Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2187
 

AKP dış politikası

AKP dış politikası
 

3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimler sonucu %34 gibi bir rakamla iktidara tek başına gelen AKP, dış politikada diğer dönemlere göre bazı önemli değişikliklerin olacağının sinyallerini vermeye başlamıştır. Bu dış politikanın belirginleşmesini sağlayan genel olgunun altında genel seçimler öncesinde Recep Tayip Erdoğan’ın Amerika ziyareti yatmaktadır. Bu derin süreç sorgu mekanizması zayıf olan ülkemizde ne yazık ki bertafar edilmiştir ve asla konu haline getirilmemiştir. Seçimler sonrası genel süreci takiben Abdullah Gül başbakanlığı yaşanmıştır ve akabinde Mart ayında sayın Erdoğan başbakanlık makamına oturmuştur. Genel ve özel dış politika seyri içerisinde ilk ele alacağımız konu Avrupa Birliği’dir.(AB)

AKP Hükümeti, seçimleri kazandığı 2002’den bu Türkiye’nin AB üyeliği konusunda gerçekleştirdiği yoğun diplomasi, AKP hükümetinin, AB ile entegrasyon kurma amacını güttüğünün belirtisidir. AB diplomasisinde de, ABD’nin 2.Dünya Harbi’nden sonra elde ettiği kazanımlar ve Soğuk Savaş’ın bitimi sonrasındaki dış politika anlayışı da büyük bir etkiye sahiptir. Bu çerçevede AKP hükümeti, hem iç hem de dış politikasını şekillendirirken Brüksel’i rahatsız edecek uygulamalardan kaçınmaya çalışmış ve hiçbir olumsuz gelişmenin bu politikayı değiştirmesine izin vermemeye çalışmıştır. AB ile yürütülen müzakereler dış politika seyrini ekonomik, siyasal ve sosyal olarak da etkilemeye devam etmektedir.

AKP hükümeti ile ele almamız gereken diğer önemli konu ise Türk-Amerikan ilişkileridir. Özelikle bu ilişkide ABD’nin Irak işgali sonrası dalgalanmalar ve krizler yaşandığı görülmektedir. ABD ile AKP arasında yaşanan ilk kriz 1 Mart tezkeresidir diyebiliriz. Bu olay iki ülke arasında belirli sorunların oluşmasına neden olmuştur. İkinci kriz 4 temmuz 2003 tarihinde 11 Türk askerinin başına ABD askerleri tarafından ırak’ın Süleymaniye kentinde çuval geçirilmesi olayı olmuştur. Bu olayı dönemin genel kurmay başkanı Hilmi Özkök, Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihindeki en büyük kriz olduğunu vurgulamıştır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ise bu durumun affedilmez olduğunu belirtmiştir. Ayrıca ABD, Saddam sonrası Irak’ın inşasında Kürt gruplara çok önem veren politikaları, Kuzey Irak politikasının temelini burada bir Kürt devleti oluşmasının önlenmesi üzerine kurmuş olan Türkiye’yi rahatsız etmiştir. Bu dönemde Türkiye’de artan terör olayları ve ABD’nin Kürt devleti oluşturma çabaları Ankara’daki politikacı ve askerler arasında hakim olan yaygın düşünce Türk-Amerikan ilişkilerinin yakın bir gelecekte geliştirilerek daha iyi bir düzeye getirilmesinin önünde en önemli engellerin başına bu sorunlar geldiğini belirtmişlerdir. İsrail konusu da AKP Hükümeti döneminde Türk-amerikan ilişkilerinde zaman zaman sorun haline gelmiştir. Özellikle İsrail’in Filistinli sivillere karşı gerçekleştirdiği saldırılara karşı “İsrail’in saldırılarını “devlet terörü” olarak mahkum eden açıklamalar yapan Erdoğan başta olmak üzere AKP liderleri İsrail’de ve Yahudi lobisinin güçlü olduğu ABD’de tepkiyle karşılanmıştır. Türk-amerikan ilişkilerinde yaşanan olumsuz gelişmelerin yanında bazı olumlu gelişmeler de yaşanmaktadır. Bunun örneğini Soğuk Savaş sonrası istikrarsız ortamda küresel güç rekabeti ya da bölgesel etkinlik gerginlikler nedeniyle çatışma yaşanan bölgelerde istikrarın sağlanması konusunda doğrudan çıkar çatışmaları konusu hariç ABD ile işbirliği içerisinde olmuştur. Bu bağlamda Kosova, Bosna Hersek ve Makedonya’da ABD öncülüğünde oluşturulan ve bir kısmı zamanla AB’ye devredilen Uluslararası istikrar güçlerine askeri destek vermiştir.

AKP döneminin Kıbrıs politikası diğer dönemlere göre köklü dönüşümlerin yaşandığı görülmektedir. AKP’nin Kıbrıs politikasının köklü dönüşümler yaşaması AB ile entegrasyon sürecinde yapılan müzakerelerin payı büyüktür. AKP kendi döneminde Kıbrıs ile daha uzlaşmacı, işbirliğine yatkın ve diplomasinin inceliklerini sergilemek isteyen tavırları sergilemeye çalışmıştır. Çözüm konusunda attığı radikal adımlarla Rum tarafını ve dünyayı şaşırtan AKP Hükümeti referandumda Annan Planı’nın kabul edilmesini desteleyen tavır takınırken, Yunanistan bu konuda kararsız bir tutum sergilemiştir. Referandumda bilindiği üzere Türk tarafında halkın yaklaşık %65 kadarı Plan’ı kabul ederken, Rumların sadece %24’ü plan lehinde oy kullanmıştır ve bu şekilde Annan Planı Rum tarafından kabul edilmemiştir. AB müzakereleri çerçevesinde gelişen AKP’nin Kıbrıs politikasında AB’nin taviz vermeyeceği ve arzu etmeyeceği bir konu birliğin güvenlik alanında işbirliğine çok önem verdiği Türkiye’ye yönelik politikalarının yalnızca Rum eksenli şekillendirmesidir. Bu çevreden bakıldığında Kıbrıs politikalarında Türklerin kabul ettiği Annan Planı temelinde bir çözüm öncesinde Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında 1 Mayıs 2004’te birliğe üye olması Brüksel açısından diplomatik bir hata olduğunu söylemekte bir yanlışlık olmayacaktır. AKP hükümetinin uzlaşmacı ve liberal yaklaşımları sorunun çözümü için yeterli olmamıştır. Türkiye’nin diğer dış politikaları sorununda olduğu gibi (Yunanistan v.b) uluslararası kamuoyu Türkiye’nin karşısındadır. AB’ye Güney Kıbrıs’ın üye olarak alınması Türkiye’nin hem Kıbrıs politikalarını hem de AB’ye üyelik sürecini ciddi şekilde etkileyecektir.

Sonuç olarak ise, AKP dış politikasını incelemek beraberinde bazı sorunları ve tartışmaları da getirmektedir. AB ile entegrasyonu dış politikanın temeline oturtan AKP, birliğe uyum paketleriyle ve uyum süreciyle Türk demokrasisine katkıda bulunmaya çalışması tartışmaya açık bir olgudur. ABD ile dengeli ama sorunlu ilişkiler yaşadığımız aşikardır. ABD’nin Irak işgali iki ülke arasındaki ilişkileri zedelemiştir ve iki ülke arasındaki ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkileri gözden geçirme gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Değişen dünya konjoktöründe uluslararası ilişkilere uyum çalışması ve çok boyutlu dış politika anlayışı beraberinde bazı krizleri doğurduğu yaşanan gelişmelerin takibinde görülmektedir. Bu bağlamda AB ile entegrasyon süreci her ne kadar çok boyutlu dış politika arayışını kolaylaştırıyor gözükse de, ABD’nin Türk dış politikasındaki yerini yeniden tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Irak’ın işgalinin gösterdiği gibi “haydut devletleri” terbiye eden yönüyle ABD dış politikasını Türkiye’nin işbirliği, ticaret ve sıfır problem temelli komşu ülkeler politikasını zora sokaktadır. Ancak aynı politika demokrasi ve insan haklarını söylemde bile olsa, önceleyen yönüyle de (BOP) Türkiye’nin örnekliği ve medeniyetler buluşması tezini güçlendirmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1538
Kayıt tarihi
: 22.07.08
 
 

Uluslararası İlişkiler Mezunuyum. Yüksek Lisans çalışmaları yapmaktayım. Uluslararası İlişkilerde ak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster