Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '14

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
4440
 

Aklın Yolu

Aklın Yolu
 

Terazideki eşitliğin sağlanamamasının nedenleri var. Bunlara yaklaşım için, sorularla sürdürelim konuyu................................................................


“Aklın yolu birdir”denir.

Günlük yaşamda en sık kullanılan veciz sözlerden biridir. Ne var ki, insanlar çoğu zaman gerçeklerle karşı karşıya kaldıklarında bu yetiyi pek kullanmazlar. Bireyler ortak bir akılda buluşsa da çok kuvvetle muhtemeldir ki, akıl dışı eylemlerle yaşamını sürdürmekte devam eder.

Şimdi bir paradigma olarak, en çok sözü edilen, en popüler konulardan “varlık-sistem” hususunda aklın yolunun bir olup olmadığını beraberce görmeye çalışalım.

Bu arada şu noktaya değinelim:

Her kim ki terazinin bir kefesine sistemi, öteki kefesine varlığı koyar, sonra savunduğu sistem içinde tanrıya yönelir, yetersizliği icabı şunlar şunlar müstehcen derse, onun evrenselliğinden/aklından varlık anlayışından kuşku duymak gerekir.

Bu böyle bilinmeli. Çünkü başını ağrıtabilecek bir potansiyel taşıyor demektir.

O kişi, sistem ve özünde mevcut olanı karıştırıp bir tutamamış, eşitliği sağlayamamıştır.

Terazideki eşitliğin sağlanamamasının nedenleri var. Bunlara yaklaşım için, sorularla sürdürelim konuyu.

Sistem ya da varlık müşahedesi hususunda bir tercih yapma durumunda kalırsanız sizin için önce hangisi esas alınmalı;

Sistem mi?

Varlık mı?

Varlık olmasaydı sistemden bahsedebilmek mümkün müydü?

Eğer ‘evet’ ise, neden sistem?

Bu tarz yaklaşım bir şekilde, tanrı anlayışını siler mi?

İçinde bulunduğumuz bu yeni dönemin ayırt edici özellikleri nelerdir?

Şayet sadece ‘sistem’ diyorsanız, bu olgunun sizi gizli şirke götüreceğinden haberiniz var mı?

Veya sadece varlık müşahedesi içindeyseniz sistemi pas geçmeniz doğru mu?

Bu soruları büsbütün uzatabiliriz. Ama, olay bir noktadan sonra sarpa sarıp, karma karışık bir hal alacaktır.

Bu sorulara ilaveler olabilir. Liste uzayabilir.

Şüphesiz, tartıştığımız şeyler AKIL ile üstesinden gelinebilir.

Ancak, sistem ve vücut ile ilgili akıl yürütmenin yanısıra, tecrübeli, derin malumat sahiplerinin bizlere ulaştırdığı bilgileri de kulak arkası yapmadan.

Unutulmamalı ki varlık müşahedesi ile sistem yanı olan; görünüş, davranış, beğeni olarak birbirinden farklıdır.

Aklı ile hareket eden, genelde daha iyi eğitimli olup rafine bilgilere sahiptir. Bağlantıları iyidir. Giyimi kuşamı batılıdan farksızdır. Genel kültür düzeyi, bir sistemci ile kıyaslanmayacak ölçüde başkadır. Popüler kültürü benimser. Kendini ezik ve dışlanmış gibi hissetmez. Görgü kurallarını çok iyi bilir. Görünüş ve davranışa/gelişime önem verir. Tek dezavantajlı yanı kendini beğenmesidir. Bu onu zor duruma sokar. Genelde durum böyledir.

Bu eğitim, görgü, rahatlık ve her renge bürünmeyi, tek yanlı hareket eden, tanrıya yönlenmiş olan bir sistemcide göremezsiniz.

Dolayısıyla onlar kaba ve kırıcı olabilir. 

Diğer yandan, varlık müşahadesi içinde olan ile sistemci, ortak akıl ile hareket edebilir, mistik konularda ortak görüş birliği içinde olabilir.

Bir anlamda aralarında şekle yönelik farklar olsa bile, bir bütünleşme gerçekleşir.

Bu bütünlüğün tam olması yani aklın yolunun bir olması demektir.

O nedenle dinde temel sıralanan şeylerin iyi anlaşılması, takip etmek zorunluluğu vardır.

Şöyle ki, sisteme önem veren, bir yanda da varlık müşahedesini algılamaya çalışıp tanrıdan ve şekilcilikten, iyilik peşinde koşmaktan, süratle uzaklaşmalıdır.

Zira, göz karalığı hiçbir şey ifade etmez.

Varlık müşahedesi üzerine olan ise sistemin asla değişmez olduğunu, hem dışsal hem de içsel anlamıyla bilerek yaşamalıdır.

Çünkü kendisi hangi aşamada olursa olsun, hayat istikrarını yakalayabilmede ve yeni dönemin gelecek tasarımlarını yaşayabilmede dışsallığa uyma gerekliliğini düşünmelidir.

 

Ahmed F. Yüksel

 

 

https://twitter.com/sufafy

 

https://twitter.com/AhmedHulusi

 

http://www.ahmedhulusi.org/

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızın ilk satırları aslında bizlere vermek istediğiniz mesajı bir kerede baştan vermiş: AKLIN YOLU BİR'DİR. Akıl sahibi ki birimsel akıl değil evrensel akıl AKL-I KÜL e yakın birimden bahsediyoruz; zaten Varlık meselesini çözmüş ve varlık içinde sistem-SÜNNETÜLLAH'ı idrak etmiş, gereğini yerine getirendir. Bu iki gibi görünen aslında TEK'e ait olan kavramları BİR'leyebilen Varlık bahsini seyredebilmek için SÜNNETULLAH'a tabi olmak gerektiğini de çözmüş demektir. Aksi taktirde sizin de yazınızda ifade ettiğiniz gibi sisteme takılı kalmış bir Tanrı anlayışı ya da hayata geçirilemeyen dolayısıyla eksik-kesikli felsefede kalan bir TEK anlayışı aklın yolunu BİR'leyememiştir.Biz taliplere düşen, sizin tüm püf noktalarını önümüze serdiğiniz bu yazınızda belirttiğiniz gibi ikisi arasındaki bütünselliği fark edebilmektir. Kaleminize, iliminize ve paylaşımınıza sonsuz teşekkür ederiz.

NCAKI 
 30.03.2014 0:58
 

Aklın yolu birdir denir. Ama, akıllılar için olsa gerek. Akılsızlar da kendilerine göre bir akıl kavramına sahiptirler. Hani meşhur bir söz vardır: ‘ Akıl pazara çıkılsa, herkes kendi aklını satın alır!’.. Akıl kelimesi İslamiyet’te son derece önemlidir. Akıllı olmayan birisine, iman şart dahi verilmez. Yani toplumda özürlü zekaya sahip olanlar, deliler vs. için. Fakat derinlere dalınca da şunu düşünüyorum, akıllı olup da, dinden- imandan sorumlu kişilerin kaçı gerçek anlamda akılla ilerlemiş ki!?.. Sanki akıl içinde bir AKIL lazım gibi. İşte bu yüzden nebi ve velilerin akıl konusunda çok sözleri vardır. En sevdiğim Hz. Resulallah’a ait olanıdır. O’na(sav) akıl nedir diye sorulduğunda: ‘’ Aklın en az olanı, ölüm ötesine hazırlanmaktır. ‘’ demiştir. Halbuki diniyle övünen toplumlarda dahi, dinle avamın alıştığının dışında ilgilenenlere; ‘kafayı yersin, dikkatli ol, aman ha’ tarzında uyarılar gelir…Ben sözü fazla uzatmadan bu konuda başucu niteliğinde bir kitap önereceğim: AKIL VE İMAN; yazarı: Ahmed Hulusi… Okuyunca bana hak vereceksiniz, eminim…

Kadir Şanlıay 
 28.03.2014 21:06
 

Sık sık kafamı kurcalayan 2 şeydir: sistem ve Varlık. Yazıda geçen, eğitimli, kültürlü, her renge bürünebilen insanların avantajları olduğu görülüyor. Ama, ne yazık ki bu kişilikte olanlarda da EGO olduğunu açıklamışsınız. Buna katılıyorum, hiç alınmasınlar. Çünkü benim gözlemlediğim de budur. Elbette içlerinde az sayıda, ukalalık ve bencilliği aza indirebilenler vardır. Fakat genel olarak davranışları budur. Buna rağmen, sistem olayını benimseyenlerin de daha kaba ve kırıcı olabileceği vurgulanmış. Ben bundan sistem diyenlerin, biraz daha dışsal- şekilsel olaylara yakın olduklarını ve bu yüzden de esnekliklerinin ve hoşgörülerinin az olduğunu anlıyorum. Mesele; ne o taraf, ne bu taraf. Mesele; ortak akıl ile hareket edebilmek! Bunu hatırlatıp, uyardığınız için teşekkürler..

Simay Özdemir 
 27.03.2014 20:23
 

‘’Her kim ki terazinin bir kefesine sistemi, öteki kefesine varlığı koyar, sonra savunduğu sistem içinde tanrıya yönelir, yetersizliği icabı şunlar şunlar müstehcen derse, onun evrenselliğinden/aklından varlık anlayışından kuşku duymak gerekir.’’ Bu cümleyi sesli düşünmek isterim. Demek ki, terazinin bir kefesine sistemi, bir kefesine varlığı koymamalıyız. Yani bu 2 kavram, birbirleriyle karşılaştırılmamalı ve kıyaslanmamalı. Yani farklı ağırlıkları olmamalı. Belki bir olayın, 2 farklı yönü- boyutu vs. olabilirler. Bir de bazı algıladıklarımız için müstehcen, ters, yanlış vs. diye bakılmamalı. Çünkü bu bakış açısı da bizi evrensellikten perdeleyecektir. Madem Allah’ın sisteminde her şey yerli yerinde…Açıkçası, bir soru sorulsa bana, sistem mi, varlık mı diye? Sanırım cevabım varlık olurdu. Çünkü Varlık olmasa; sistem zaten olmazdı.

Fürüzan Öztürk 
 26.03.2014 19:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 530
Toplam yorum
: 1644
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 11495
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya ve Po..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster