Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '11

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Aklım bir karış Havana'da!

Aklım bir karış Havana'da!
 

18 saatlik yorucu dönüş yolculuğunun sersemliğiyle havaalanında bavul beklerken gözüme koca bir ilan panosu çarpıyor. Dünyanın en havalı kredi kartlarından birini tanıtan ilanda, Amerikan firması kendinden emin bir şekilde ürününü şöyle sunuyor: ‘Dünyanın her yerinde ve her restoranında geçerlidir’…

Çok gülüyorum. Çünkü, kredi kartının hele ki isminin içinde Amerikan lafı geçen bir kredi kartının geçerli olması şöyle dursun, resmi parasının üzerinde zamanında ABD’ye meydan okumuş devrimcilerin resmi ve imzası olan bir ülkeden geliyorum.

Hikayeye sondan başladım ama hangi ülkeden bahsettiğimi tahmin ettiğinizden eminim.

Evet Küba. Turizm ilanlarında ‘puro, salsa, güneş ve  mojito’ gibi yüzeysel kavramlarla tanıtılan, gece hayatına dair vaadkar efsanelerin döndüğü, yılda iki milyon turistin ‘Fidel ölmeden görmeli’ diye akın ettiği o yalnız ve çılgın ülke.

Ve dünyanın en romantik ülkesi. Nasıl olmasın ki? Milli kahramanı Jose Marti bir şair. Bir başka milli kahramanı Che Guevera bir düşünür ve yazar. Yüzyılın en çekici gerillası hala fotoğraflarıyla, şiirsel isyankarlığıyla kadınların yüreğini hoplatıyor. Efsane lideri Fidel, dünyanın dört bir yanında ‘başkaldırı’ dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri.

Öyle bir tarih yazılmış ki Küba’da hala halkın dilinde. Şarkılarda, şiirlerde. Hasta Siempre Comandante (Sonsuza dek Kumandan) ülkenin milli marşı gibi. Her köşe başında, Carlos Puebla’nın bu muhteşem şarkısı çalınıyor kulağınıza.

Ernest Hemingway’in izinde

Küba, malum sosyalizmin son kalesi. Yarım asrı aşkın süredir yalnız ve izole. Ülkeye ayak bastığınız anda zaman tünelinde 50 yıl geriye bir yolculuk yapıyorsunuz. Başkent Havana’ya neredeyse 100 yıldır çivi bile çakılmamış. Hala Amerikan ambargosu altında olan, varoluş mücadelesi hiç bitmeyen ülke, alıştığımız kanıksadığımız her türlü mal ve hizmetten mahrum. Cep telefonu tek tük, otomobillerin en genci 60 yaşında, dünyaca ünlü markalar, alışveriş merkezleri kuşatmamış sokakları, televizyonlar iki kanallı, kahve ve fast food zincirlerinden ise hepten yoksunlar (!)

Bunlara rağmen (bazılarının kulağına inanılmaz gelebilir ama) mutlular!

Çağımızın kutsal kavramı ‘değişim’ Küba’ya uğramamış.  Değişmemişler bunun karşılığında da değerlerini çöpe atmamışlar. ‘Gurur kaynağımız’ dedikleri tarihlerine sırtını dönmemiş Kübalılar. Sadece ulusal kahramanlarına değil yazarlarına, çizerlerine, müzisyenlerine tutkuyla sahip çıkıyorlar.

Havana sokaklarında Ernest Hemingway’in izini sürdük.

Küba’da 20 yıl yaşayan Amerikalı yazar Hemingway’i öyle seviyorlar ki müdavimi olduğu El Floridita adlı bara, tam boy bronz heykelini yaptırmışlar. Kaldığı otel, yemek yediği restoran..İzini bıraktığı her yerde büyük bir saygı ve sevgi ile anılıyor Hemingway.

Konakladığımız Hotel Nacional, Havana’nın en eski ve büyük oteli. Doğal olarak yıllardır sayısız ünlü sanatçı ve siyasetçiyi ağırlamış. Oteli sanatçıların resimleriyle donatmışlar. Oda kapılarına, Rita Hayword’tan İbrahim Ferrer’e dek sayısız sinema sanatçısının, müzisyenin, yazarın resmini asarak, onlarla aynı havayı soluduğunuzu hatırlatıyorlar size.

Kültür ve sanattan taviz yok!

Nüfusu 5 bini geçmeyen kentlerinde bile kocaman konser salonları, kültür merkezleri, tiyatrolar mevcut. Castro’nun eğitim politikası sayesinde okuma yazma oranının yüzde 100 olduğu, eğitimin liseye kadar zorunlu olduğu Küba’da kültür ve sanat da tıpkı eğitim gibi devlet tarafından tavizsiz bir şekilde destekleniyor.

Örneğin, bale eğitimi çok yaygın. Kübalı çocukların, bale ve sanatın farklı kollarında eğitim alması devlet tarafından teşvik ediliyor. Ülkenin dört bir yanında yılın her döneminde uluslararası ölçekte kültür ve sanat festivalleri yapılıyor.

Sanat sokaklarda. Eşine nadir rastlanacak kalitede müzik grupları sokaklarda, kafelerde, restoranlarda konserler veriyor, amatör CD’lerini cüzi fiyatlara satarak para kazanıyorlar. Sokaklarda dans etmek ise bir Kübalı geleneği.

Devletin verdiği 25 metrekarelik evlerde, üç beş parça eşya ile yaşayan, ihtiyaçlarını karne ile karşılayan Kübalılar, dünyanın geri kalan kısmının tükettiği, tüketerek çoğaldığı ve tüketerek azaldığı şeylerden mahrumlar. Buna karşın kocaman mavi gökyüzünün, uçsuz bucaksız yeşil doğanın, dünyanın en güzel purosunun ve neşelerinin başlıca kaynağı rom’un kıymetinin farkındalar. Bir de müziğin ve dostluğun…

Ekonomik güçlüklere nereye kadar direnecekleri bilinmez, genç kuşakların dünya markalarına olan ilgisi kaçınılmaz değişimin sinyallerini veriyor.

Şimdilik sokaklarda ilan panoları yok. Her köşe başında şu yazıya rastlıyorsunuz:

Creemos en los sueños.

Düşlere inanıyoruz…

 

www.twitter.com/suleyucebiyik

suleyucebiyik@gmail.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzeldi yazarım. Yazınızla bizlerin de aklı bir karış Hava(na)'da kaldı. Çünkü biz de "düşlere inanıyoruz". Ama "bireysel olan"dan ziyade "toplumsal düşlere"! Öyle bir gelenekten geldik. "... Biraz yaşlansa da bedenlerimiz / Elbet bir gün uyanacaktır / Güzel günlerin sabah aydınlıklarına da / O genç ve dik başlarımız, diri yüreklerimiz..." ("Onuncu Köyden Bir Serzeniş!" başlıklı şiir(im)den / 31 Ekim 2008/ Milliyet Blog). İçten teşekkür ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 17.11.2011 13:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 0
Kayıt tarihi
: 16.07.10
 
 

Milliyet Yazar..