Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
657
 

Aklın esareti

Aklın esareti
 

Geçen gün televizyonda benzin fiyatlarına gelen zamların sebeplerine dair halkın yorumunu yansıtmak için spiker sokakta yakaladığı vatandaşlara sorular soruyordu.

"Amca benzin fiyatları arttı bunun nedeni ne?"
Amca cevap veriyor kızgın bir şekilde hükümeti eleştiriyor, bize ucuz benzin verebilecek Araplardan bahsediyor, birilerine kızıyor da kızıyor.
Bundan sonra da spiker sormaya devam ediyor.
"Peki, bundan sonra ne olacak?"

Amca anlatmaya devam ediyor ama ne sorunun farkında ne de cevabın.
Televizyon programlarındaki bu gereksiz diyaloglara alıştım artık. Yaşlı adam nereden bilsin soracaksan bu işin uzmanına sor! Spiker halkın nabzını tutayım diye yoldan geçenlere soru soruyor insanlar da engin bilgilerini toplumla paylaşıyorlar.
Cevapların niteliğini de biraz tartışmak isterim. Benzin fiyatlarının artışının nedeni olarak halkımız Yunanlılardan Araplara, terör örgütlerinden hükümete kadar pek çok alana çamur attı. Yunanlılar bizim anlaşmalarımızı baltalıyorlarmış, Araplar pahalı petrol satıyorlarmış din kardeşlerine vesaire… Dünya üzerinde enerji darboğazı yüzünden yaşanan petrol fiyatlarındaki artıştan bahseden yok ki…
Bundan sonra petrol fiyatlarının nasıl seyredeceği sorulduğunda ise alakasız cevaplar devam ediyor. “Bunca yıldır nasıl geldiyse öyle gider” veya “vergiler halkın sırtına yüklenmeye devam edecek” gibi cevaplar alınıyor.
Artık televizyon programlarının seviyesiz değerlendirmelerine alıştığımız için kanalın yöntemini çok fazla eleştirmeye gerek yok. Benim esas üzerinde durmak istediğim konu bilir bilmez herkesin sorulan sorulara cevap vermesi. Yani eğer petrol fiyatları hakkında fikrin yoksa “bilmiyorum” diyebilirsin. Bu isi bilenlere sormak varken neden gereksiz yere laflar üretir insanlar.

Herhalde insanın “ben bunu bilmiyorum bilenlere sorun” demesi çok zor hatta “ben bunu beceremedim” demesi de pek mümkün görünmüyor.
İnsanların bilmedikleri konu hakkında yorum yapma yeteneğini bir kenara bırakırsak en doğruyu kendinin bildiğini düşünme ve gene kendinden başka herkesin akılsız olduğunu sanma gibi ilginç özellikleri de var.

Çevremizde bunca akıllı insan varken neden acaba en akıllının kendimiz olduğu inancına kapılıyoruz bilmiyorum. Eleştirdiklerimiz arasında sadece hükümet, ABD, muhalefet liderleri yok. Arkadaşlarımız, patronumuz, amirimiz, çalışma arkadaşlarımız… Hepsi bir şeyleri yanlış yapıyor ve eksik düşünüyor. Oysa ne kadar kolay onların yanlış yaptıklarını doğru yapmak ve onların göremediklerini görmek... Biz onların yerinde olsak ne kadar da kolayca hallederiz sorunları ne kadar da kolayca çözeriz değil mi?

Neden acaba diğer insanları akılsız olduğunu düşünüyoruz. Bir başka deyişle neden onların bizden daha akıllı olduklarını fark edemiyoruz? Doğa bize karşımızdakinin düşünme yeteneği bizden iyi olduğu durumda bunu fark etme yeteneği verememiş. Oysa ortalama olarak karşılaştığımız insanların yarısı bizden daha akıllıJ.

İş hayatında da benzer etkileşimler ortaya çıkıyor. En doğruyu kendimiz düşündüğümüz için bizim gibi düşünen insanlarla çalışmak istiyoruz. Dolayısıyla da yönetici, elemanları içinden çalışma prensipleri ve düşünce yapısı olarak kendine en çok benzeyeni öne çıkarıyor. Kendine benzemeyenlerin ise başarıdan aldıkları pay son derece az ve maalesef tersi de doğru. Kabahatler her zaman yönetici gibi olmayanlarındır. Çünkü onlar doğru düşünememektedirler.
Kan uyuşması diye tabir ettiğimiz bu örnek aslında insanın zaafının bir türevidir. Her şeyi doğru yaptığımızı düşündüğümüzden bizim gibi davranan insanları da doğru yapar diye kabul ederiz. Diğer uçtaki alternatifler böylece bir süre sonra törpülenir ve firmalar bir süre sonra aynı şekilde düşünen, yaşayan ve yöneten insanlardan oluşur. Farklı görüşler veya alternatifler ise ya göç eder ya da kış uykusuna yatar.

Dalkavukluk bu yaklaşımın bir başka sürümüdür. Dalkavukların farkı, bilinçli olarak güç sahibinin yaptıklarına benzer davranışlar göstermeleridir.
İnsanın egosu o kadar güçlüdür ve bilincimiz bunun karşısında o kadar güçsüzdür ki dalkavukluk yapıldığını bile bile buna izin veririz. Padişahın kendisine yağ yakan dalkavuğuna söylediği “Söyle bre tatar ağası yalan da olsa hoşuma gidiyor” bu durumlar için söylenen bir hikâyecik.
Tesadüfe bakın ki güç sahiplerinin bu kandırmacının ayırtına varma becerileri pek zayıftırJ. Sonuçta bir süre sonra güç sahibinin çevresi bilinçli veya bilinçsizce oluşmuş kendi gibi düşünen veya düşünüyor görünen insanlarca örülür.
Egoyu destekleyen davranışlar her tür hoşgörüyü hak etse de tersi davranışlar da ileri bir iticilik ve hiddetle karşılanır.
Bir gün ünlü bir yönetim danışmanından ilginç bir hikâye dinlemiştim. Yaşlı bir patron zor durumdaki şirketini kurtarabilmesi için oğluna devrediyor ve kendisi yönetimden çekiliyor. Oğlu da radikal kararlar alarak şirketi babasının çizdiği yolun ve yöntemin dışında bir yöntemle yönetmeye başlıyor. Başarılı da oluyor. Firmanın finansal durumu düzeliyor.

Ancak buna uzaktan izleyen babası bir süre sonra oğlunun yöntemlerine ve bu başarıya katlanamıyor. Önce oğlunu görevden alıyor sonra da oğlunun yaptığı reformları geriye alarak firmayı eski ve sıkıntılı günlerine geri döndürüyor.
Yönetim danışmanı, şirket yönetiminde özel olarak egoya dikkat etmemiz gerektiğini iş yapma biçimlerinin sonuca etkisinden daha önemli olduğundan bahsetmişti. Aklımızı esir eden, kendi çocuğuna ve kendi çıkarlarına karşı (çünkü kazanan kendi şirketi) galip gelen egodan söz ediyoruz.

Egomuzun etkisi hararetli tartışmalarda daha çok ortaya çıkar. Medeni insanların tartışmalarında sesinin seviyesi yükselir insanlar tartışmayı tırmandırmamak için kendilerini tutarlar ve kızarırlar. Ancak konu ileri gittiği ve uzadığı zaman silahlar çekilir. Bir süre sonra insan karşısındakinin söylediğini duymaz olur amaç tartışmak değil kendi üstünlüğünü ispatlamaktır.

Zaten tartışma dediğimiz şey genelde konular arasında değil güçler veya egolar arasında yapılır. Eğer karşımızdakinin gücünü küçümsememiş olsaydık amaca ulaşmak için yapılacak şey onunla birlikte ortak veya kararın daha yetkin olana bırakıldığı bir yöntem olurdu. Ama biz illa kendimizi ispatlamalıyız öyle değil mi?
Benim en çok sevdiğim saçma tartışma örneklerinden biri iki kişinin aynı şeyi savunup bağıra çağıra tartışmalarıdır. Hatta bazen en sonunda aynı fikirde olduklarını kabul edip “Ben de iki saattir aynı şeyi söylüyorum” derler.
Bir diğer başarılı tartışma yöntemi taraflardan birinin zamanında tersini iddia ettiği görüşleri sırf tartışmada karşı tarafa karşı koymak amacıyla yaptığı tartışmalardır. Kendini ve düşüncelerini yönetmekte pek başarısız olan arkadaşımızı zamanında itiraz ettiği konuyu savunurken görmek tartışanlardan biri değilsem eğlenceli bir seyir haline geliverir.

Akıl tutulması olarak da nitelendirebileceğimiz yukarıdaki insani davranışlarımız doğruyu bulmamızda en büyük engelleri teşkil ediyor. İçimizde barınan ve her durumda ağırlığını koymaya çalışan ilkel canlının sosyal davranışlarımızı etkilemesi az önce bahsettiğim yarı medeni yarı ilkel davranış biçimlerine sebep oluyor.
Yazımın başlığını akıl tutulması olarak koymayı uzun süre düşünmeme rağmen koymadım çünkü aslında aklımız yerli yerinde ve hiçbir şey olmadan çalışıyor. Esas sorun içimizdeki ilkelin onu esir alıp istediklerini yaptırması.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yüzden insanlar da -hele ki belirli bir bilinç düzeyine ulaşamamışlarsa, ki ulaşmışsalar da yönlendirilebilinir- her ortam ve durumda iktidarlarını kanıtlama çabasına girişmektedirler. Dört duvar arasından dünyayı çözmüş kıraathane adamının entelektüel iktidarını kanıtlama çabası gibi. Bir de buna, konu ile ilgili bilgi dağarcığınız daraldıkça ilgili konuyu açıklayabilecek argümanlardan emin olma potansiyelinizin artması eklenince, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma sonucu ortaya çıkıyor. Bu vesileyle de bilgi sahiplerine uzanan mikrofonlar -bilimsel- şüpheci ve kesin yargılardan arınmış olasılıklarla geri dönerken, haricinden gelen yanıtlar daha çerçeveli ve kesin yargılı oluyor. Halk algısı da propagandist yanıtları hem vermeye hem de bunları işitmeye endeksli olunca sonuç da doğal olarak buna çıkıyor. Daha öne sürülecek ve tartışılacak çok fazla argüman var da, yer ve zaman sıkıntısı işte. Sevgi, saygı ve selamlarımla efendim.

bilm-i yorum 
 28.05.2008 18:25
Cevap :
Degerli katkılarınız icin tesekkur ederim. Saygılar...  29.05.2008 8:06
 

Merhaba sayın Akın, önemli bir konuyu irdelemişsiniz, çok teşekkür ederim, kaleminize sağlık. Ben de naçizane fikirlerimi belirtmek istedim. İnsan doğasının olup olmadığından ve sonrasında varsa ne şekilde -iyi/kötü- olduğundan hareketle filizlenen kimi tartışmalardan çıkarımsadığım sonuç -en azından şimdilik- insanoğlundaki çok engin bir iktidar (kastım “power” güç olarak ya da daha farklı bir şekilde de çevrilebilir) tutkusu. Bu iktidar da yalnızca bir hükümet başkanı olarak büyük kitlelere karşı kullanılan iktidar olmak durumda değil. Evlilikte kocanın karısına, tartışmada bilgi derinliği fazla olanın sığ olana karşı elde ettiği iktidar ve türevlerini de içeriyor. Para, her noktada iktidara yürümek için araç gibi gözükse de, açık denizde yüzme biliyor olmak, para sahibi olmaya nazaran çok daha avantajlı bir iktidar aracı.

bilm-i yorum 
 28.05.2008 18:24
 

Gözlem ve düşüncelerinize katılıyorum.

Özkan Salman 
 26.05.2008 12:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1293
Kayıt tarihi
: 17.04.08
 
 

1974 doğumluyum. Mühendislik eğitimi aldım ve özel bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum. İlgi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster