Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
421
 

Akil insan Nihal Bengisu Karaca'yla atışmamız

Osmanlı döneminde Sevr Antlaşması sonrası İstanbul Hükümeti’nce, bugün söylediğimiz “Akil İnsanlar” kavramı o dönemde de “Heyet-i Nasiha” adı altında karşımıza çıkıyor. Mondoros Mütarekesi sonrası işgal güçlerine karşı Anadolu’da başlayan direnişi yatıştırmak, Damat Ferit Paşa’nın işgalci devletleri kızdırmadan bir barış antlaşması imzalamak niyeti yanı sıra İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinin Anadolu’da direnişi iyice artırması ve halkın işgale karşı tepkisini azaltmak amacıyla kurulan heyet, belli birkaç şehirlerde etkili olmasına rağmen Erzurum ve Sivas Kongreleri sonrası etkisini tamamen yitirmişti.

 Bugünün 63 kişilik Akil İnsanlar listesini incelediğimde, HaberTürk’ün yazanı Nihal Bengisu Karaca’yı gördüğümde aklıma onunla 2009 Ekim ayında bir yazısından dolayı karşılıklı yaptığımız atışma yazıları aklıma geldi. Bunu sizinle de paylaşmak istedim:

Yazım: 21 Ekim 2009/07:42:08

“21 Ekim 2008 tarihli Antalya Film Festivali’ne en iyi ilk film ödülünün “Anadilde Eğitim Hakkı”nı savunun “İki Dil Bir Bavul”  filmine gitmesi ve bu bağlamda CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL’ında iki derede bir arada kaldığı belirtilen  “Hangi Yöne Dönse Açılıma Tosluyor” başlıklı yazınızı okudum.

Sanırım sinema konusunda akademisyensiniz. Evet, sanat adına bulunan ortamlarda işlenen temalar ve görsellikteki konulara politikacılar ile izleyenlerin nasıl tavır alacağı hususu zaman zaman zor bir durum olsa gerek.  Ancak, ülkemiz şu günlerde gerçekten çok zor bir süreçten geçmekte. “Açılım”ın içeriğini her ne kadar Sayın Başbakandan işitmesek de “Biz bu açılımı, sindire sindire gerçekleştireceğiz” söylemi arasında ülkemize giren 34 PKK’lının şovlarını, bölücü örgütün posterleri ve DTP’nin de öncülüğünde hep birlikte devletimizin önceden hazırlık yaptığı mahkeme kararları ile bir çırpıda serbest bırakılmaları ile otobüslerle şehir turlarını DTP’nin malzeme yaptıklarına şahit olduk.

Evet, sizin bazı yazılarınızı okuduğumda, yazınızı tamamlamadığınızı belirtmiştim. İşte yukarıda belirttiğim gelişmelerin tartışılmasını ben iki liderin ağzından TV’de izlemek isterdim. Şu açıklanmayan ancak gelişmelerle nelerin olabileceğini tahmin ettiğim “AÇILIMI” ilk ağızdan öğrenme hakkımızın olduğunu düşünüyorum.  Bizim gibi bir ülkede, iki dilin ülkeyi ayrıştıracağını sizlerde biliyorsunuz. Baykal’dan görüşme teklif eden Başbakan, daha sonra telefonla görüşme talep etmiş ve Baykal’ın “Buyurun kapımız açık, ancak görüşmeyi TV’den milletimiz de izlesin” teklifine Başbakan, TV’de görüşmenin “Ahlaksızlık” olduğunu söylemiş. Önce sormak isterim: “Bu sizde doğru mu? TV’lerde demokratik ve medeniyet ölçüsünde tartışmanın neresi ahlaksızlık oldu? Biz bunun örneklerini daha önceleri gördük. Şimdi TV’lerde tartışan parti liderleri “Ahlaksız” mı oldu? İşte ben sizin yazılarınızı okurken, gerçekten bazı bölümlerinin eksik yazıldığını düşünüyorum. En azından köşe yazınızın sonunda bunlardan da bahsedip, yazınızı bağlayarak okuyucuların beklentilerini giderebilirsiniz. Esas önemli kısımları atlıyorsunuz. Okuyucuların bunları bilme hakkı vardır, diye düşünüyorum.

Yine, sizin gazetenizin yeni köşe yazanlarından Bekir Çoşkun’un “TAŞ AĞLAR” yazısını okudunuz mu bilmiyorum ama eğer okuduysanız görüşlerinizi de öğrenmek isterdim.”

Sevgiyle,

Nihal Bengisu Karaca’nın 22 Ekim 2009/ 01.14:09 tarih ve saatli yanıtı:

“Görüşlerinizi ilettiğiniz için teşekkür ederim, fakat Erdoğan’ın TV karşısında olmaya itiraz ettiğini sanmıyorum. Başbakan kameralar eşliğinde görüşmeye karşı çıktı. Çünkü Baykal bu hareketiyle Erdoğan’a güvenmediğini ima ederek aslında hakaret ediyordu. Görüşmeleri kaydettirmek isteğinde bulundu. Kamera istemesi bu yüzdendi. Tekdir edersiniz ki, bu ince de olsa bir hakarettir. İki parti lideri görüşmek için biraz kendilerine ve muhataplarına güvenmelidir.   Öte yandan, biz bu dağa çıkanlardan ne istiyoruz? Dağda kalsalar suç, dönüp gelseler suç! Sahi ne istiyoruz biz? Biraz bunun üzerinde düşünün isterseniz. Esen kalın.

Bu yazıya 22 Ekim 2009/Perşembe 07:43:50 tarih ve saatli yanıtım:

Sayın Nihal Hanım, iletinizi okudum. Tabi ki demokratik bir ortamda herkesin kendisine göre mutlaka bir görüşü vardır. Buna saygı duyuyorum. Bakınız gelişmiş ülkelerde gerek seçim zamanlarında veya önemli konularda liderler TV karşısında halkın önünde görüş ve önerilerini açıklıyorlar. Türkiye’de böyle mi? Örneğin,  bir kanalda Sayın Erdoğan’ın görüşleri, diğer bir kanalda ise muhalefet konuşuyor. Halk ne yapıyor; ya dizilerde ya da bir maçtaki topun peşinde. Ben Türkiye için önemli bir konuda her şeyin açık olarak halkın önünde konuşulmasını, gerekirse tartışılmasını demokrasi aşığı olan bir vatandaş olarak isterdim. Umarım bir gün bu da olur. Bence kendine güvenen ve fikirlerinin arkasında olan her yerde açıkça konuşur. Hem kameralar karşısında konuşmak daha hoş olmaz mı?  Herkes liderlerinin ne demek istediklerini açıkça anlar.  Bundan daha demokratik ne olabilir ki?  Gerçi doğru söylüyorsunuz, daha önceleri birbirleri hakkında atıp tutan ve arkasından konuşan kişilerin birbirine ne derece de güvenebilecekleri de aşikârdır. Siz ne dersiniz?

Dağdakiler konusuna gelince, tabii ki hiçbir ülkenin yönetimleri ve halkı, terörü ülkesinde görmek istemez.  Önce, o yöre insanlarının dağa çıkış nedenleri üzerinde uzun araştırma yapmak ve neden-sonuç ilişkisi içerisinde neler yapılması gerektiği ve uygulanması gerekir? Soruları üzerine odaklanması gerekir. Peki, nedir bu etkenler? Şimdi uzun uzun akademik açıdan konuyla başınızı ağrıtmak istemem, Malum, eğitimsizlik, işsizlik, gelir düzeyindeki adaletsizlik, feodal yapı,  ağalık gibi konuların bütünlüğü bu yöre insanlarının dağa çıkış sürecini dış güçlerinde yardımlarıyla hep birlikte kendi elimizle sağlıyoruz.  Tabii ki onların Türkiye’ye gelişlerine karşı çıkan yok. Önce bu tür inişin “ŞOV”A dönüştürülmemesi gerekirdi. Siyasi malzeme yapılmamalıydı. Gazetenizin bugünkü (22 Ekim) yazısında Fatih Altaylı bu konudaki “DTP Süreci Provoke Etmek İstiyor” başlıklı yazısının bir bölümünde; “Dağdaki yurttaşlarımızın inmesinden yanayım elbet, ama her şeyinde bir raconu var. Dağdan inmeyi bir zafer gibi bu milletin gözüne sokamazsınız. Çünkü değildir. Bunu bir gösteriye çevirirseniz bunu bir şova dönüştürürseniz, herkesi kırarsınız” diyor.  Ben onların bu şovunu izlerken, kırıldım. Ya siz? Yoksa tabii ki bu vatandaşlarımız dağdan insinler, topluma kazandırılsınlar, onlarında bir yuvaları olsun ve Türkiye Cumhuriyeti’ne en iyi şekilde hizmet vererek bir bütünlük içinde yaşamlarını sürdürsünler, değil mi?  Gelişmeleri hep birlikte izleyeceğiz, umarım Türkiye Cumhuriyet’in bütünlüğüne, birlik ve beraberliğine zarar verilmeden hep birlikte aşarız…”

Esas dikkat edilmesi gereken “Su uyur, düşman uyumaz” deyimidir. (Burada ABD ve onun işbirlikçi ülkelerine dikkat çekmek istemiştim)

Sonuçta “BARIŞ” kazansın!..

Sevgi ve Saygılar,

Ertuğrul Erdoğan

Nisan 2013/Bursa

www.erdoganlaedebiyat.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 301
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 452
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster