Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
1345
 

Akarsular da satılıyor, sırada ne var?

Akarsular da satılıyor, sırada ne var?
 

Sıcak ve susuz yaz günlerini daha da sıcaklaştıran toplumsal gelişmeler yaşanırken, birçoğumuzun dikkatinden kaçan “Akarsular satılacak” haberleri bende soğuk duş etkisi yarattı. “Fena mı işte, bu sıcak günlerde serinledim” sululuğuna bile kaçamadım doğrusu. İlk tepkim de, “Havayı ne zaman satacağız acaba?” şeklinde oldu.

“Babalar gibi satarım” cümlesinin, siyasi terminolojimize girmesiyle birlikte Petkim, Tüpraş, Telekom gibi hem stratejik öneme sahip, hem de karlılık anlamında ekonominin yapıtaşlarının satılmasına göz yumduk. Bu tepkisizliğin sonunda artık akarsuların bile satılacağını doğrusu hiç tahmin edemedik. Petrolden daha değerli hale geldiği, su savaşlarının başlayacağı gibi haberlere rağmen, elimizdeki yaşamsal değeri olan akarsuları satma düşüncesine nasıl bir tepki verilebilirse, ben verdim. Bu tepki bende kalsın ama bu soruna dikkat çekmek de bence en azından bu ülkeyi seven bir insan olarak görevim diye düşündüm.

Eğer, “üretilen toplumsal katma/artik değerin tekrar topluma geri dönüsü sorununa” küçük de olsa değişime yol açacak derecede çözüm getirilmiş olsaydı, eminim bugün büyük ölçüde sorunsuz bir refah toplumu olduğumuzdan söz ediyor olacaktık... Sadece yaşamakta olduğumuz küresel ısınma değil - su kaynakları birer birer kirletilerek yok edilmekte, denizler, okyanuslar, bitki örtüsü ve tüm canlılar – tüm ekosistem "sanayileşme/ ilerleme/ gelişme" adına talana uğratılmaktadır. (Diğer taraftan da, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile adeta yaşamın patentlenmesine başlanmıştır). Ve her gün ekosistemin bir parçası yok edilmektedir.

Türkiye de “başardığı (!)” sanayileşme/ ilerleme/ kalkınmasının bedelini denizlerinin, akarsularının, tarımsal toprağının, bitki örtüsünün, canlıların zarara uğraması ile ödemektedir. Sanayi ve evsel atıklar ile kirlenen denizler, akarsular, bu sularda yasayan canlılar, barajlar ile ortadan kalkmış ve kalkacak bitki örtüsü, yok edilen ormanlardaki ekosistem hep bu bedelin parçalarıdır.

Ama sistemin partileri, sanayiciler, is adamları, iktisatçılar bütün bunları görmezden gelerek son dört yıldaki büyümeyi böbürlenerek topluma anlatıyorlar. Ve 31 Temmuz günü kendisini doğanın parçası olarak gören bir insan için kabul edilemez, inanılamaz bir haber veriliyor Milliyet gazetesinde: “12 -13 Akarsu Satılık!” Bu baslığın altında, “Fırat’ın 29 yıllık satış değerinin 950 milyon dolar, Dicle'nin 650 milyon dolar olacağı söyleniyor.” Yani Fırat ve Dicle bir 'fabrika' gibi düşünülüyor. Bu kararı verenlerin, bırakınız kendisinin doğanın bir parçası olduğunu anlamayı, doğayı sanayileşmenin doğrudan bir parçası olarak görecek kadar doğadan yabancılaşmış insanlar olduğu görülüyor. Aksi halde, akarsuları satmaya nasıl kalkabilirlerdi? Akarsuları bile fabrika olarak görmenin toplumsal olarak kabul görmeye başlandığı refah toplumu için ödenecek bedeller, yok edilen doğa, toplumun büyük çoğunluğunun pek de umurunda gözükmüyor. Ses çıkarılmasa bir gün solunan havayı bile satışa çıkaracaklar.

'SUDAKI OYUNLAR GIZLENIYOR'
Bu arada, konuya duyarlı kesimlerden de tepkiler yükseliyor doğal olarak. Meteoroloji Mühendisleri Odası Başkanı Mustafa Diren, 3 yıl önce "Gelecekte su savaşlarının kağıt üzerinde yapılacağını" söylediklerini hatırlatıyor ve "İşte söylemlerimizin kanıtı, stratejik öneme sahip en önemli varlıklarımızdan biri olan suyun kontrolünü yabancı şirketlere devretmekten bile çekinmiyoruz. Anlaşılan savaşlara gerek kalmayacak. Savaşlara gerek kalmadan da her yer satılabiliyormuş. Ülkemizde bu yıl yaşanan su azlığı doğrudan kuraklığa bağlanarak su üzerinde oynanan oyunlar gizlenmeye çalışılmaktadır. Bölgeler arasında farklılıklar bulunmakla birlikte, ülkemizin kendine yetecek kadar suyu vardır." diyor.

Diren, Ankara ve İstanbul’daki su tüketiminin diğer illerden fazla olduğunu ve gecen yıl 'park ve bahçe sulaması' adi altında suyun sokaklara akıtılmasıyla tüketimin had safhaya ulaştığını da belirtiyor.

"Bu gerçeği kamuoyundan saklamak isteyenlerin su sıkıntısına iklim değişimini neden olarak gösterdiğini" anlatan Diren, Türkiye’nin benzer kuraklığı 2001 yılında da yaşadığını, ancak 2002 yılındaki yağışların bu açığı kapattığını açıklıyor. Dünya Su Forumu toplantısının, "Türkiye’deki suların pazarlanmasını sağlamak için" 2009'da Türkiye’de yapılacağını da ekleyerek ve vatandaşları su kaynaklarına sahip çıkmaya çağırıyor.

Diren ve konuyla ilgili tepkilerini gösteren herkese saygı duyuyorum ve sesimizin daha da gür çıkacağını umut ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu ülkede "babalar gibi her şeyi satarım"diyebilen bir maliye bakanı varken ,hala her şeyi satmak için fırsat kollayan böylesi bir iktidara %47 oy verilen bir ülkede duyarlı" olmak ya da olmamak " bütün mesele de bu...(!!?)

YAVUZ İREN 
 12.08.2007 12:02
Cevap :
Demek ki sadece duyarlı olmak yetmiyor. Yani bir şeyler yapmalı. Daha doğrusu herkes üstüne düşeni yapmalı. Sevgiler.  14.08.2007 23:01
 

yiyin bu han-ı yağma sizin ...diyor şair.Toplumsal muhalefetin cılız, dili kılıçtan keskin yergi ustalarının, taşlamaların, hicivlerin eksildiği bir yerde şakşakçılar, dalkavuklar türer.Körler çarşısında ayna satıyorsun Nuray Abla...Kim görür...Başlayacağım ben de mavilerden çıkacağım yani...Eline sağlık..

üç nokta 
 06.08.2007 20:38
Cevap :
Sen mavilerden çıkma sakın. Bizim mavilere de ihtiyacımız var. Yoksa karanlıklarda nasıl görürüz bu hainlikleri? Maviyle, beyazla yolumuzu aydınlatacak ve doğru bildiğimizden şaşmayacağız. Zor olan da körler çarşısında ayna satmak değil midir zaten? Don Kişot'u unutma... Sevgiler.  07.08.2007 12:55
 

Sonunda Ülkem de elden gidecek :(

Meral Yağcıoğlu 
 06.08.2007 14:21
Cevap :
Dili bozulmuş, kültürü yozlaştırılmış, bütün değerleri deforme edilmiş, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri talana uğramış bir ülkeden söz ediyorsunuz. Bize ait olduğunu sadece bayrak mı kanıtlıyor sizce? İşgal sadece topla tüfekle olmuyor ne yazık ki artık... Bunları görenlerin sayısı arttıkça, bu ülke elden gitmeyecek. Sevgiler.  07.08.2007 12:57
 

akarsuda satılır akmayan da .."kar" olgusunun var olduğu herşeye talip libaralizmin savunucuları..kan emiciler..buna zemin hazırlayan ve gel gel yapan zavallı hükümet üyeleride ancak bunu yapabilecek kapasitede daha iyisini seçtirmez vahşi kapitalizmm ...çok güzel bir yazı idi elinize sağlık sevgiler

Zadig 
 06.08.2007 12:16
Cevap :
Liberalizm, kapitalizm, emperyalizm... 17 yaşımdan beri ne olduklarını biliyor ve anlatıyorum. Hala mücadele ediyorum. Bugünkü adı küresel soygun, küresel talan oldu, artık o kadar pervazsızca yapılıyor ki herşey. Yine de tepki yok. Ben çocuklarımızın geleceği adına elimden geleni yapmaya devam edeceğim. Sizin gibi duyarlı insanların çoğalması dileğimle. Sevgiler.  06.08.2007 12:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 138
Toplam mesaj
: 34
Ort. okunma sayısı
: 1464
Kayıt tarihi
: 26.08.06
 
 

1958 doğumluyum, İzmir'de yaşıyorum. 17 yıl gazetecilik yaptım ve emekli oldum. Şimdi babamın kurduğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster