Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '19

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
15
 

Akıl ve Kültür İlişkisi

Akıl ve kültür ilişkisinde, hiçbir akıl kültürsüz, hiçbir kültür de akılsız olamaz diyebiliriz.

Bundan, akılsız hiçbir kültürün olmadığı ve kültürsüz hiçbir aklın olmadığı düşünceleri çıkar.

Bu iki düşünce de mücadele etmek zorunda.

Çünkü pek çok kültürün, ‘geri, gelişmemiş’ vb. olduğunun söylendiğini çok duymuşuzdur.

Yine, akıl ile ilgili konuşurken, aklın yolu birdir gibi ifadelerde, aklın genel geçer olduğu ve doğrulara götürdüğü kanısı yaygındır.

Oysa bu ikisi de tam doğru değildir.

Bir şey tam doğru değilse, ona doğru değildir demek gerekir.

Toplumların ne tür olursa olsun, akıllı olduğu; aklın ise ne kadar gelişmiş olursa olsun, yine de yanlı olduğu (kültüründen yanlı) savunulması gereken düşünceler.

Geri kalmış denilen toplumların akıllı olduğunu savunmak  mümkün ama, bunların karar noktası akılsallık olduğu için, bir sonuca varmak imkansızdır. Bu yüzden belki önce, aklın kültürel yanlı oluşundan konuşmaya devam etmek gerekir ama bir şey ekleyerek,

Akıl sadece, kültürel olmakla sakat değildir, aynı zamanda, insanın psikolojik durumuyla da sakattır.

Sakat derken, aklın sanki, saf bir hali varmış gibi konuşmuş oldum. Burada hatalıyım, akıl hiçbir zaman saf olmadı, yani hiçbir zaman, ne kültürel ne de psikolojik olmaktan uzak oldu. Akıl böyle bir şeydir.

Peki, saflık iddiası nerden geliyor?

Düşünce tarihine baktığımızda, 2500 sene önce, ilk mantık çalışmalarının başladığını görüyoruz. Burada amaç, aklın, matematiksel ilişkilerle, içeriksel olarak doğruluğu kesin olan düşünceler üretip üretmeyeceği yolundaydı.

Sonrasında, Hristiyanlık bir inançsal öğreti olmaktan çıkıp, İmparatorlukların iktidar aracı haline dönüştüğünde, yani dinleştiğinde, aklın, saf olup olmadığı bir kenara, bütünüyle, Tanrıya dayalı bir durum olduğu kabul edildi.

Sonrasında ise bilimsel gelişmeler, dinsel inançların hurafe olduklarını göstermeye başladıkça, Tanrıya bağlı bir akıl ve insanlık anlayışı yerine, teizm diyebileceğimiz bir düşünceye karşıt bir düşünce olarak, yani hümanist bir bakışla, insanın aklının her türlü doğruyu bilebileceği düşüncesi gelişti.

Çünkü Tanrıya ve dine dayanan düzen yıkılınca, alternatif düşünce buydu. Bu noktada, aklın saf olduğu fikri gelişti ve bu da yüzyıllarca devam etti.

Yüzyılın sonlarında ise akla ve bilime duyulan güven sarsıldı, çünkü bilim ve akıl da bir tür insan özgürlüğüne baskı uygulayan, ama hiç de nesnel ve saf olmadığı anlaşılan yapılar olduğu fikri gelişti.

Hümanizm ilk olarak aslında, kültürel bir durum olarak gelişti. İnsanın kültürel ve sanatsal bir gelişimi üst bir kültür olarak kendini geliştirmesi fikri. Bu daha sonra, felsefi olarak, hümanizm halini aldı. Yani, insan aklıyla, Tanrıya gerek kalmadan her şeyi bilebilir, bulabilir, yani hakikati ve doğruları bulabilir.

Aslında, bu hümanizmin, teizmden bir farkı yok. çünkü, mutlak doğruluk diye bir şeyi kabul edip, bunu vahiyle mi bileceğiz insan aklıyla mı bileceğiz, sorusu, mutlak doğruluk olmadığı savından daha farklıdır. Hümanizm, teizmi/deizmi reddeder, ama yeni bir düşünce de, hümanizmi reddetmelidir.

Mutlak doğruluk yoktur, doğruluk dediğimiz şey kültüreldir, toplumsaldır, psikolojiktir, çıkarsaldır, güçlünün işine gelendir, çağın koşullarının sonucudur, toplumun ağırlık merkezini oluşturan şeyin temsilidir vb.

Doğruluk dediğimiz şey aynı zamanda işlevseldir, yani işlevselliği olmayan şeyin doğru olmasının bir önemi yoktur, doğru diye de kabul görmez.

Aslında, varolanın dışavurumu olan tarihsellik, toplumsallık, kültürellik, işlevsellik ve yanlılık taşımayan akıl hiçbir işe yaramayacak bir şeydir.

Bu şekilde baktığımızda, aklı yakıp, küllerinden yeniden doğurmak gerekiyor. Çünkü son yüzyılda, akılın nesnelliği ve gücü eleştirilirken, akıl kötülenen bir şey haline sokuldu. Oysa kötülemeye gerek yok, dediğim gibi, yukardaki özellikleri olması onun handikapı değil işe yaramasının koşuludur.

Peki, akıl nasıl oluyor da kültürleşiyor. Çünkü bebek doğduğu zaman, genetik olarak belli yetilere sahip, nasıl oluyor da, akıl ve kültür harmanlanıyor?

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 465
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 942
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster