Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
933
 

Aklı havada

Aklı havada
 

'Up in the air' diye bir film izlemiştim; filmdeki kurumsal şirketler, kendi çalışanlarını işten kovmak için dışarıdan taşeron adamlar tutuyorlardı. Çeşit çeşit insanın işten kovulma anında yaşadıkları diyaloglarla ilerliyor film. Karşılıklı yaşanan bu diyaloglardan bir tanesi hala hafızamdadır. Kısaca anlatayım: George, şirket elemanına görevinden azledildiğini beyan eder. Daha sonra, işten kovulmanın olumlu etkilerini şu anda görmediğini söyleyerek onu teselli etmeye çalışır; adamcağız da ‘ya tabi tabi taksitlerimi ödeyemeyeceğim, işsizlik maaşına talim olacağım, sigortam kesilecek’ gibi bir sürü felaket senaryosu sıralar. George da hemen karşı bir manevra ile şu yanıtı verir: ‘Özgeçmişinizde Fransız mutfak sanatları kursuna gittiğiniz yazıyor. Birçok kişi KFC’de masa başında çalışırken sen tezgah arkasında gönüllü olarak çalışmışsın. Mutfak sanatları hayallerinden vazgeçmek için aldığın ilk maaş ne kadardı ?’ Karşısındaki elemanın cevabı da ‘27.000USD’ olur. Bunun üzerine George ‘işi bırakıp seni mutlu eden şeyi ne zaman yapmayı planlıyordun. Birçok insan hayatları boyunca aynı şirkette, bir an için bile mutlu olmadan çalışmaya devam ediyor. Gördüğün gibi, bu durum senin yeniden doğman için büyük bir fırsat’ der. 

Yukarıdaki sahneyi kısaca özetlememin nedeni insanların sahip oldukları korkular yüzünden hayallerinin peşinden gidememeleri değil. Benim asıl değinmek istediğim nokta; birçok insanın korksa da peşinden gidebileceği bir hayali bile olmaması. Nerden mi biliyorum. Üniversiteden mezun olduktan sonra moron moron bankacılığa devam ettiğimden biliyorum. Bankacılığın kabak tadı vermeye başladığı kriz döneminde ben orta ölçekli bir bankada sıfırdan portföy yaratmakla mükellef bir çalışandım. İşlerin bıçak gibi kesildiği büyük kriz dönemi benim bankacılıktan 2 kat daha fazla soğumama neden olmuştu. Ancak peşinden gidebileceğim büyük bir hayalim hiç olmadığından, kendimi bir kurum tarafından istihdam edilmeye muhtaç hissediyordum. Bankada geçen her gün benim için ayrı bir işkenceydi; ayaklarım şubeye hep geri geri giderdi. Nitekim, işsiz kalıp sürüm sürüm sürünme korkuları ile istifa ettim. Artık benim için; mevsimsiz, karanlık, atıl, tembel, işe yaramaz günler de başlamış oldu. Hem de hiç bitmeyecekmişcesine sürüp giden cinsten. Velhasıl, uzun süre o kapı senin, bu kapı benim dolaştım. Bankalar bırakın eleman almayı, mevcut elemanlarını bile işten çıkartmaya başlamışlardı. Bense hala yaşadıklarımın anlamını kavrayamadığımdan ötürü bankacılık alanında iş aramaya devam ediyordum. Bazı insanlar, daha bacak kadarken ne olmak istediklerini söylerken, 28 yaşındaki, kazık kadar olmuş ben büyüyünce ne olacağımı hala söyleyemiyordum. Birçok insan da hala söylemiyor. Çünkü saolsun sistem, gençlerin arzu ve isteklerini bastırıp, onları öz benliklerinden alabildiğine uzaklaştırmak için elinden geleni yapmaktadır. Bunun yanında, toplumsal yapımız da gençleri kendi yeteneklerine yönlendirmek yerine büyünce sırtını dayayacağı, güvenli, garantili ve sigortalı işlere yönlendirmektedir. Uzun lafın kısası, birbirinin tıpatıp aynısı yetişen nice genç, kendi öz benliklerine ışık yılı kadar uzak olmaları ve büyük ideallerle beslenememeleri yüzünden ruhlarında taşıdıkları olağanüstü gücü açığa çıkartmayı becerememektedir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1574
Kayıt tarihi
: 05.04.11
 
 

Uludağ Üni. İktisat Mezunuyum. Muhasebecilik, bankacılık gibi muhtelif mesleklerde çalıştıktan so..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster