Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '11

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1031
 

Akılsız ,vicdansız tahsilli kişi,bir canavardır...

Akılsız ,vicdansız tahsilli kişi,bir canavardır...
 

Toplumumuz,kimseden çekmedi tahsillilerden çektiği kadar...

Oğlum...kızım ...Aman oku...Çöpçü olma...Doktor,mühendis,avukat,hakim,subay,porofüsür neyim ol...nutuklarıyla yetiştik.

Ne olursan ol ...yeter ki adam gibi adam ol...diyenimiz çok azdı...

İşte bugünkü siyasi kavgalar,işsizlik intiharları,açlık,sefalet,üç kuruşa dilencilik,oy uğruna takla atmalar,ağır adli sorunlar...

Ve daha binlerce dağ gibi sorunu kimler üretti...Meclise gönderdiğimiz...yukarıdaki meslek gruplarından olanlar değil mi...Hem de çifte doktoralı,yurt dışı burslarla okuttuklarımız..

Yine seçimler geliyor...bakınız...ne iktidarda...Ne muhalefette...Eğitim konusunda,işsizlerimizin sorunları ve eğitimleri konusunda adam gibi bir proje sunan ekip var mı...

Hep...-Ben sesin...yok...- ben senin..-hayır ben senin...Yani -BEN kavgaları...bunları yapanlar da hep tahsilli güya...

İşin garip tarafı herkes birbirine adli konulara gark olacak suçlamalarla saldırıyor...Sanki adliye BOŞ...

Aç kardeşim tazminat davası...Yıllar süren,adliye olayları...Şişen dosyalar...Ağlayan daire başkanları...vs... Vs...Bunları okuyup da adam olamayan Çöpçü Haydar Efendi...Şöfor Nebahat Abla ,Bakkal Niyazi mi üretiyor kardeşim...

Sanki ben üretiyorum...Dairenin başında yıllarca hazineden şişkin maaşları sanki ben aldım...

Sanki Bakkal Niyazi Amca aldı...

Bakkal gazoz açtı...Ekmeğini kazandı...Sizlere güvendi...

..........

Eleştiri yaparken ,çoğu zaman ''olumsuz önyargılı '' olduğumuz bir gerçektir...

Eleştiriyi, yergiyle,hicivle;karalamak ve kötülemekle karıştıranlarımız çoğunluktadır...

Halbuki eleştiri yapabileceğimiz konuda, derinlemesine bilgi sahibi olmamız gerekmez mi ?..

Yoksa acımasızca ,yerden yere vurduğumuz kişi, tersini kanıtlarsa, ''Hem kel ;hem de fodul '' durumuna düşmez miyiz ?..

Sonra eleştiri, her zaman yapıcı olmalıdır; yıkıcılık eleştiri değil ;aksine kargaşa çıkarmak, toplum huzurunu bozmaktır. Kişinin çalışma ve düşünme azmine,'' takoz koymaktır...'' Bu eylem, saldırgan bir tutumdur...

Eleştiride, pozitif bir ön-yargı esastır...Önce, kişinin yarattığı eserinin ya da davranışlarının olumlu yönlerini sergilemek gerekir...Çünkü ortada, bir emek vardır...

Sonra da bilgilerimizi,deneyimlerimizi paylaşarak, eleştirdiğimiz kişiye yön verecek;daha verimli hale getirecek söylemlerimizi yapmak yapıcı bir tavır değil midir ?..

'' Başakların içi dolu olanıdır ki boynu bükük durur...Boş başak, dik durur...''

Tahsil,akıl ve vicdanla, şuurla birleşmezse,insanın cehâleti bâki kalıyor...

'' Boş çuval , dik durmaz...''

İnsan ,önce kendini yargılayacak güce erişmelidir...

''Cahil ile etme sohbet kızdırırsın ;cam kırığıyla silme yüzünü (?) çizdirirsin .''

* * * * * * * *

'CÂHİL İLE SOHBET ETMEK, ZORDUR BİLENE,

CÂHİL;NE GELİR İSE SÖYLER DİLİNE!

ÂLİM İLE SOHBET EDERSEN, ALIRSIN MERTEBE;

CÂHİL İLE SOHBET EDERSEN, DÖNERSİN MERKEBE !!..'
..........

Âyinesi iştir kişinin ;lâfa bakılmaz...

Şahsın görünür,rütbe-i aklı eserinde...(Z.Paşa )


'' Bana bir harf öğretenin kölesi olurum '' sözüne nazire olarak; '' Beni, bilerek eleştirenin elinden öperim '' diyesim geldi...

Cühelânın tenkidi;boş tenekenin tangırdamasıdır...

İyi bir eğitimci de olumlu ön yargılarıyla ve yapıcı eleştirileriyle, topluma, ''adam '' kazandırır...
........


Yıllar önce,bir tiyatro çalışmamı,çantama koyup Ankara Devlet Tiyatrosu'nun yetkin bir dramaturg'undan , kitabımı eleştirmesini rica etmiştim.

Kitabım, Nasrettin Hocanın,özgün fıkralarından oluşturduğum :''Ye Kürküm Ye !..'' isimli oyunumdu...

Yıllarını tiyatroya vermiş olan ünlü dramaturg,kitabımın her sayfasındaki, en az iki,üç satırımı kırmızı kalemle çizerken mahcubiyetle karışık bir sevinç yaşamıştım.

Üstâd, ''Neden çizdiğini '' anlatarak eleştirdiğinde,çok haklı olduğunu söyleyip teşekkür ederek mutlulukla oradan ayrılmıştım...

Deneyimlerinden yaralandığım sanatçının eleştirisi sonunda, hatalarımı düzeltip oyunumu sahnelediğimde,çok önemli ve olumlu eleştiriler almıştım...Kısacası,çok mutlu olmuştum...

Biraz da iletişim kazalarına yol açan, sorunların çözümünü engelleyen, doyumlu birlikteliklerin düşmanı olan önyargılardan söz edelim...

Duyguların düşüncelerden kaynaklandığı gerçeğinin ışığında, insanlara yaklaşmamızı ya da onlarla sağlıklı ilişkiler kurmamızı engelleyen, olumsuz duygulara yol açan önyargı dediğimiz şeyin de bir inanç ve düşünce olduğunu belirtmek gerekir...

Nasıl ,tüm olumlu ya da olumsuz duygular düşünce ve inançlardan kaynaklanıyorsa ;diğer insanlara karşı yaşadığımız tüm duyguların nedeni de önyargı dediğimiz düşünce ve inançlardır...

Önyargıları ,olumlu ve olumsuz önyargılar olmak üzere iki kategoride düşünmek doğru olur.

Önyargı dendiğinde aklımıza hemen olumsuz önyargılar gelir, aslında olumsuz önyargılar kadar; olumlu önyargılar da bazen zararlıdır.

Önyargılar, değişmez gerçeklikler değildir ve sürekli olarak denetlenmeleri ve sorgulanmaları gerekir. Önyargılar bazen somut gerçekliklere dayandığı gibi tamamen geçmiş yaşantılarımız ve paradigmalarımızdan da kaynaklanabilir.

Önyargılar, çoğunlukla hatalı öğrenmelerden kaynaklanır...

Yanlış veriler; yanlış sonuçlara yol açar...

Düşünmeden konuşmak; okuduğumuzu iyice algılamadan saldırıya geçmek insanı küçültür...

Elimizde somut veriler olamadan ;yani bilmeden düşünmek çok hatalı bir alışkanlıktır...

''Yargısız infazların '' kitle psikolojisinin bozulmasında ve toplumsal çöküşte rolü çok büyüktür...

Bilim ve felsefe kuşku temellidir. Düşüncelerimize her zaman biraz kuşku ile bakmalıyız.

Yazımı,konumuzla ilgili güzel bir öyküyle bitirmek istiyorum...
.........

''SEDEF ÇİÇEĞİ...''

''Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin, durumu içler acısıydı...

Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine`nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış,gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını...

Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve o ,tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi...

"Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun...?"

Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...

"Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda...

Sessizlik ,bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu...

Kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından...

Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti..Herkes onu dinliyordu..

Yaşlı kadının gözleri doldu...Ve devam etti...

"Bizim bir sedef çiçeğimiz , çok sevdiğim...O bilmez...50 yıl önceydi..

O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm..

Yavrumuz olmadı,onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı.

O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye...

İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayım demedi...

Ta ki geçen geceye kadar...

O gece takatim kesilmiş..uyuyakalmışım... Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim...

Hayatımı, umudumu herşeyimi verdim... Ondan hiçbir şey göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim....

''Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

Hakim, yaşlı adama dönerek ;

"Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.

"Askerliğimi, Reisicumhur Köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim...

Fadime'mi de orada tanıdım... Sedefleri de...

Ona, en güzel çiçeklerden buketler verdim...

O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım çiçekler...Perişan eder yüreğimi...

İlk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısından onu hekime götürdüm...

Hekim :''Çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir'' dedi..

Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun...lafım geçmedi...

O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim..

Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım.

Ve onu seyrettim... O sevdiği kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim...

Her gece o çiçek ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...

"Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey..

Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım...

Çiçek susuz kalırdı amma , kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."

O an, mahkeme salonunda herşey sustu...

Ertesi sabah gazeteler: "Sedef ,susuz kaldı" diye yine yalnızca ,neticeyi haber yaptılar...

..........

Unutmayalım ki her düşünce ve inancımız doğru değildir...

Günlük gazetelerde ,konunun içeriğini algılayamadan yazılan onlarca habere tanık oluyoruz ...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

FAYDASI OLMAYAN BAHARDAN YAZDAN;YÜCE DAĞ BAŞININ KIŞI MAKBULDÜR.CAHİLİN YAPTIĞI SOHBETTEN SÖZDEN, ALİMİN HAYALİ DÜŞÜ MAKBULDÜR...Paylaşım için teşekkürler hocam.Düş ve Düşüncelerinize Saygılar...

GÜNEŞİNSULARI 
 01.03.2011 13:47
Cevap :
Güneşin suları sayfamıza sıcaklık ve renk getirdi...Hoş geldiniz... Kıdemli bir Ankaralı olarak, Güneşli Ankara Rüzgarı da hoş oldu...Darb-ı Meseliniz de konumu en kısa yoldan özetlemiş...Katkınıza teşekkürler...Gönlünüze ,yüreğiniza sağlık...Sevgiler...Selamlar..Saygılar...  01.03.2011 17:09
 

Yazınızı ilgiyle okudum bizim en talihsiz yanımız bu insanların altarnatifi olmayışı. Birde bir harf öğretenin kölesi olurum cümlesine değinmek istiyorum herkez öğrenmek zorundadır bilgi evrenseldir. önceki kuşak bilgilerini sonraki kuşaklara aktarmak zorundadır. Öğretmek ONURLU bir iştir fakat karşılğı sadece duyulan mutluluktur. Bu sözü şehlik şıhlık imamlık gibi insanları kendi isteklerine göre yönlendirmek istiyen insanların kendi sözleridir.

mersinli kamil 
 01.03.2011 8:28
Cevap :
Kişiler öğrendikleri bilgileri,tecrübeleri,deneyimleri toplumun yararına sundukları süre içinde ,gerek yurttaşlık ve gerekse insanlık vazifesini layıkıyla ifa ederler...Sadece makam ve mevki işgal ederek -popolarını koltuklarına yapıştırıp-,hazineyi soymaya devam ettikleri sürece kendilerini kandırırlar...Neticede -Perçem düşer; kel görünür.-Bizim yönetim açısından makus talihimiz,hep -Rab bana...Hep bana-diyen ekiplerin sultasında olmamızdır. Kamil Bey,teşekkür eder,saygılarımı sunarım...  01.03.2011 13:04
 

AMİN

Mehmet Emin Yolsal 
 28.02.2011 22:17
Cevap :
Hepsinin,Köküne kibrit suyu... :-D  28.02.2011 22:39
 

Güçlü kaleminiz yine yaşamdan kesitlerle, gündemi değerlendirmiş. Cahil olduğunu bildiğimiz insanlara katlanabiliriz, ama okumuş cahillerle yaşamak çok zor! 50 yıldan sonra boşanmaya kalkan ninenin, eşinin duyarlılığından habersiz olması çok tuhafıma gitti. Hiçbirşeyin farkında olmaması onu bencilleştirmiş! * Sempozyum kitabını İzmir'e geldiğinizde Balçova Belediyesi'nden alabilirsiniz. Esenlik yüklü başarılar dilerim.

Ayten Dirier 
 28.02.2011 15:26
Cevap :
Saygıdeğer Öğretmenim,Asil azmaz,bal kokmaz;kokarsa yağ kokar,aslı ayrandır.Tahsil hayatındaki hedefi,hırslarına mağlup olup millet i soymayı hedefleyenlerin meclise girmeleri ve orada çok cesurca namuslu insanların önüne geçmeleri yüzünden ülkede denge kurulamıyor...Böyle olunca da en büyük sıkıntıyı okumuş ;ama bilinçsiz ,erdemsiz cahillerden çekiyoruz...Yorumunuz renk kattı...teşekkürler...Saygılarımla...  28.02.2011 21:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1522
Toplam yorum
: 9157
Toplam mesaj
: 558
Ort. okunma sayısı
: 1539
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster