Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
445
 

AK Parti:Nereden nereye

2000’li yıllardaydık. Şairin dediği gibi, hava, kurşun gibi ağırdı.“Yalnız ve güzel ülkemde” kurucu iradenin zihin dünyası ile temsilcileri, soğuk savaşın bitişiyle yaşadıkları krizi yanlış politikalarla derinleştiriyorlardı. Asker-bürokrat ve cumhuriyet aydınlarının ittifakından oluşan Kemalist oligarşi, zor günlerin başlangıcındaydı. Siyasal Kemalizm’in darbelerle siyasal ve toplumsal alanda tutunma çabaları yeni dinamikler karşısında sonuçsuz kalıyordu. 

Dünya değişmişti. Küresel sistemle bütünleşen bir Türkiye için darbeler dönemi geride kalmıştı. Modern zamana uygun Fadime-Müslüm tiyatrosuna bilet alacak ne seyirci ne de medya vardı artık. Öte yandan cumhuriyetin üvey evlatlarından muhafazakâr-demokratlar, derin devlet aklı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarının çabaları ve Anayasa Mahkemesi’nin eliyle lime lime edilmiş gömleklerini değiştirmenin arifesindeydiler. Türkiyede yeni bir döneme geçiliyordu. Muhafazakâr demokratlar uluslar arası güç merkezlerine Erbakan geleneğinin Batı’ya karşı olan olumsuz önyargılarından arındıklarını anlatıyorlardı. Türkiye’nin mevcut uluslararası sistemi rahatsız edecek girişimlerde bulunmayacağı vurgulanıyordu. Türkiye’de önce liberal aydınlarla ittifak sağlandı. 

Temel hak ve özgürlüklerin herkes için genişletileceği teminatı verilerek destek alındı. Demokrasi ve muhafazakârlık sentezlenerek Türkiye’de yeni bir dönemin kapısı aralandı. Seçim sonuçları, tarihte hiçbir partiye verilmemiş bir desteğin olduğunu gösterdi. Ama yeni dönemde en zor direncin iç dinamiklerden kaynaklanacağı ortadaydı. Asker ve sivil bürokrasinin yanında yılların devletçi alışkanlıklarıyla hareket eden yargı, kendine devletin sesi rolü biçmiş merkez medya ile devletin sıcak kollarında rant ekonomisiyle devleşmiş İstanbul burjuvazisinin sert muhalefet göstereceği biliniyordu. Nitekim çok geçmeden yargı, arama motorlarındaki iddiaları kanıt göstererek kapatma davası açtı. Danıştay, Yargıtay ile HSYK, muhalefet partilerinin bile başaramadığı bir direnç gösterdi. Askerler, eski dönemin devam ettiği yanılsamasıyla davrandı. Yer yer tehditlerde bulundu. Tehditler yetmediğinde e-muhtıralar devreye girdi. Neo-İttihatçılar sahneye çıkarak kargaşa ortamıyla siyasal iktidarı zayıflatmaya çalıştılar. 

Cephanelikler, planlar, darbe hazırlıkları, iyi çocuklar, Danıştay saldırısı derken, çıraklık döneminin acemiliğini yaşayan hükümet nihayet tehlikenin farkına vardı. Silivri, o tehlikenin sonucudur. Aynı zamanda Silivri Türkiye’de bıçak gibi kesilen aydın cinayetlerini anlamanın da anahtarıdır. Tam bu sırada hava durumunu anlatan spikerler mavi kıyılardan artarak gelen ulusal sağanak duyguların ülkemizde yer yer çılgınlıklara yol açabileceğini bildiriyordu. 2.Mahmut’un sadece erkekleri sayarak başlattığı nüfus sayımı bu sefer farklı bir yön kazanmış ve bir grup “biz kaç kişiyiz” diyerek yeni bir nüfus sayımına girişmişti. Sosyal demokrasiden ulusal sola evrilen, MHP ile milliyetçilik konusunda yarışan Türkiye solu ile tanıştık. Bir dönem Alman toplumunu Nazileştiren ulusal sol, Kemalizm’in gölgesinden kurtulamayan Türkiye solunu esir aldı. Birden Sultan Galiyev okumaları başladı. Sokaklarda çakma sarışın cumhuriyet kadınlarının “laiklik, laiklik” çığırtkanlığı, mikrofonlarda “sarı saçlım mavi gözlüm” türküsüyle cumhuriyeti kurtarma girişimleri başladı. Bir dönem ulusal gücü etmen ve ulusal iradeyi etkin kılmaya dönük olarak kurulan Kuvayi Milliye Dernekleri yeni dönemde mevcut ulusal iradeyi yıkmak amacıyla silaha yemin etmeye başladılar. Kızıl Elma koalisyonu kurulmuştu ama o koalisyonun elma hoşafına dönüşeceği günler uzak değildi. Aslında gün siyaset sosyologları açısından Deridda’nın yapı-sökümü günüydü ama toplumu bir tarafta sadece Kur’an ayetleri ve hadislerle anlamaya çalışan bir taraftan da Durkheim değerlerine esirleşmiş sosyologların buna ayıracak zamanı yoktu. 

Uzatmayalım. Ak Parti kendisine karşı kurulan tüm bu tuzaklardan başarıyla kurtuldu. Referandum sonucu, asker ve sivil bürokrasideki direnci yıkarken seçim sonucu ustalık dönemi için toplumsal desteğin devam ettiğini gösterdi. Şimdi sıra yeni bir Türkiye için yeni bir anayasada. Hükümet gücün verdiği çılgınlıkla değil, muhafazakârlığın sığlında değil, demokrasinin geniş dünyasında kurgulanacak, devleti değil bireyi özne kılacak ve cumhuriyetten miras tüm sorunları eritecek yeni bir anayasa için harekete geçmeli. Hem de vakit kaybetmeden, yeni “çılgınlarla” karşı karşıya gelmeden buna başlamalıdır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı okudum. Nereden nereye ile başlamak daha doğru olur. 1980 yılında siyasi kanatta bulunan kişilerin bir noktaya gelemeyip ben demelerin sonucu iç ve dış provakatörlerin etkisi de giderek artmış ve adeta kardeş kardeşi öldürdüğü bir dönemi yaşadık. Tabi bu dönem hakkında yorum yapabilmek için bugün için en az kırk beş yaşında olmak gerek. 30 yaşının altında olanlar ise bu konuda yorum yapması mümkün değil ayrıca görmeden yaşamadan yorum yapmak en komik olanı. Ülkemde bugün 30-40 yaşındaki insanlar ahkam kesmekle meşgul. O günlerde mi mahalleler ayrılmış, mermiler uçuşuyor. Gencecik fidanlar sadece diyalogsuzluk ve ön yargılar sonucu birbirlerine kin içinde bakıyorlardı. Siyasetçilerin başarısızlığı ve sonunda 1980 ihtilali. O günde bugünde asla ihtilal sabahına karşı olmadım. Lakin ihtilalden bir saat sonra başlayan uygulamalarına ise asla o günde bugünde katılmadım. Sonra benim yaşamadığım çevremden sadece duyduğum daha sonraları ise detayları açıklanan işkenceler ve acılar

hssensoz 
 28.07.2011 20:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 453
Kayıt tarihi
: 26.03.11
 
 

Üniversite mezunuyum. Yerel bir gazetede çalışıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster