Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Nisan '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
39
 

Akkuş askerden dönüyor

Akkuş askerden dönüyor
 

iNCİRKÖYLÜ MEHMET AKKUŞ


Ünal Şöhret Dirlik

Birinci Cihan Harbi'nin civcivli günleri. Osmanlı İmparatorluğu yedi düvele karşı savaşıyor. Ordunun bir ucu Galiçya’da, bir ucu Yemen çöllerinde, Kanal Seferinde ve de Çanakkale’de.

O zamanlarda askere gidenler için: “Ya gelir, ya gelmez”derlerdmiş.on beş-on altı sene askerlik yapardı diye anlatırlar. Harbin biri bitmeden biri patlıyordu. Mehmetcik'de cepheden cepheye dolaşıyordu. Şansı olanlar, ölümlerden kurtulanlar, bitten arta kalanlar, açlıktan ve hatta sılaya dönerken yollarda vurulup kalmaktan kurtulanlar çıkıp geliyorlar yıllar sonra. Anası ölmüş, babası ölmüş, baba ocağını tüttürecek kalmamış.. Şimdiki gibi akşam-sabah haberleşme yok. Yemen’den Galiçya’dan mektup mu gelir? Kaderi olanlar, memleketinde bir dilim yiyecek ekmeği olanlar döner gelirlermiş on beş yirmi yıl sonra.

Cepheye gidenler vatan için çarpışırken, geride kalanlardan soysuz olanlar da; hırsızlık yapıyor, askerden kaçarak, köylerinin yakınlarında barınıp eşkiyalara karışıyor. Çete kuruyor, soyuyor, çalıyor, çırpıyor. Askere gidenlerin kalanlarını da, yol gözleyenleri de bu ne idiği belirsizler tedirgin ediyorlarmış. O zamanlarda köylerin nüfusları çok az, eli silah tutanlar asker olmuş, köyler bir kaç yaşlı adamla beş on çocuk ve bir o kadar nineye kalmış. Bunlar da eşkiya korkusundan bir iş yapamıyorlar. Tam bir başı boşluk ve başıbozukluk ki sormayın.

Akkuş Amca dediğimiz bir komşumuz vardı. Babamla amca çocukları olurlar. Akkuş Amcalar Akkuş soyadını almışlar daha sonra, babamgil de Dirlik soyadını almışlar. Akkuş Amca bizim çocukluğumuzda saçlarımızı keserdi, dişlerimizi çekerdi. İyice güçten düştüğü zamanlarda da eşi Vesile Yenge alırdı kerpeteni...Çayır cayır, bağırta bağırta çekerdi dişlerimizi. Hava iyi ve güneşli olursa mor incirin altında, yağmurluysa da hanayda.

Akkuş Amca, ağabeyi Hüseyin’den bir sene sonra askere alınmış. Hüseyin Çanakkale’de savaşırken Mehmet Amca da Yemen taraflarını boylamış. Hani şu: “Yemen yolu çukurdandır/ Karavana bakırdandır/Zenginimiz bedel verir/Askerimiz fakirdendir” diyen türküleri şimdilerde bile söylenen Yemen taraflarına. Beş sene hiç haber gelmemiş. Geldiğinde, yaşlılara anlatmış: Develeri, palmiye ağaçlarını, hurma ağaçlarını ve vahaları...

Arasıra köyü eşkiyalar basarmış, para bulursa para, olmazsa harp artıklarının yiyeceklerini alır giderlermiş. Gelirken de köylünün gözünü korkutmak için köye girinceye kadar mermi yakarlarmış. Bu çetelerin efelikle hiç ilgileri yokmuş. Hırsız, uğursuz, eşkiya, meydanı boş bulam it-kopuk takımıymış bunlar.

Bir ikindi vakti Kızılbel’den İncirköy’e inilen kestirme yoldan (Kapaya” kapı kaya”silah sesleri gelmeye başlamış, kurşun sesleri Kapaya’dan aşağı sallanmış. Köylüyü bir korku sarmış ki sormayın..Para yok, pul yok. Para olmayınca da çetenin dayağı var, dipçikle dövmesi var. Köyde kim varsa çeşmenin başına sıraya girmişler. Silah sesi  aralıklı aralıklı Dibektaşına kadar gelmiş.. Bir de bakmışlar ki tek kişi, tek kişiden çete mi olur? Yaklaşmış yaklaşmış, Akkuş! Beş yıldan sonra Yemen taraflarından yayan yapıldak gelmiyor mu? Yaşlılar koşmuşlar, Akkuş’u biri bırakıp biri öpüyormuş. Beş sene bu dile kolay ”Üç aydan beri, gece gündüz yoldaydım” demiş yığılmış kalmış. Kucaklayıp evine götürmüşler...

Sonra ne mi olmuş? On beş gün geçmeden “Haydi bakalım askere, bu sefer İstiklal savaşına. İki yıl kadar da Yunan’a karşı çakmak çalmışlar. Haymana’da taarruza geçtiklerinde ağabeyi Hüseyin’le kucak kucağa gelivermişler. Beş dakika kadar sarılmışlar, öpüşmüşler ayrılmışlar..

Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Akkuş Amca dahil pek çok asker köye dönmüş. Bir müddet sonra esarete düşenler de gelmiş. Hüseyin yok. İki sene sonra pusulası gelmiş. “Şehit düştü”diye ne üzüntülü günler değil mi?

Akkuş Amca ve çocukları 1964 yılında Denizli’ye göçtüler. Damatları Emekli öğretmen Hasan Ali Tunç ve oğlu Mustafa Akkuş ile beraber, son yıllarını orada yaşadı. 1965 yılında orada öldü. Şimdi Denizli’de son uykularını uyuyorlar.

Geçenlerde İncirköy’e gittim. Bitişiğimizdeki Akkuş Amca’nın evinde başkaları oturuyor. Evin önündeki mor incir kurumuş. Mor İncirin altında tüm İncirköylülerin dişlerini çekmişlerdi rahmetliler. Onlar yok da, diğer yaşlılar var mı? Evler yerli yerinde, ama tanıdık yüzler birer birer göçüp gitmişler. En sevdiğim anamla babam bile..

Allah cümlesine rahmet eylesin.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli ve sevgili hocam, bu milletin bekası için fedakarca hayatını heba eden Akkuş amcanın köydeki hayatının renkli öyküsünü ve yaşanan tarihi o kadar güzel, samimi ve akıcı bir dille nakletmiş siniz ki, hem duygulandım, yeri geldi gülümsedim, ancak, şehit haberi ile yüreğim buruldu. Bu vatan kimlerin sayesinde bu günlere gelmiş. İdrakinde olmayanlara bu güzel yazınız nişan olsun. Not: Torunum İdil'le özlem gidermek üzere Almanya'ya gidiyorum. Haziran sonu ablam Nahide Çelebi'yi Fethiye'de ziyaretine gittiğimde, sizinle bizzat görüşmek, tanışmak ve elinizi öpmek fırsatını arayacağım. Saygı ve selamlarımla. Refik BAŞDERE

Refik Başdere 
 07.05.2017 0:59
Cevap :
Sevgili Başdere yorumunuz için teşekkür ederim.Yemen'den yaya gelen bir askerin acı öyküsü bu.İstiklal harbine giderken Denizli'de bir müddet hazırlanan birlik orada talimler sırasında "Akkuş Amca" çatalıyla kaşığını orada kaybetmiş. 1965'ler Denizli'ye yerleştiklerindeoralarda dolaşmak istediğinde; "Çatalla kaşığımı buluruz" diye cevap vermiş. Allah rahmet eylesin. Teşekkürlerle. ÜŞD   08.05.2017 10:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3124
Toplam yorum
: 2893
Toplam mesaj
: 199
Ort. okunma sayısı
: 533
Kayıt tarihi
: 22.05.08
 
 

Önce kendimi tanıtayım: Ben Ünal Şöhret Dirlik, Aksu Köy Enstitüsü'nde üç yıl okudum. Dördüncü sı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster