Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '10

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
784
 

Akdeniz’de Alman-Rus kapışmaları

Akdeniz’de Alman-Rus kapışmaları
 

Otele giriş yapan Alman lobide ‘dobre uttra’ sözünü duyar duymaz topukluyor. Ya da, resepsiyona gelen Rus ‘ danke’ sözünü duyduğu anda paralize oluyor.

Bu kavganın arka planındaki tarihi gerçekleri açıklıyorum. Tarih ile ilgisi yok.

Antalya’ya damga vuran tahammülsüzlüğün arka planını biliyorum ve işte şimdi okurla paylaşıyorum.

Bugünlerin sorumlusu bundan yıllar önce bir otelde çalışan animasyon ekibi ve bu ekibe sahip olamayan o zamanki Genel Müdürdür.

İşin sakata varacağı o hafta Otelin yarı yarıya Rus ve Alman müşteri ile doldurulmasından belli idi. Erbabı, bir Otelde bu iki Milletin eşit sayıda olmaması gerektiğini bilir.

İlk kıvılcım, acemi bir animatörün, akşamın bir vaktinde yayına Kalinka parçasını koyması ile çakıldı.

O zamanlar Otellerde rakı gibi rakı, şarap gibi şarap, bira gibi bira servis edilirdi. Şimdiki gibi on bardak bira içenin ayakta kalması mümkün değildi. İki duble rakı içen Almanlar ‘’ ne olacak bu Almanya’nın hali?’’ demeye başlardı.

Bir ufak deviren Rus öfke ile garsonlara sataşırdı; “ Ulan yetti sizin şu Baltacı mavralarınız. O gün Baltacı Katerina’yı öpmüş, bugün bu fiyatlarla da siz.”

Animatörün Kalinka parçasını sete koymasıyla Kızılordu korosunun militarist sesi ortalığı kapladı. ‘’ Kaaalinka ka ka lin ka ka lin….’’

Restoranda demlenmekte olan bir grup yaşlı Alman ayağa fırladı.

- Burası Kızılmeydan mı?

- Stalin tatile mi geldi?

- Kapatın şunu… Nereye geldik, Moskova steplerinde miyiz?

Almanya’dan tatile gelmiş Türkler de vardı. Onlar da geri kalmadılar.

- Komünistler Moskova’ya…

- Milliyetçi Türkiye.

Animatör donup kalmıştı…

- Stalin kim ya? Burada ise bir özür anonsu yapalım bari. Gelsin o da Almanlar’dan özür dilesin, kapatalım şu işi…

Yanındakinin yorumu İspanyolvari idi…

- Boğa mı bunlar? Kızıl renge mi taktılar acep?

Genel Müdür zor yetişti. Hemen cd’yi çıkardı. Çare, ortalığın karışmasına sebep olsa da yine müzikte idi. Raftan kimsenin itiraz etmeyeceği bir klasik müzik cd’si koydu sete. Ortalık yatışır gibi oldu.

Birkaç gün sonra aynı animatör bu kez havuz başında görevli idi. Haftalık eğlence programında su topu maçları vardı. Ruslardan ve Almanlardan birer takım oluşturdu. Tarih ağlarını örüyordu. Bu takım tertibini oluşturmak, Birinci dünya Savaşının başlamasına sebep olan suikastten beter bir provokasyondu.

Aylardan Temmuz. Güneş tepede, kalp rahatsızlığı, tansiyon problemi olanların celladı gibi dikiliyordu. Takımlar havuz başında yerlerini aldılar. Animatör tuhaf değişiklikler olduğunu bile fark edemedi. Her iki ekipte de zayıf, kara kuru olanlar çıkmış, yerlerine ızbandutlar, insan azmanları dahil olmuştu. İnsan bu değişikliklerden huylanır, merak etmez mi?

Havuzun her iki yakasına sıralanmış Rus ve Alman ekipleri aralarında homurdanarak konuşuyorlardı. Biraz olsun Almanca ve Rusça’dan anlayanlar kulak kabarttıklarında konuşmaların maç taktiğinden çok farklı olduğunu anlardı.

- Peter, şu sol baştakine bak. Sen de benim gördüğümü görüyor musun? Herif Reichtag’a kızıl bayrak çeken kızıl domuzun torunu gibi durmuyor mu?

- Aaaa ! Doğru Christoph… Aynı yahu. O resme belki bin kez baktım. Haklısın.

- Tobias, bunlar Vatanımızın Doğusunu yıllarca sömüren neslin torunu değil mi?

- Dedem oralı ya benim. Bak iyi hatırlattın. Maçta bunu unutmayacağım.

- İgor, bak şu ortadaki sarı farenin gözler nerede?

- Nerede Yuri?

- Kör müsün? Deminden beri karının tangasına dikmiş gözlerini…

- Bak sağ baştaki de senin karının göğüslerine bakıyor, elleri de nerede? Gördün mü?

- Tamam. Sabırlı ol. Bunlara havuzda unutamayacakları bir ders vereceğiz.

- Canlarına okuyalım dostum.

Kapalıçarşı’dan ödünç aldığın Almanca ve Laleli’den arakladığın Rusça ile ortaya çıkarsan bu konuşmaları maç taktiği sanır, olacaklara da çanak tutmuş olursun.

Maç başladı.

Ama birkaç dakika içinde de sutopu dışında her şeye benzedi.

Top beşinci dakikada oyuncuların ellerinden çıktı…

Altı yedi yaşlarında bir çocuk top ile saydırmaca oynarken, oyuncular havuz içinde boks, karate, karakucak, taekvondo, ne kadar dövüş sporu var ise uygulamaya geçmişlerdi.

Ortada hakemlik yapmak için bulunan animatör suların içinde batıp çıkıyor, ağır abi havası ile giriştiği ayırma hamlelerini çoktan terk etmişe benziyordu. Bu badireyi şu ana kadar yediği sekiz-on yumruk, birkaç uçan tekme, üç beş kafa darbesi ile atlatabilirse mesleği bırakacak ve gözünün önünde uçuşmakta olan yıldızlara kadar kaçacaktı.

Alman ve Rus seyirciler de bu değişik maçın gönüllü antrenörlüğüne soyunmuştu. İki yakada dizilmiş, herkes kendi takımına taktik veriyordu.

- İgor mideye çalış…

- Vlad, arkanda..Çak yumruğu geriye doğru.

- Boris , sana koşuyor.Uçan tekme çıkaracak galiba. Çeneni koru…

- Tobias karaciğeri yokla…

- Peter, kaç suyun içine. Tokat atacak…

- Hans, Christoph’a yardıma koşşş … İki Rus aralarına almışlar.

Yarım saat kadar süren maç havuz kenarına gelen üniformalı seyircilerin müdahelesi ile sona erdi.. Jandarma tarafları kurallara göre maç yapmadıkları için ayırdı.

Maç karakolda bitti.

Haberin kulaktan kulağa yayılanı tehlikelidir. Olay hiç ummadığınız boyutlara kadar abartılır. Bambaşka bir içerik ortaya çıkar.

Bu maçtan sonra da öyle oldu.

Misafirliğe gidilen evlerde kalabalık gruplar kulaktan kulağa oynar.

En baştaki ‘’ Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi ‘’ der.

En sondan şöyle duyulur;

‘’ Ölümle Kaydırak Oynanan Metruk Ev’’

Genel Müdür birkaç gün sonra Dünyanın değişik Ülkelerinde yaşayan dostlarından telefonlar aldı.

Almanya’dan arayan;

- Hasan, Antalya’yı Kızılordu işgal etmiş. Bizimkileri dövmüşler. Doğru mu? İşgal sürüyormuş ve Antalya Almanlara yasaklanmış.

Rusya’dan arayan;

- Hasan, Alman dazlaklar Antalya’da Türklerin evlerini kundaklıyorlarmış. Aman dostum çok üzüldük. Arada Ruslara’ da birkaç saldırı olmuş galiba?

Amerika’dan bir Ermeni arkadaşı arar;

- Hasan merhaba. Burada diaspora yine yalana dolana başladı. Antalya’da Türkler Rus ve Alman turistlere karşı soykırım girişiminde mi bulundular?

İngiltere’den bir sanatçı dostu;

- Hasan, çok üzüldüm. Antalya’da Rus ve Alman dazlaklar Türklere saldırmışlar. Bir Oteli de yakıp yıkmışlar galiba.

Dünya Sutopu Federasyonu kavgayı görüşmek için toplandı, Alman ve Rus milli takımlarını bir yıl süre ile yarışmalardan men etti.

Bu maç Almanların ve Rusların toplumsal hafızasına kazındı. Kolay kolay da silinmez.

İşte bugün yaşananların perde arkasında olanlar bunlardır.

Erhan Tigli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eğer kategoride ' Mizah ' başlığı kullandığınızı görmemiş olsaydım, mizah tadında gerçek bir öykü sanacaktım:) Olur mu, olurdu doğrusu:) Çok şirin bir yazı olmuş gerçekten. Saygı ve selâmlar...

Tülin Aksoy 
 26.03.2010 23:55
Cevap :
Ama ben Antalya'da 15 yıl genel müdürlük yaptım. Biraz aşinayım milletler arası ilişkilere...Gerçekten de Ruslar ve Almanlar birbirini hiç sevmez..Teşekkür ederim..  27.03.2010 0:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 655
Kayıt tarihi
: 01.07.06
 
 

Hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Olmamalı da. Biraz beynimizi yormalıyız. Dayatılan hiç bir dogm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster