ele geçirebileceği, cumhuriyeti yıkarak eski düzene geçileceği endişesi vardır. 

Bu sefer Hafiye Teşkilatı gider yerine cumhuriyetin koruyucusu “Üç Aliler Divanı” yani İstiklal Mahkemeleri gelir. İstiklal Mahkemeleri her muhalifi düşman her farklılığı tehdit olarak algılar. Öyle ki bu şüphecilik ve çılgınlık Milli Mücadele kahramanı Kazım Karabekir’in idamla yargılanmasına kadar varır. 

Yani yeni rejim ve CHP derin bir varoluş krizi yaşamaktadır. O kriz Kurtuluş Savaşı’nda verdiğimiz kayıplardan daha fazlasını önce asıp sonra gerekçesini yazan İstiklal Mahkemeleriyle giderilmeye çalışılır. 

Ama hormonlu cumhuriyet balonu 1950’de patlayacak ve cumhuriyetin ötekileri gelenekçi-liberaller DP eliyle iktidara geleceklerdir. 

Abdülhamit ve cumhuriyet idarecilerinin varoluş hastalığı DP’ye de bulaşacaktır. DP, demokratikleştirilen cumhuriyetle iktidara gelmesine rağmen demokrasiyle örtüşmeyen adımları atmakta gecikmez. 

CHP’nin mallarına el konulur. Kendisini iktidara taşıyan seçim yasasında iktidar aleyhine düzenlemeye gider. “Zararlı yazı ve resimleri yasaklayan” basın yasasını çıkarır. “Vatan Cephesi”ni kurarak toplumsal kutuplaşmayı doğurur. Yani DP derin bir var oluş krizi yaşamaktadır.  

Sonraki süreci biliyorsunuz. DP’de de korkulan başa gelecek ve Menderes’in idamıyla DP iktidarı son bulacaktır. 

Bu yaşananlar bize varoluş krizinin doğurduğu şüphecilik ve kendini koruma güdüsünün insanları, devletleri, partileri otoriter uygulamalara ve yanlışlıklara nasıl sürüklediğini gösterir. 

Şimdi benzer bir yaklaşımın izleri Ak Parti’de de gözleniyor. AK Parti tüm demokratikleşme adımlarına rağmen son dönemlerde benzer bir hastalığı hatırlatan uygulamalarda bulunuyor. Ergenekon davasında olsun KCK davasında olsun demokrasi ve hukuk sınırlarını zorlayan olaylar yaşanabiliyor. Muhalif her hareket “yaftalamayalım” reklamının tersine hemen yaftalanıyor. 

Abdülhamit’te İttihatçı, cumhuriyet idarecilerinde irticacı, DP döneminde olan darbe korkusu AK Parti’de “derin güçler” biçiminde ortaya çıkıyor. 

Tekel işçileri “4-C statüsü dışında özlük haklarıyla birlikte güvenceli bir işe yerleştirme” talepleriyle eylem mi yapıyorlar? 

Bir hükümet yetkilisi çıkarak bu işin “hükümeti yıpratmaya dönük derin güçlerin” bir oyunu olduğunu açıklıyor. 

Senaryonun geri kalan kısmının yazılması akşam bülteninde Samanyolu Haber’de tamamlanıyor. Sözüm ona bir uzman arka fonda şiddet ve kargaşayı simgeleyen görüntüler eşliğinde “AK Parti’ye kurulan derin komployu” açıklıyor. 

Bu yetmediğinde devamı “Şubat Soğuğu” “Kollama” “Tek Türkiye” dizisinin hayal dünyası geniş senaristlerine kalıyor. 

Devam ediyoruz...Üniversite öğrencileri iki yumurta mı attı? Başbakan öğrenciler tarafından protesto mu edildi? Doğu da sivil itaatsizlik eylemleri mi başladı? İki gazeteci kitap mı yazdı? 

KPSS’de 300 kişi kopya çekerek birinci mi oldu, genç liseli çocuklar YGS rezaletini protesto mu etti? 

CHP askerlik süresini kısaltacakmış, BDP seçimlere girmeyecek miymiş, MHP herkese piskevit verecekmiş, Ergenekon sanıklarının eşleri mahkemeyi protesto mu ediyormuş? 

Bahane hazır, Samanyolu Haber nazır…”Uzmanlar AK Parti iktidarıyla beraber Türkiye’nin iç ve dış politikada edindiği başarıyı, Türkiye ekonomisini ulaştığı gücü çekemeyen çevrelerin seçimler yaklaşırken hükümeti yıpratmak için harekete geçtiğini” belirtir. Flaş…Flaşş.. Flaş… Hükümet sözcüsü yaptığı açıklamada derin güçlerin oyunlarını bozacak her türlü önlemin alınacağını belirtti.” 

Önlem…Önlem şu;YGS’yi protesto edenlere karşı on bin genç. Piskevite karşı Ülker Çikolata. Sivil itaatsizliğe polis. Kitap yazana Silivri…Kısa askerlik teklifine referandum tehdidi. 

Yani, yanisi AK Parti’de de derin bir var oluş krizi yaşanmaktadır…  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ulusal bağımsızlık svş.asker sivil kadroların anadolu halkıyla birlikte yürütüp gerçekleştirdiği bir hareketti..tam bağımsızlık adına işgale karşı mücadele edilir ve başarıya ulaşılır..devrimci kadrolar bir yandan padişah saltanat hilafet gibi emperyalizmin bağlaşığı siyasal kurumları ortadan kaldırarak cumhuriyeti ilan ederken diğer yandan asıl mücadelenin iktisadi bir mücadele olacağını biliyorlardı..ogünkü koşullarda devlet müdahalesine açık bir kapitalizm uygulamasına gidilmiştir..ancak herleye karşın devletçilik politikası bazı yanlış tutumlarına rağmendış yardım ve borçlanmalar olmaksızın bir ülkenin kendi kaynakları ile kalkınabileceğini tanıtlamıştır..bu politika sayesinde genç cumhuriyet emperyalist devletlerin nüfuz alanı olmaktan büyük çapta kurtulmaya başlamıştır.böylece 31-45 arasında uygulanan devletçilik politikası Türkiyenin son 150 yıllık sömürgeleşme tarihinde emperyalizme karşı yürüttüğü en ciddi ve tutarlı başkaldırı olmuştur.

Meltem Şahin 
 11.05.2011 23:32
 

bence herşeyin katmerli bir yalan olduğunu kabul edecek bir noktada değiliz bu yüzden üzülmeyin..yalan değil ama bazı konuların pek konuşulmadığını üzerinde durulmadığını söyleyebiliriz.. örn.ermeni sorunu ya da dersim isyanının nedenleri bastırılması gibi konulara müfredatta pek yer verilmemesi vs.gibi ama bilgiyi arayan ve gerçeği öğrenmek isteyenler sadece lehte değil alehte yazılmış kitapları da okuyarak muhakeme edebilir ve kendi görüşünü de geliştirebilir..verdiğiniz veri de bu şekilde pek yaygın olmayan ama araştırıldığında öğrenilenilecek bir bilgidir..bu konu sadece bilgi olarak dağarcığımda ama üzerinde ki tartışmaların boyutu hakkında bir fikrim yok..emperyalizme savaş vermedik görüşünüzüde diğer iletide kısaca yorumlayacağımı..

Meltem Şahin 
 11.05.2011 23:07
 

90 yıl önce ile bu gün arasında bir fark yoksa demek bundan sonrada aynı düşünme yöntemi devam edecek..oysa emperyalizme savaş vermiş rejim değişikliği yapmış son anda sömürge olmaktan kurtulmuş bağımsız genç cumhuriyetin başındakilerle bugünküler arasında en azından bir fark olmalı..ama arada geçen darbeler derin devlet olgular devletin idaresinde olanların değişken korkularını hep sürdürecek gibi , laiklik elden gidiyor ,ltica geliyor diye topluma yapay korkular yaratıldı dindarlara baskı yapıldı diyenler şimdi derin devlete bulaşanlar darbeciler diye muhaliflere aynı baskıyı uyguluyor..nezaman bu toplum normale dönecek,nezaman sanatta bilimde,sporda başarılar üreteceğiz ne zaman hem sosyal hem ekonomik hem eşitlikler konusunda ilerleme kaydedeceğiz..ne zaman evrensel değerleri içselleştirebileceğiz ve en önemlisi de nasıl başarabileceğiz bunu..selamlar....

Meltem Şahin 
 09.05.2011 16:00
Cevap :
merhaba Meltem hanım, Şunu söyleyebilirim.Yapay korkular konusunda çok haklısınız, katılıyorum. Ama emperyalizme karşı savaş vermedik maalesef. Öyle olsaydı Cumhuriyetten sonra Batı bloğunda yer almazdık. Bu ikna edici değilse Chester Projesini okumanızı öneririm.Çünkü üzülerek söylüyorum cumhuriyet tarıhınde bıze okutulan bir çok şey katmerli yalan sadece....selamlar  10.05.2011 22:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 470
Kayıt tarihi
: 26.03.11
 
 

Üniversite mezunuyum. Yerel bir gazetede çalışıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster